Block title
Block content

SAADET-İ DAREYN

 
İki dünya saadeti imana, tevhit inancına ve onun meyveleri olan teslim ve tevekkül şuuruna bağlıdır. Bu şuurun inkişafı nispetinde saadetten alınacak pay da artış gösterir.

“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.” (Sözler)


“Her hayır Allah’ın elindedir” diyen bir mü’min, bu dünya ve öte dünya için ne hayır talep ediyorsa, onun şartlarını yerine getirir ve Allah’a tevekkül etmekle huzur bulur. Her iki âlemin saadeti de tevekkül ile mümkündür.

Tevekkül, Allah’ı vekil bilmek demektir. Bu, imandan gelen bir teslimin neticesidir. Allah’a teslim olanlar O’na tevekkül ederler. Teslim de tevhitten kaynaklanır. Bütün âlemlerin Allah’ın mülkü olduğunu ve O’nun tasarrufunda bulunduğunu bilen bir insan, elbette Ona teslim olacaktır.

İnsan, iman ile Rabbine intisap eder. Böylece, sahipsiz ve hamisiz olmayışın zevkini tadar. Allah’ın kulu ve eseri olmanın ruha verdiği sürur hiçbir dünyevî lezzetle kıyasa girmez.

İki dünya saadetinin bir başka reçetesi:
“Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe’ni, saadet-i dareyndir.” (Sözler)

Bu cümlede, iki dünyanın saadeti, iki şarta bağlanmış oluyor. Birincisi, nefse hâkim olup onu dizginlemek, diğeri ise ruhu terakki ettirmek.

Gemleme ve kamçılamadan birincisi “mazarratı (zararlıları, şerri) def”, diğeri “menfaati celp” demektir. Zaten her türlü terakki de bu iki esasa dayanır.

Paylaş
Yükleniyor...