Block title
Block content

"Rububiyetin azametine dokunur ve ulûhiyetin kibriyasına ilişir ve mâbudiyet-i mutlakanın haysiyetine dokundurur, celâlini müteessir eder." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kafirlerin küfrü, müşriklerin şirki Allah’ın zatına, isim ve sıfatlarına -haşa- bir zarar bir noksanlık menfi anlamada bir etki yapamaz. Lakin Allah’ın celaline, haysiyetine ve kibriyasına şuunat eseri olarak (Şuunat, zata ait keyfiyetler demek)  bir teessür bir dokunma bir ilişme veriyor ve Allah da bu şuunatların gereği olarak kafirleri ve müşrikleri çok dehşetli ve şiddetli bir şekilde azaplandırıp cezalandırıyor.

Yani kafir küfrü ile Allah’a şunu demek istiyor; "Sen kimsin, seni tanımıyorum; sen bana hiçbir şey yapamazsın." Kafirin bu meydan okuması, Allah’ın sonsuz izzet ve azametini hafife alma ve onu rencide etme anlamı taşıdığı için, Allah, izzet ve azametinin gereği olarak ona müthiş bir azap veriyor.

Basit bir insan basit bir izzet ve haysiyeti ile küçük bir hakareti kaldıramıyor iken, sonsuz izzet ve haysiyet sahibi olan Allah’ın kafirin bu edepsizliğine karşı ilgisiz ve lakayt kalması elbette düşünülemez. Dokunmak, ilişmek, müteessir olmak gibi tabirler hem mukaddes birer şuunattırlar  hem de Allah’ın o isimlerinin gereğini yapmasına birer teşbihtirler. Yoksa bizim anladığımız ve bize ait olan bir dokunmak, ilişmek ve üzülmek değildir.

Şuunat-ı İlahiye: Şuunat, şe’nin çoğulu. Şe’n için Türkçemiz de tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak “şan, hâl, tavır, kabiliyet” deniliyor.

Hâlık (yaratıcı) Allah’ın bir ismidir. Hâlıkıyet ise şe’nidir. Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek diledi mi bu dilemeyi, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takib ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor.

Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi. Rab, yâni terbiye edici. Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni.

Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde, her birinin şuunât-ı İlâhiyyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır.

Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’ndir. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için“mukaddes” kelimesi kullanılır. Allah da kulunun ibadetinden memnun olur. Ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için “memnuniyet-i mukaddese” tabiri kullanılıyor. Bunlar da şuunat-ı İlahiyedendirler.

Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir lezzet-i mukaddesesi vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.

Dokunmak, müteessir olmak, ilişmek gibi ifadeler mukaddes ve münezzeh manası ile Allah’a aittir. Yoksa bizdeki süfli hali ile Allah’a izafe etmek caiz olmaz. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...