Block title
Block content

Risalelerde mütevazı olmakla ilgili kısımlardan örnek gösterip açıklar mısınız? Ayrıca, kişi kendisi namaz kılıyorsa, namaz kılmayanlara göre ister istemez kendisinin üstün olduğunu düşünmez mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tevazu: Alçak gönüllülük, kibirsizlik ve mahviyet hâline denir.

"İnsanda büyüklüğün mikyası, küçüklüktür; yani, tevâzudur. Küçüklüğün mizânı büyüklüktür; yani, tekebbürdür."(1)

Yani bir kişi kendini büyük görüp kibirleniyorsa, o kişi küçük ve zelildir. Bir kimse de kendi üzerindeki nimetleri Allah’tan bilip şükür ve sena içinde ise, bu kimse büyüktür. Yani Allah katında makam ve mevki sahibi demektir.

Mahviyet: Kendi kusurunu bilip kendine haddinden fazla kıymet vermemek, tevâzu içinde olmak demektir.

Mahviyet, insanın kendi benlik ve varlığını yok edip, Allah’ın zatında ve varlığında fani olma halidir. İnsan kendinde kusur ve eksiklikten başka bir şey göremez. Şayet üzerinde sena edilmeye layık bir haslet varsa, onu Allah’tan bilip ona şükreder, asla üzerine almaz. Allah’a karşı tam bir mahv (yok olmaklık) hali hakimdir. Mahviyet, Allah ile kul arasında bir münasebet iken, tevazu da kişinin diğer insanlara karşı bir halidir, diyebiliriz.

Ayrıca mahviyet ve tevazu, üzerimizdeki nimetleri inkar edip görmezlikten gelmek demek değildir. Böyle olursa, küfran-ı nimet olur. Yani Allah’ın, üzerimizdeki nimetleri inkar etmek anlamına gelir ki, bu caiz değildir. Öyle ise ne nimetleri kendimizden bileceğiz, ne de nimetleri inkar edip görmezlikten geleceğiz. Nimetleri Allah’tan bilip şükredeceğiz. Üstad Hazretleri Risale-i Nurların çok yerinde tahdis-i nimet nevinden, üzerindeki nimetleri izhar ve ilan etmiştir. 

Mahviyet, tevazu ve terk-i enaniyet; nimetleri Allah’tan bilip şükretmek ve insanlar üstünde faziletfüruşluk taslamamaktır. Bu şartlar dahilinde üzerimizdeki nimetleri tahdis nevinden izhar ve ilan etmemizde bir sakınca yoktur. Üstad Hazretleri bu halleri üzerinde cem eden güzel bir misaldir.

Faziletfürüşluk, insanın kendi amellerini beğenip, diğer insanlardan kendini üstün görmesidir ki, bu caiz değildir. İnsan kendini Müslümanların en hakiri, en altı olarak görmekle mükelleftir. Bu nefis terbiyesi açısından böyledir. Hakikati hali ise Allah bilir.

Risale-i Nur'daki enaniyet bahsi ve bir çok muhtelif yerler tevazu ve kibrin mahiyetinden bahseder. Biz numune olarak bazılarını ve onların şerhlerini takdim edelim.      

"Meselâ, zayıfın kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur. Kavînin zayıfa karşı tevazuu, zayıfta tezellül olur."(2)

Zayıf bir adamın kuvvetli bir adama karşı dik ve izzetli durması güzel bir hal iken, kuvvetli adamın zayıf adama karşı dik ve izzetli durması çirkindir, kibirdir. Yine zayıf adamın kuvvetli adama tevazu göstermesi yalakalık sayılırken, kuvvetli adamın zayıfa alçak gönüllü olması güzel olan tevazudandır.  

"Meselâ, bir ulü'l-emir, makamındaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir. Hânesinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur."

