Block title
Block content

"Sadaret üç mühim şûraya bizzât istinad ediyor, yine kifayet etmiyor." Buradaki "üç mühim şura" nedir, izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sadaret üç mühim şûrâya bizzat istinat ediyor, yine kifayet etmiyor."(1) 

Buradaki "üç mühim şura" meclis-i ayan, meclis-i mebusan ve meşihat dairesidir.  

Meclis-i Âyan, Osmanlı Devleti'nin Meşrutiyet sistemi içinde bir Senato veya bir Üst Kamara benzeri bir kurum olup, Meclis-i Mebusan (seçilmiş milletvekilleri) ile birlikte Meclis-i Umumî'yi (Genel Meclis) meydana getiren ve 23 Aralık 1876 tarihli Kanûn-ı Esâsî'ye (Anayasa) göre kurulmuş yasama organıdır.

Âyan (toplumun önde gelenleri) Meclisi üyelerini Padişah seçerdi ve sayıları mebusların (Milletvekili) üçte birini geçmezdi. Âyanın başkan ve üyeleri güvenilir, itibarlı ve kırk yaşını geçmiş kimseler olurdu. Ayrıca Kanunu Esasinin 62. maddesine göre, nazır (bakan), vali, ordu kumandanı, kazasker, elçi, patrik, hahambaşı, kara ve deniz ferikleri, gereken şartlara sahip iseler, âyan üyesi olabilirlerdi.

Meclis-i Mebusan (Genel Parlamento), Osmanlı İmparatorluğu'nda, 23 Aralık 1876 tarihli Anayasa'ya (Kanuni Esasi) göre kurulmuş genel yasama organıdır. I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet dönemlerinde görev yapmıştır. Meclis-i Umumî, seçilmiş parlamenterlerden oluşan Meclis-i Mebusan ve padişah tarafından atanan üst kamara üyelerinden oluşan Ayan Meclisi (İleri Gelenler) adında iki alt meclis içermekteydi.

Meşihat, Osmanlılarda ilmiye sınıfının başı ve sadrazamdan sonra devletin ikinci büyük görevlisi olarak kabul edilen şeyhülislâmların görev yaptığı makama verilen isimdir. Bu makam ayrıca “Bâb-ı Fetvâ”, “Bâb-ı Meşîhat”, “Şeyhülislâm Kapısı” olarak da anılmıştır.

Özellikle Tanzimat Devrinde dinî temellere dayanan bütün müesseselerin idare ve kontrolü Meşîhat Dairesi tarafından yürütülmeye başlandı. Böylece şeyhülislâm, statü bakımından XIX. yüzyılda nâzırlar (bakanlar) ile eşit konuma geldi ve hükûmet üyelerinden birisi sayıldı. Mithat Paşa’nın 1876’da ilân ettiği Kânun-ı Esasî’nin 27. maddesine göre, diğer nâzırlardan üstün duruma getirildi.

1920 yılına kadar çeşitli zamanlarda yapılan reformlarla bu makam olgunlaştırılmışsa da Osmanlı Saltanatı 1922’de ortadan kaldırınca, Meşîhat Dairesi de feshedildi.

İşin ilginç tarafı, Üstadımız bu üç şuraya rağmen yine de yönetimin ferdin tesirinden kurtulamamasından yakınıyor. Bahsin devamında “Fert tesirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavimdir. Tesirat-ı hariciyeye kapılmakla çok ahkâm-ı diniye feda edildi.” bu cümle, tek ferdin yönetiminin uygun olmadığını ifade ediyor.

"Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâhit idi. O hâkimin müftüsü de onun gibi münferit bir şahıs olabilirdi, onun fikrini tashih ve tâdil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevîdir ki, şûrâlar o ruhu temsil eder."(2) 

Dipnotlar:

(1) bk. Sünuhat, Kur'ân'ın hâkimiyet-i mutlakası.

(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Sünuhat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 488 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...