Block title
Block content

"Rızık, hayat kadar kudret nazarında ehemmiyetlidir. Kudret çıkarıyor, kader giydiriyor, inayet besliyor... Hayat, muhassal-ı mazbuttur; görünür. Rızık gayr-ı muhassal, tedricî münteşirdir; düşündürür..." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kainatta olan biten bütün fiillerin ilmi kalıplarını ve programlarını kader takdir ve tayin eder, kudret de bu takdir ve tayin edilen hususları en ince ayrıntına kadar  tatbik sahasına döker. İnayetin beslemesi ise hayat sahiplerine, kaderde tayin edilen ihsan ve ikramların envanteridir. Yani Allah takdir ve tayin ederken, mahlukatına nihayetsiz ikram ve ihsanlarda bulunuyor.

Allah’ın kudreti dehşetli bir faaliyet ile şu maddi alemi nurani ve latif şeylere dönüştürüyor. Kainattaki sayısız zerreleri hayattan nasiplendirmek ve onlara mazhar kılmak için sürekli her şeyi hareket ile sevk ediyor. Öyle ki en önemsiz, hatta kokuşmuş leşlerde bile sayısız hayatçıklar yaratıyor. Her tarafı hayat ile şenlendiriyor. Elbette hayatın kaynağı ve devamı için, rızkı da hayat gibi kainatın her tarafına yayıp açıyor. Ya da her hayat için rızkı ihzar ediyor, yani hayat için hazırlıyor. Rızık ile hayat arasında çok sıkı bir ilişki ve bağ vardır.

"Hayat, muhassal-ı mazbuttur; görünür."

Hayat, kainatın umumundan süzülüp gelen bir macun, bir öz gibidir. Yani hayat öyle bir sanattır ki, bütün kainat çarklarının işlemesinden hasıl olup geliyor. 

Mesela, bir karıncanın hayata mazhar olabilmesi için, bütün kainatın ve sebeplerin ona itaat ve hizmet etmesi gerekiyor. Mesela güneş olmasa hayat olmaz, su olmasa hayat olmaz, toprak olmasa hayat olmaz, sema olmasa hayat olmaz, hava olmasa hayat yine olmaz vs. Hayatın oluşumunda ve devamında bütün kainat çarklarının eksiksiz işlemesi gerekiyor. 

Öyle ise hayat denilen şey kainattan muhassal, yani süzülüp gelen bir sanattır. Kainat, hayat sayesinde adete mazbut bir şekle bürünüyor, görünür ve bilinir bir kitap şekline geliyor. Hayatı büyütsek kainat olur; kainatı küçültsek hayat olur. Öyle ise hayat kainatın mazbut ve muhassal bir prototipidir.

"Rızık gayr-ı muhassal, tedricî münteşirdir; düşündürür."

Rızık, hayata nispetle daha dağınık ve daha münteşirdir. Hayat gibi mazbut ve muhassal değildir. Yani rızık, hayat gibi dürülüp mücessem ve müşahhas bir şekle sokulmamıştır. Bu yüzden rızık üzerinde tevhidin okunması biraz daha dikkat ve gayret ister. Hayat gibi kendini gösterip tam manası ile izhar ve ilan etmiyor. Nazlanıyor dikkat ile ilgi istiyor, tazarru ve dua gerektiriyor. Rızkın sebeplere bağlanması ve kesif eller ile gönderilmesi, hayata nispetle kendini biraz daha düşünmeye sevk ediyor.

 Üstad Hazretlerinin ifadesi ile Hayat, adeta sebepsiz ve bir anda vücuda gelirken, rızık çok sebeplerden ve kesif vasıtalardan süzülerek ve peyderpey ilerleyip geliyor. Bu da insanların okuyup düşünmesi açısından biraz daha dikkat ve emek istiyor. Böyle olmasının sebebi ise, insanların rızık hususunda daha çok dua ve niyaz etmesi içindir. 

