Block title
Block content

RÜŞTÜ MIRMIR

 

 1927'de Kastamonu vilayetimizin İnebolu ilçesinde dünyaya gelmiştir. Denizli hapsinin çilekeş Nur talebelerinden (Büyük ) İbrahim Mırmır'la amcazadedirler. 1953'te Emirdağ'da ve 1959'un son günlerinde Ankara'da, Nur Üstad'la görüşmeleri olmuştur.

Nur manzumesinden müstesna bir menzil olan İnebolu beldesini, Nur Üstad "Küçük Isparta" diye, oranın Kur'ân'a hizmet yolundaki faaliyetlerini iltifatlarla alkışlamaktadır.

Bu şirin Karadeniz beldesinden Nur Risalelerine gönül veren Nur erlerinden bir mübarek zat da Rüştü Mırmır'dır. Belki on beş yıldan fazla bir zaman aralıklarla, Nur Üstad Bediüzzaman'ı Emirdağ'da ziyaret hatırasını anlatmıştı. Bu aziz hatıraları az da olsa, tek kelime, tek cümle de olsa tesbit ederek cihana yayma sevdamız, Allah'a şükür hiç sönmeden devam etmektedir.

Rüşüt Mırmır Üstad'la ilgili hatıralarını şöyle anlatıyordu:

"Üç gündür bekliyordum"

"1953 senesinde bizim İnebolulu Kunduracı Sadullah Yılmaz'la birlikte İnebolu'dan çıktık, Emirdağ'da bulunan Hazret-i Üstad Bediüzzaman'ı ziyaret niyetiyle İstanbul'a geldik. Oradan Eskişehir'e, oradan da Nur Üstad Said Nursî Hazretlerinin sürgün şehri olan Emirdağ'a vâsıl olduk. 

"Daha evvel yola çıkarken Kastamonu'nun kazası, bizim İnebolu'ya yakın olan Küre'ye uğrayarak oradaki Nur Talebelerinden otelci ve bakkal Hacı Dursun Efendi'den adres ve isimler almıştık.

"Tam üç gün süren bir yolculuktan sonra Emirdağ'a vardık. Tarif üzerine Şekerci İbrahim Efendi'yi bularak ondan Hazret-i Üstadı sorduk. Onun vasıtasıyla Üstadımızın huzurlarına kabul edildik.

"Nur Üstadımızın menziline girerken, daha kapıda iken Üstad Hazretleri bize şöyle buyurdu: 'Ben sizi üç gündür bekliyordum. İnebolu'dan misafirlerim gelecek diye muntazırdım.' Biz kendilerine Küreli Dursun Efendinin selâmlarını söyledik. Dursun Efendi, 'Biz burada sönük kaldık, hizmet edemiyoruz. Nur Üstad bizlere dua buyursun' diyerek Üstad'dan dua istemişti. Bunun üzerine Üstadımız buyurdu ki:

"Onlar Nur hizmetinde saff-ı evvel ve çekirdekler hükmündedirler. Onlar kudsî Nur hizmetinde sadakat göstersinler kâfidir. Onların ektiği Nur çekirdekleri şimdi meyve vermektedir. Onların sebat ve gayretleri şimdi bütün dünyada meyvesini vermektedir.'

"Bediüzzaman'ın neşesi"

"Biz, Üstad Hazretlerini ziyaret ettiğimiz 1953 yıllarında Nur Risalelerini çeşitli ülkelere gönderilmiş ve oralardan çok güzel ve müsbet haberler gelmişti. Bütün dünyada Nurların fütuhatları başlamıştı. Bu fütuhatlardan dolayı Hazret-i Bediüzzaman çok neşeli bir haldeydi. Mütebessim bir hali vardı. Eski Nur talebelerine, sadakat ve sebatlarından dolayı çok rağbet ve alaka gösteriyordu.

"Ziyaretimiz sırasında Kur'ân'ın ve Nurların düşmanlarından bahsetti. Somyasının baş ucunda duran yastığının altından kocaman bir tabanca çıkardı. Bize göstererek, mütebessim ve celâlli bir edâ içinde, 'Ben bu silâhı habbeyi kubbe yapanlara karşı saklıyorum' dedi ve tekrar yerine koydu.

"Üstad Hazretlerinin huzurlarından nurlu ve çok huzurlu bir şeklide ayrıldık. Eskişehir'e gitmek için çok vasıta bekledik. Sonraları buğday yüklü bir kamyon gelmişti. Bizleri alması için şoföre rica ettik. Adamın kamyonuna altı Nur talebesi olarak binmiştik. Yolda giderken adam bizlere, 'Efendi Hazretlerinin ziyaretlerinden mi dönüyorsunuz?' demişti. Biz de, 'Evet' deyince, adam arabasıyla Üstad Hazretlerini birçok defalar kıra götürdüğünü anlattı. Allah'a binlerce defa şükürler olsun, böylece Üstad Hazretlerinin kırlara gittiği arabayla bizler de seyahat etmiştik.

"Bu sürur ve sevinç içinde Eskişehir'e vasıl olduk. Oradaki Nur dershanesinde birçok havacı astsubay vardı. Onlarla tanıştık.

"Uzun yıllardır hep bu kudsî ve mübarek ziyaretin çok aziz ve tatlı hatıralarıyla yaşıyorum. Bu hatıraları anlattıkça çok büyük mânevi bir lezzet duymaktayım.

"Nur Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin huzurlarındayken bana şöyle buyurmuştu: 'Ben seni yirmi yedi senelik bir Nur talebesi olarak kabul ediyorum.' Üstad bunları söylerken, mübarek elleriyle şöyle yusyuvarlak bir de daire çizmişti. O zamanla Araçlı Abdullah Yeğin Ağabey de yanımızdaydı. Daha önceleri de Abdullah Yeğin Ağabey bizim geldiğimizi haber verince, Üstad Hazretleri, 'İnebolulular hemen gelsin' diyerek bizleri huzurlarına kabul buyurmuştu.

"27 Mayıs'ı durdurmaya çalıştı"

"Nur Üstad Bediüzzaman Said Nursî'nin, 1959 senesinin son günlerinde Ankara'nın Gölbaşı mevkiinde yine mübarek ellerini öpebilmek saadetine kavuşmuştum.

"Üstad Hazretleri Ankara'daki dindar ve vatanperver milletvekilleriyle görüşmek için gelmişti. Fakat emniyet kuvvetleri kendilerini şehre sokmamaya çalışıyorlardı. Üstadımızı ziyaret ederek, mübarek ellerini öpünce, bizlere, 'Haydi, siz durmayın gidin' demişti. Bizler önden arabayla gidiyorduk, beş yüz veya bin metre kadar arkadan Üstad Bediüzzaman'ın arabası geliyordu. Ben devamlı arkaya bakıyordum. Ankara yakınlarında, emniyet kuvvetleri Üstad'ın arabasını durdurarak Ankara'ya girmemesini söylediler. Nur Üstad Bediüzzaman ise, 'Ben Ankara'ya dindar milletvekilleriyle görüşmek için gelmiştim' demişti.

"Büyük Üstad, âdeta altı ay sonra kopacak 27 Mayıs İhtilalini durdurmak için çırpınıyordu, ama gönül gözü kör olanlar, ondaki bu hali bir türlü anlayamamışlardı.

"Allah'a şükür, bugün cihana yayılan Nurların bayramını hep birlikte seyrederek hamdetmekteyiz."

(Son Şahitler kitabının, üçüncü cildinden derlenmiştir...)

Paylaş
Yükleniyor...