Block title
Block content

Ruh nasıl katiyen bakidir ki, ezeli olmadığı halde ebedi olsun? Cenab-ı Hak ruhu da vücut gibi öldürse, sonra kıyamette onu da diriltse, nasıl bir abesiyet oluyor ki? Kur'an itikadına göre ruhun baki olduğuna inanıyoruz.

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Meseleyi İlahi kudretin imkanları noktasından değerlendirirsek hepsi mümkündür. Yani Allah dilerse ruhu yok eder. Lakin bir de işin vaki boyutu vardır. Yani Allah kainatı ve eşyayı takdir ederken, bir mizaç ve program üzerine takdir ediyor. Mesela cesedi dağılmak tabiatında icat ederken, ruhu beka temelinde ve besatet şeklinde icat ediyor. Şimdi ben kalkıp bu mizaca bakarak ruh beka için, ceset dağılmak için tasarlanmıştır, öyle ise ruh baki ceset fanidir diye bir önerme çıkarsam hakikati hali ifade etmiş olurum.

Bu önermem İlahi kudreti inhisar altına alıp onu, ruhu bekaya mazhar etmeye mecbur kılmaz. Yani ruh asliyeti itibarı ile değil, kayyumuiyet sırrı ile bekaya mazhar oluyor. Onu bekaya mazhar eden kudret, dilerse fenaya da mazhar edebilir. Bu işin imkanat kısmıdır. Her mümkünü vaki telakki etmek ise zihni bir maraz addedilir.

Ruhun mahiyetini bekaya mazhar olacak bir şekilde tasarlayıp sonra fenaya mahkum etmek, hikmet noktasından bir tutarsızlık ve çelişki olacağı için, Allah böyle bir çelişkiden beridir demek gayet makul ve mantıklıdır. Ruh katiyen bakidir ifadesi, ruhun mahiyetini ve tasarımını  doğru okumak ile ilgilidir. Yoksa -haşa- Allah ruhu bekaya mazhar etmek zorundadır demek anlamına gelmiyor. "Perşembenin geleceği çarşambadan bellidir." sözünde olduğu gibi, ruhun bekası İlahi tasarım ve mizacından bellidir, diyebiliriz. Sonuçta bu tasarımı ve mizacı  yaratan Allah’tan başkası değildir. Öyle ise Üstad Hazretlerinin ruhun mizaç ve tasarımına bakarak, ruh katiyetle bakidir demesi, İlahi maksadı keşf ve ilan etmek demektir. Allah’a bir icbar ve zaruret isnat etmek anlamı taşımaz.

"Her şey helâk olup gidicidir, Ona bakan yüzü müstesnâ." (Kasas, 28/88).

Bazı alimler bu ayette ifade edilen "yok olma" manasının, cennet ve cehennemi içine alan beka aleminde olmayacağını söylüyorlar. Yani mana-yı muhalifi ile helak olma sadece maddi alemde tecelli edecek diyorlar.

Bazı alimler ise yok olma fiilinin maddi alemle beraber cennet ve cehennemi de içine alan beka aleminde de olacağını, lakin bu gidip gelme o kadar hızlı olacak ki, kimse yok olduğunun farkında bile  olmayacak demişlerdir.

Üstad Hazretleri bu ayeti şu şekilde tefsir ediyor: 

"Bu âyetin âhirete, cennete, cehenneme ve ehillerine şümulü var mı, yok mu?"

"Elcevap: Şu mesele, pek çok ehl-i tahkik ve ehl-i keşif ve ehl-i velâyetin medar-ı bahsi olmuş. Şu meselede söz onlarındır. Hem de şu âyetin çok genişliği ve çok merâtibi var."

"Ehl-i tahkikin bir kısm-ı ekseri demişler ki: 'Âlem-i bekaya şümulü yok.' Diğer kısmı ise: 'Âni olarak onlar da az bir zamanda bir nevi helâkete mazhar olurlar. O kadar az bir zamanda oluyor ki, fenâya gidip gelmiş hissetmeyecekler.'"

