Block title
Block content

Ruhumuzu, aklımızı ve kalbimizi en güzel şekilde nasıl doyururuz; Risalelerden alıntılarla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın maddi cesedinin medarları, yani ona hayat veren kaynakları da cesedi gibi maddidir. Mesela, midenin medarı yani yaşam kaynağı rızıktır. Gözün medarı görüntü alemidir. Kulağınki sesler alemidir. Dilin medarı ve kaynağı, yiyecek ve içeceklerdir vs...

Aynı ceset gibi insanın manevi bir vücudu ve cesedi de vardır ki, bunların medarları, yani gıda ve yaşam kaynakları da bunlara münasip olarak manevi şeylerdir.

Mesela, kalbin medarı ve gıdası İlahi aşk ve muhabbettir. Ruhun medarı ve yaşam kaynağı İlahi marifet ve imandır. İnsanın sahip olmuş olduğu diğer manevi latife ve duyguların yaşam kaynağı ve medarı da ibadet ve Rızay-ı İlahiyi kazanmaya çalışmaktır.

Ruh ve kalp de tıpkı mide gibi acıkır, hatta ölebilir. Nasıl ceset midemizi yiyecek ve içecekler ile besleyip hayatlandırıyor isek, aynı şekilde kalp ve ruh midelerimizi de marifet, muhabbet ve ibadet gıdaları ile besleyip hayatlandırmalıyız. Günlük ibadetler ve takva ile zinde ve canlı tutmalıyız.

Demek manevi duygu ve cihazlarımızın doyurulması bu gibi ibadet ve zikirlerdir. Yoksa dünyanın adi ve malayani şeyleri, bu manevi duygu ve cihazları doyurmaz, tam aksine ölümünü hızlandırır.

 Ayrıca insanın mahiyetinde bulunan sayısız cihaz ve duyguların, kendilerine mahsus lezzet ve elemleri vardır. Lezzetler o cihaz ve duyguları memnun ederken, elemler de ıstırap ve azap verir.

Mesela, mide rızık ile memnun olur, açlık ile müteessir olur; yürek kan ile cevelan eder, kansız kaldı mı kıriz geçirir. Dil tatlı ve güzel tatlar ile lezzet duyarken, tatsız çirkin şeylerden hoşlanmaz, dışarı tükürür. Bunun gibi nasıl maddi cesedimizde bulunan cihazlar lezzet ve eleme maruz ise aynı şekilde manevi cihaz ve duygularımız da kendilerine mahsus lezzet ve elemlere maruz ve mazhardırlar.

Mesela, insanın ruhu zikir ve ibadetler ile lezzet duyup rahatlarken ibadetsiz ve zikirsizlik ile yıpranır ve hastalanır. Günümüzde psikoloji ilmi ruha dayalı yüzlerce hastalığı tespit ediyor; bütün bu hastalıkların temelinde ruhun gıdasız ve huzursuz kalması vardır.

Ruhun hasta ve rahatsız olduğu zaman belirtileri ve işaretleri mora bozukluğu ve sıkıntılar iken, lezzet ve rahatının belirtileri ve işaretleri de huzur ve moraldir. İnsan ruhunda rahatsızlık ve huzursuzluk varsa, bu mutlaka ahlaka ve davranışlara menfi bir şekilde yansıyor. Aynı şekilde ruh moral ve huzur içinde ise bu yine ahlak ve davranışlara bu kez de müspet bir şekilde  yansıyor.

Allah insana ancak kendi ile meşgul olup onun ile tatmin olabilecek mahiyette bir  kalp vermiştir. Bu sebeple kalbin Allah’tan başka şeyler ile meşgul olup onlara aşık olması, zaten doğru olan bir şey değildir. Kalbin fani olan mahluklara aşık olması kalbin manevi bir hastalığıdır, hatta kalbi bir şirktir. Zira Allah kalbi insana sadece kendisini sevmemiz için tahsis etmiştir. Biz bu tahsise ihanet ederek farklı şeylere aşık olursak elbette bu Allah katında makbul ve caiz olmaz.

"Kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur."(Rad, 13/ 28)

ayetinde de ihtar ve ikaz edildiği gibi, insan kalbini tatmin edip doyuracak tek maşuk tek mahbub Allah’tır. Bu sebeple kalbimize giren bu kir ve pasları temizleyip Allah aşkına yanmamız gerekir. Yoksa insanın fani aşklar içinde boğulup imtihanı kaybetme riski çok fazla olur. Hazreti İbrahim (as) gibi,

  “La uhubbül afilin” (Fani şeyleri sevemeye değmez)

deyip, mecazi aşklardan kalbimizi ve gönlümüzü arındırıp kurtarmalıyız.

Üstad Hazretleri bu hususları Risale-i Nur'da genişçe işliyor, biz bir tanesini numune nevinden takdim edelim:

"BİRİNCİ NOTA"

"Kendi nefsime hitaben demiştim: Ey gafil Said! Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî etmeyen, hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firakla senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeylerle kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir."

"Eğer aklın varsa, uhrevî inkılâbâtında, berzahî etvârında ve dünyevî inkılâbâtının müsâdemâtı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevâlinden kederlenme."

"Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul."(1)

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...