Hayata ibda, yani bir anda vücut bulmak rızka ise inşa, yani tedrici ve tekamül sureti ile vücut bulmak nazarı ile  bakabiliriz.

"Bir nokta-i nazarda denilebilir: “Açlıktan ölmek yoktur.” Zira şahm vesair surette iddihar olunan gıda bitmeden evvel ölüyor. Demek terk-i âdetten neşet eden maraz öldürür, rızıksızlık değil."(1)

İnsanın vücudu ve midesi esnek bir yapıya sahiptir. Mideyi alıştırırsan, bir iki lokma ile de doyar, küçük bir keçiyi yemek ile de doyar. İnsan, midesini, iradesini kötüye kullanarak  çok yemeye alıştırsa, artık o vücut az yemek ile yaşayamaz duruma gelir; açlığa tahammül edemez.

İki adam düşünelim; biri midesini çok güzel bir terbiye ile bir iki lokmaya alıştırsa, bu adam kırk veya seksen gün aç kalsa, midesi dayanıklı olduğu ve az yemeye alışkın olduğu için ölmez.

İkinci adam ise, midesini kötüye kullanarak, çok yemeye alıştırsa, uzun müddet aç kalsa dayanamaz, ölür. Bu ikinci adam, rızksızlıktan değil, çok yeme alışkanlığından dolayı ölmüş olur.

Zira Allah, insan bedenine uzun müddet dayanacak şekilde erzakı depolamıştır. Rızık bulamadığı zaman, bu depodan idare eder. Bu erzak bitmeden, nasıl olsa rızka ulaşır ve hakiki açlıktan ölmez. Ama biz irademizi kötüye kullanıp, midemizi çok yemeye alıştırsak, o uzun müddet açlığa dayanma gücünü de kırmış oluyoruz. Allah’ın bize verdiği o fıtri dayanma gücünü suistimal edip kısaltıyoruz.

Özet olarak burada kötüye kullanılan adet, çok yeme alışkanlığıdır.

(1) bk. Sünûhat, Unsuriyetin Hikmeti.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Ömernur4040

Allah razı olsun güzel açıklama 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
k.toprak

Mideyi alıştırırsan iki lokmada yeter demişsiniz .bu su içinde gecerlimidir.cünkü Ramazan'dan önce cok su tüketen arkadaşlar oruç tutarken zorlanıyorlar .ben suyu az içiyorum oruç tutarken zorlanmıyorum.suyuda az yemek gibi değerlendirebilir miyiz ?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Su içmenin riyazeti olmaz bedenin ihtiyacı kadar içilebilir. Şu var ki beden çok yemeye alışmışsa suyu da ona göre içer. Az yiyen vücut kitlesi makul seviyede olan ona göre içer. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
k.toprak

Allah razı olsun anladım .

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Adem68474

Kesretin mebdei vahdettir müntehasıda vahdettir konuyla münasebeti noktasında izah edermisiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Kainatın ilk halinden önce Allah vardı kainatın en sonunda da Allah var. Kainatın başına gitsen bir olan Allah'ı bulursun sonuna doğru gitsen yine bir olan Allah'ı bulacaksın. Her durumda Allah'ı bulursun. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Adem68474

Kesretin mebdei vahdettir müntehasıda vahdettir bu cümlenin konunun başında geçen ayetle münasebeti Nasıl oluyor?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Hayat vahdet ve tevhidin en zahir en kesin en parlak bir delili olduğu için hayat hem kainatın mebdei hem de müntehası oluyor. Mesela ağacın mebdei olan çekirdek hayatlı olduğu gibi ağacın müntehası olan meyvede hayatlıdır. Hem çekirdek hem de meyve vahdetin en parlak bir delilidir. Hayatın en sağlam en kararlı ve en derini ahirette ki hayat olacak. Dünyada ki hayatın kusur ve noksanlıkları ahirette olmayacak. Bu yüzden cennetin taşı toprağı hayatlı olacak emri bilecek. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...