Block title
Block content

"Rububiyetin haşmetiyle ulûhiyetin azametine bir müşahit, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki, o güzellikleri görsün, o manzaralar arasında tenezzüh etsin,.." ifadelerini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-yi İlâhîde teşhir edilen tezyinâta, kemâlâta, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle ulûhiyetin azametine bir müşahit, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki, o güzellikleri görsün, o manzaralar arasında tenezzüh etsin, o harika nakışlara, ziynetlere tefekkürle hayran olsun. Sonra o sergiden Sâniinin celâline, Mâlikinin iktidar ve kemâlâtına intikal ile Onun azametine secde-i hayret etsin. Bu vazifeyi ifa edecek, insandır. Çünkü, insan gerçi cahil, zulmetli birşeydir, amma öyle bir istidadı vardır ki, âleme bir enmuzeç ve bir nümune olmaya liyâkatı vardır. Hem o insanda öyle bir emânet vedia bırakılmıştır ki, onunla gizli defineyi bulur, açar. Hem o insandaki kuvvetler tahdit edilmeyerek mutlak bırakılmıştır. Buna binaen, küllî bir nevi şuur sâhibi olur ki, Sultan-ı Ezelin azamet ve haşmetinin şâşaasını idrak ediyor."

"Evet, mâşukun hüsnü, âşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkaş-ı Ezelînin rububiyeti de insanın nazarını iktizâ eder ki, hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunsun."

"Evet, gül ve çiçeklerin yüzlerini güzelleştiren Zât, nasıl o güzel yüzlere arılardan, bülbüllerden istihsan âşıkları icad etmesin? Ve güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratır."

"Kezâlik, bu âlemi şu kadar ziynetlerle, nakışlarla tezyin eden Mâlikü’l-Mülk, elbette ve elbette o harika, antika, mu’cize manzaraları, ziynetleri, seyircilerden, müşahitlerden, âşık ve müştaklardan, ârif dellâllardan hâli bırakmayacaktır. İşte, câmiiyeti dolayısıyla insan-ı kâmil, halk-ı eflâke ille-i gaiye olduğu gibi, halk-ı kâinata da semere ve netice olmuştur."
(1) 

Bu İ'lemde Üstadımız, kainatın ve insanın yaratılmasının hikmetini izah etmektedir. Kainatın bu denli mükemmel, müzeyyen, süslü ve harika yaratılmasının sırrı ve hikmeti, Allah'ın azamet ve rububiyetini ilan etmek ve ayna olmaktır. Bu harika icraatları da seyredip marifetullaha basamak yapacak kişinin de insan olduğu belirtilmektedir.

Bu cümlede geçen "rububiyetin haşmetiyle uluhiyetin azametine" ifadesinde anlatılmak istenen çok manalardan iki tanesi şöyle olabilir:

1. Allah kainatta terbiyeciliğini yani rububiyetini tecelli ettirmiştir. Her şeyi terbiye eden Allah'tır. Ayrıca Bütün varlıkların fıtri bir şekilde bir tek ilaha hizmet ettiği de hikmet nazarıyla müşahede edilmektedir. İşte kainatta tecelli eden bu haşmetli rububiyeti ve azametli uluhiyeti müşahede edip, hakkıyla marifet boyutuna taşıyacak bir vazifeliye ihtiyaç var ki, o da insandır.

2. Allah'ın uluhiyeti dediğimiz ilahlığının görülmesi, eserleriyle olmaktadır. Allah, eserlerini terbiye edip, yaratıyor. Bu yaratma hadisesi de bir mabudiyet ve uluhiyete işaret ediyor. İşte Allah'ın haşmetli rububiyetiyle tezahür ettirdiği azametli uluhiyetini müşahede edip, neticede hayret edecek bir kişiye ihtiyaç vardır. İşte bu azim ve külliyetli kulluğu ve vazifeyi yapacak kainatta birtek varlık vardır;  o da İnsandır.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zerre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...