"Risaletü'n-Nur'un sadık şakirtleri, hüsn-ü âkıbetlerine ve iman-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbul ve samimî dualar..." Nur talebeleri sadece birbirine değil, tüm ehl-i imana dua ediyor. Buna göre müminlerin hepsi imanla kabre girmeli?

Soru Detayı

- Birinci emradeki "hakkalyakin derecesindeki iman-ı tahkiki" ile kabre iman ile girileceğine bir delil olduğunu anlayanbiliyorum.
- Ancak ikinci emaredeki dualardan hiç değilse bir tanesi kabul olsa yine hepsi ehli necat olur hüccetini anlayamıyorum. Çünkü, sadece nur talebeleri birbirine dua etmiyor, tüm ehli iman için dua ediyor.
- Hem Ehli iman olanlara her mümin hem namazında hem duasında defaetle dua ediyor. Bu mantığa ve delile göre Nur talebeleri gibi her ehli iman iman ile kabre girer?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birinci Emare: İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: 'Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.' Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor."
(...)
"İkinci Emare: Risaletü'n-Nur'un sadık şakirtleri, hüsn-ü âkıbetlerine ve iman-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbul ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri kabul olmamasına akıl imkân veremiyor."
(1)

Devlet, memleketin dört bir köşesine büyük ve geniş bir iletişim ağı kurarak vatandaşlarına abonelik imkanı sağlamış. Abonelik ücreti olarak da bir miktar tayin etmiş. Bu miktarı ödeyen bu ağa dahil olarak memleketin her tarafı ile iletişim kurabilir. Lakin abone olmadan abonelik ücretini ödemeden bu ağa dahil olmak mümkün değildir.

Tabiri yerinde ise manevi anlamda bir dua ağı kurulmuş. Bu dua ağına dahil olmanın bedeli olarak farzları yapmak ve dua seremonisine (genellikle resmi yerlerde, resmi işlerde uyulması gereken kural, yol ve yöntemlerin tümü) iltihak etmektir.

Farz namazların arkasındaki tesbihatta edilen dualar, bu dua ağına katılmanın şartıdır. Bu dualarda milyonlarca mümin imanla kabre girme konusunda birbirine gıyaben dua ediyorlar. Burada Nur talebesi olma şartı diye bir kesin bir kural bulunmuyor. Dua ağının asgari şartlarını üzerinde barındıran her mümin, bu durumdan istifade edecektir. Ama Nur talebeleri, müminlere yaptıkları duadan ayrıca birbirlerine hususi dua ettikleri için, duaları geneli bozmamak kaydı ile birbirine daha etkilidir de denilebilir.

Farzları yapmayan günahları serbestçe işleyen gaflet ve dalalet üzerine giden Müslümanların bu dua aboneliğinden istifade etmesi de beklenemez.

“Kullarım beni sana soracak olursa, muhakkak ki ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad olurlar.” (Bakara, 2/186)

“Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? ...” (Furkan, 25/77)

Bu ve benzer ayetler de duanın gücünü, etkisini ve gerekliliğini çok açık bir şekilde ifade etmektedir.

(1) bk. Kastamonu Lahikası, 13. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...