Bir valinin, makamındaki ciddiyeti vakar, yani ağırbaşlılık iken, aynı valinin, evindeki ciddiyeti kibirdir.  Valinin makamındaki tevazusu zillet, yani alçaklık iken; evindeki alçak gönüllüğü, güzel bir haslet olan tevazudur.

"Meselâ, fert, mütekellim-i vahde olsa; müsamahası, fedakârlığı, amel-i sâlihtir. Mütekellim-i maa'l-gayr olsa hıyanet olur."

Bir şahıs, kendi namına kendi hesabına hoşgörülü ve fedakar olabilir; ama mensubu bulunduğu bir dernek bir cemaat bir kuruluş adına ve hesabına hoşgörülü ve fedakarlık yapamaz. Mesela bir dernek başkanı kendi kesesinden sadaka verebilir, ama dernek kesesinden veremez.

 "Meselâ, bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez. Millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez."

Bir şahıs kendine yapılan bir hakareti nefsine yedirip affedebilir, bu güzel bir haslettir. Ama başkanı olduğu derneğe yapılan hakareti kendi hesabına affedip hoşgörülü olamaz. Derneği adına övünebilir, ama şahsı adına övünmesi kibir ve böbürlenmek olur...

Dipnotlar:

(1)  bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

yağız22
"Bir şahıs kendine yapılan bir hakareti nefsine yedirip affedebilir, bu güzel bir haslettir."yazmışsınız ama Üstad " Yoksa beni hodbinlik ile ittiham edenlere hakkımı helâl etmem"Birinci Şua diyor.izah?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Üstadı hodbinlik ile suçlayanlar Risale-i Nuru çürütmek iman davasına leke vermek için suçluyorlar. Çünkü bu asrın en büyük ve kötü prensiplerinden birisi eser sahibini çürütmekle eseri çürütmek prensibidir. Yoksa üstadımız şahsını düşündüğü için bu ibareyi kullanmıyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Dagmera

Yirmi İkinci Sözde iki zatın karşılaştırması var. Mütevaziliğe de çok güzel bir örnek:

"..Büyük bir zâtın divanhanesine giriyorlar. Birisi kalbinden der: "Beni yalnız kabul etsin; dışarıdaki soğuktan kurtulsam bana kâfidir. En aşağıdaki iskemleyi de bana verseler, lütuftur."
..
Mütevaziâne giriyor, en aşağıdaki iskemleye oturmak istiyor. Onun o kanaati, divanhane sahibinin hoşuna gidiyor. "Daha yukarı iskemleye buyurun" der. O da gittikçe teşekkürâtını ziyadeleştirir; memnuniyeti tezayüd eder."

Buradaki zat belki de Bediüzzaman hazretlerinin babası olabilir. Çünkü şu şekilde bir hatıra okudum:

Bediüzzaman'ın Van’da, Vali Tahir Paşa’nın konağında kaldığı günlerdi.
Bir gün basit kıyafetli bir köylünün kapıda kendisini beklediğini söylediler. Kapıya koştu. Gelen babasıydı. Bir merkeple Nurs’tan kalkmış, Van’a oğlunu görmeye gelmişti.
Bediüzzaman sevinç içinde babasının ellerine sarıldı. Halini hatırını sordu. Annesi ve kardeşleri hakkında bilgi aldı.
Mirza Efendi, kapıda oğlunu:
– Oğlum, burada benim, senin baban olduğumu sakın kimseye söyleme, diye uyardı.
Bediüzzaman babasının önüne geçip ona yol gösterdi ve içeri aldı.
Salona girdiler. Vali ve şehrin diğer ileri gelenleri de oradaydı. Sofi Mirza Efendi, utanarak kapının eşiğine yakın bir yere oturdu.
Bediüzzaman, uyarısına rağmen babasını topluluğa iftiharla tanıttı:
– İşte bu zat benim babam Sofi Mirza Efendi’dir.
Ve babasını kapı ağzından alarak başköşeye, Vali Tahir Paşa’nın yanındaki sedire oturttu. (Ömer Faruk Paksu, Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...