"Amma, bazı müfrit fikirli ehl-i keşfin hükmettikleri fenâ-yı mutlak ise, hakikat değildir. Çünkü, Zât-ı Akdes-i İlâhî madem sermedî ve daimîdir; elbette sıfâtı ve esmâsı dahi sermedî ve daimîdirler. Madem sıfâtı ve esmâsı daimî ve sermedîdirler; elbette onların aynaları ve cilveleri ve nakışları ve mazharları olan âlem-i bekadaki bâkiyat ve ehl-i beka, fenâ-yı mutlaka, bizzarure, gidemez."(1)

Bazı aşırı giden tasavvuf ehli zatların iddia ettiği gibi mevcudat ve mahlukat mutlak anlamda hiçliğe ve yokluğa gitmiyorlar. Zira Allah’ın isim ve sıfatlarına aynedarlık yapan mevcudatın yokluğa gitmesine ebedi olan isim ve sıfatları müsaade etmez. Bu sebepten dolayı varlığın yokluğa gidip tekrar geri gelmemesi düşünülemez. 

"Kur'ân-ı Hakîmin feyzinden şimdilik iki nokta hatıra gelmiş; icmâlen yazacağız."

"Birincisi: Cenâb-ı Hak öyle bir Kadîr-i Mutlaktır ki, adem ve vücut, kudretine ve iradesine nisbeten iki menzil gibi, gayet kolay bir surette oraya gönderir ve getirir. İsterse bir günde, isterse bir anda oradan çevirir."

Üstad Hazretleri  burada Allah’ın sonsuz kudretine atıfta bulunarak, varlığın hiç kimse hissetmeden bir anda yok ile var arasında gidip geleceğine işaret ediyor. Bu da Allah’ın azamet ve kibriyası açısından mükemmel ve muazzam bir olaydır. 

"Hem adem-i mutlak zaten yoktur. Çünkü bir ilm-i muhît var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, bir şey ona atılsın. Daire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i haricîdir ve vücud-u ilmîye perde olmuş bir ünvandır. Hattâ, bu mevcudat-ı ilmiyeye, bazı ehl-i tahkik 'a'yân-ı sâbite' tabir etmişler. Öyleyse, fenâya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mânevîye ve ilmîye girmektir. Yani, hâlik ve fâni olanlar, vücud-u haricîyi bırakıp, mahiyetleri bir vücud-u mânevî giyer, daire-i kudretten çıkıp daire-i ilme girer."

Mutlak anlamda yokluk diye bir şey yoktur. İki zıddın beraber bulunması aklen caiz değildir. Allah’ın mutlak varlığı mutlak yokluk manasını ve kavramını zaten imkansız kılıyor. Zira mutlak varlık, yokluk manasını kabul etmez. Allah’ın sonsuz ilmi bütün varlıkları kuşattığı için, faraza bir eşya cismani vücut noktasından yok olsa bile, Allah’ın ilmindeki varlığı noktasından yine vardır. Yani her şeyin aslı ve özü vücud-u ilmide vardır. İlmi kelam alimleri eşyanın bu varlık mertebesine ayan-ı sabit demişler. Yani eşyanın Allah’ın ilmindeki tasarım ve proje halidir. Eşyanın kudret dairesinde olan harici vücutları gider, yerine  ilim dairesindeki manevi vücutları kalır. Aslında kudret ve ilim sıfatları arasındaki ani bir gidiş geliş serüvenidir eşyanın helak olması.  

