Block title
Block content

Ruh ve kalp ayrı şeyler mi; ayrı düşünürsek, ruhun bekasının ispatı yapılırken, neden kalbin ispatı yapılmıyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ruh: İnsan mahiyetinin aslı ve esası; ruhtur. Ruh, bütün hasse ve duyguların efendisi ve yaşam kaynağıdır. Ceset ise; ruh ile kaim olup, ruha tabidir. Ruhsuz ceset olamaz; ama cesetsiz ruh olabilir. Kabir aleminde de haşre kadar, yani cesetlerin tekrar iade edilme anına kadar, ruh esaslı bir hayat vardır. Ruh basittir, bölünmez, parçalanmaz, eskimez, pörsümez, ölmez, dağılmaz, yaşlanmaz, ceset ise sayılan vasıfların tam aksidir.

Hayat ve Şuur (akıl); ruhun bir hassesi ve vasfıdır. Ceset olmasa da ruhun hayat ve şuuru devam eder. Yani insan ruhu hem görür, hem işitir, hem konuşur, hem düşünür, hem hisseder, hem hatırlar, hem lezzet ve elemi hisseder. Hatta insan bedeni öldükten sonra ruha münasip, ruh ayarında, bir latif kılıf giydirilir, ruh bütünü ile çıplak kalmaz. Bu latif kılıf ise cesedin timsalindedir, yani her insanın sima kimliği bu misali bedene akseder. Esası itibari ile ruh cesede değil, ceset ruha muhtaçtır.

Kalp: İnsan mahiyetinin merkezinde yerleşmiş, karar verme veya vermeme vazifesini gören akıl ve vicdan gibi kanallar ile beslenen bir latifedir. Akıl dış alemden gelen verileri kalbe gönderir. Vicdan ise insanın fıtratına dercedilmiş, doğuştan gelen hakikat miyarıdır. Vicdan; bir nevi insanın iç aleminin mizanlarını kalbe gönderen bir iç kanaldır. Bu iki kanaldan gelen veriler ve malumatlar, kalp denilen latifede depolanır ve kalp bu verilere göre gelişir ve şekillenir. Kalp hayatta yolunu bu veriler ışığında seçer ve ona göre yaşar. Bu yüzden kalp insan mahiyetinin en önemli merkezi, en yön verici karar mekanizmasıdır. Üstad bu manayı şöyle özetliyor;

"İhtar: Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır."(1)

Bu izahlara göre; ruh geneldir, kalp bu genel içinde özel bir duygudur. Ruh kalbi kapsar; ama kalp ruhu kapsamaz.

İnsanın parmağına bedenin bir parçası denilebilir, ama beden demek yanlış olur. Parmak bedendendir, ama beden değildir; aynı şekilde kalp de ruhun bir hassesidir, ama ruh demek değildir. 

Bu sebeple ruh ile kalp aynı mekanizma içinde iki farklı kavram ve iki ayrı varlıklardır. Ruhun ispatı yapılırken zımni olarak kalbin de ispatı yapılıyor, zira kalp, ruh kavramı içinde zaten zımni olarak vardır. Bu sebeple ikisinin ayrıca ispata ihtiyacı yoktur. 

Bir insana karakola gelmesi için bir pusula gönderilse, pusulada çağrılan şahsın her cihaz ve duygusu için bir ibare kullanılmaz. Gözünü, kulağını, kalbini, ruhunu, ayağını, kolunu al da gel denilmez, sadece "Mehmet buraya gel." denilmesi kafidir. Ruha bağlı hasselerin ispatında aynı mana vardır. Bir şey sabit oldu mu, levazımı ile beraber sabit olur fehvasınca; ruh sabit oldu mu, levazımı ile beraber sabit olur.

(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakar Suresi, 7. Ayet Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

greatweb
Ben de benzer şekilde düşünüyordum ancak "namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır." gibi risaledeki cümlelere dikkat edince tereddüte düştüm. Çünkü "burada namazda ruhun büyük bir rahattı vardır" dese kafi gelir. Neden kalbin ve aklın diyor ki? Nasıl olsa ruh kalbi ve aklı kapsıyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bedenin genelinin keyif ve lezzeti ile bir parçası konumunda olan azasının keyif ve lezzeti nasıl farklı ise ruhun keyif alması ile kalbin keyif alması aynı şekilde  farklıdır. Dil tatmak ile lezzet alır burun koklamak ile lezzet alır göz görmek ile lezzet alır beden ise hepsinden farklı daha genel bir lezzet duyar. Demek ikisini ayrı ifade etmek gerekir. Aynı şekilde ruh ve ruhun hasseleride bir birinden farklı hissedip farklı lezzetler aldığı için tabirinde farklı olması gerekir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...