"İkincisi: Çok Sözlerde izah ettiğimiz gibi, herşey, mânâ-yı ismiyle ve kendine bakan vecihte hiçtir; kendi zâtında müstakil ve bizatihî sabit bir vücudu yok. Ve yalnız kendi başıyla kaim bir hakikati yok. Fakat Cenâb-ı Hakka bakan vecihte ise, yani mânâ-yı harfiyle olsa, hiç değil. Çünkü onda cilvesi görünen esmâ-i bâkiye var. Mâdum değil; çünkü sermedî bir vücudun gölgesini taşıyor. Hakikati vardır, sabittir, hem yüksektir. Çünkü mazhar olduğu bâki bir ismin sabit bir nevi gölgesidir. Hem insanın elini mâsivâdan kesmek için bir kılıçtır ki, o da, Cenâb-ı Hakkın hesabına olmayan fâni dünyada, fâni şeylere karşı alâkalarını kesmek için, hükmü, dünyadaki fâniyâta bakar."

Üstad Hazretlerinin  buradaki yorumu hem kalbin bir marazına şifadır, hem de ayete daha önce görülmemiş bir yorumdur. Eşyanın mana-yı ismi ve harfi olmak üzerek iki yüzü vardır. Mana-yı harfi eşyanın Allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olması ve o isimleri talim ettirmesidir ki, bu yüzü asla hiçlik ve yokluğa mahkum olamazlar. Zira isimler ebedi olmasından onların aynası olan eşya da onunla birlikte ebediyete mazhardırlar.

Eşyanın diğer yüzü olan mana-yı ismi ise Allah’ın isim ve sıfatlarına değil, kendi zatına ve nefse bakan yüzüdür. Ya da dinsiz ve kafirin hevai kurgusudur. Bu noktada kendi başına bir varlığa sahip olmadığı için, hiçliğe ve yokluğa mahkumdur. İşte ayette yokluğa mahkum olacak eşyanın şu asılsız ve temelsiz vahi yüzüdür. İşte ayetin kılıcı ile başı kesilen eşyanın bu yüzüdür.  

"Demek, Allah hesabına olsa, mânâ-yı harfiyle olsa, liveçhillâh olsa, mâsivâya girmez ki,  كُلُّ شَىْءٍ هاَلِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ  kılıcıyla başı kesilsin."

"Elhasıl: Eğer Allah için olsa, Allah'ı bulsa, gayr kalmaz ki başı kesilsin. Eğer Allah'ı bulmazsa ve hesabıyla bakmazsa, herşey gayrdır. Herşey helâk olup gidicidir-Ona bakan yüzü müstesnâ." Kasas Sûresi: 28:88. kılıcını istimal etmeli, perdeyi yırtmalı, tâ Onu bulmalı."

Detaylar Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerde genişçe izah edilmektedir.

(1) bk. Mektubat,  On Beşinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Colour_black_wh...

Kasas suresi 88. Ayette Allah tan başka herşeyin yok olacağı bildiriliyor. Demek ki bedenle birlikte ruhta yok olacak. Sizcede öyle değil mi?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Colour_black_wh...

Rahman suresi 26. Ayette yer üzerindeki herşeyin yok olacağı bildiriliyor. Bu demektir ki kıyamet günü herşey yok olacak bir tek Allah kalacak. Fakat şöyle bir sorun çıkıyor Allah iki ölüm ve iki dirilmeden bahsediyor. İlk ölüm dünya hayatından önceki toprak halimiz ise ilk dirilis te bu şimdiki halimiz olmalı. Sonra ikinci kez öleceğiz toprak olacağız fakat yok olmayacagiz ve son kez diriltilecegiz. Böylece iki ölüm ve iki dirilis olacak. Fakat bu dünya yok olacak ahiret baki kalacak dersek toplamda üç ölüm iki dirilis kabul etmek zorunda kalırız. Çünkü ikinci ölümden sonra yok olursak ve ikinci dirilisten önce ilkindeki gibi ölü toprak hali olursa toplamda üç ölüm iki dirilis oluyor.. buda ahiretin de fanı olduğunu gösteriyor. İnşallah ki yaniliyorumdur...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Colour_black_wh...

Rahman suresi 26. Ayette herşeyin yok olacağı bildiriliyor. Bu yok oluş sadece kıyamet için gecerliyse üç ölüm iki dirilme olur. Ahiretten sonra ise iki ölüm iki dirilis olur ki verilen naslarda bu yöndedir..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...