Block title
Block content

Sahabeler bahsine serlevha edilen Fetih Sûresi 29. ayetini ve devamını tefsir edebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bunun tamamı bir ayettir ve tam yarım sayfadır. Burada ayetin başı verilmiş, sonuna “ilâ âhir-i âye...” yazılarak, "ayetin sonuna kadar..." denilmiştir.

İlgili ayetin tamamının meali şöyledir:

“ Muhammed Allah’ın resulüdür. Onun beraberindeki müminler de kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında şefkatlidirler. Sen onları rükû ederken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve rıza ararken görürsün. Onların alâmeti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır."

"Bunlar, Tevrat'taki sıfatları olup İncîl'deki meselleri ise şöyledir: Öyle bir ekin ki filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerinde doğrulmuş. Öyle ki ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece Allah, onlar gibi iman edip makbul ve güzel işler yapanlara bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”(Fetih, 48/29)

Ashabın kâfirlere karşı sert olmaları, onların kâfirlere haşin ve katı davranmaları manasına gelmeyip imanlarının sağlamlığı, prensiplerinin kesinliği, dürüst ve düzenli hayatları sebebiyle kafirlerin onlara kolay kolay baş eğdirememeleri, korku vererek sindirememeleri, onları menfaat ve şehvetlerle satın alamayacakları, kolay bir lokma halinde dişleri arasında öğütemeyecekleri manasına gelir.

Sahabeler kendi içlerinde, yani birbirlerine karşı çok hassas, şefkatli ve merhametli idiler. Öyle ki isar hasleti onların bir şiarı olmuştur. Yani kendileri muhtaç olduğu halde başkasına nimet verme, cömertlik etme, ikram da bulunma konusunda eşsizdiler.

Secde izi, maddî alanda görülebilen yuvarlak iz değildir. Müminin Allah’a yönelmesi neticesinde elde ettiği ruh yüceliği, güzel ahlak, vakar ve takva hâlidir. Öyle ki onları gören insanlar bunu sezerler.

Nitekim İmam Malik, Suriye’yi fetheden ashab hakkında oranın Hristiyan halkının şöyle söylediklerini nakleder:

“Bunlar, Hz. Îsâ’nın havarîleri hakkında bildiğimiz o yüce meziyetleri ve üstün değerleri taşıyan insanlar.”

Tevrat ve İncil'deki temsil hakkında müfessirlerin beyanları şöyledir:

İbn Âşûr eldeki Tevrat üzerinde yaptığı araştırma sonunda, yukarıdaki tasvire yakın bulduğu şu pasajı nakletmiştir:

“Rab Sînâ’dan geldi ve onlara Seir’den doğdu, Paran dağından parladı ve mukaddeslerin on binleri içinden geldi, ... gerçek sıptları sever ...” (Tesniye, 33/1-3).

Paran (Fârân) dağı Mekke tarafındadır, “bütün sıptları sever” cümlesi de konumuz olan âyetteki “birbirlerine karşı merhametli” ifadesine yakındır (XXVI, 207).

İncil’deki örneğe, yine bugün elde bulunan İnciller’in içinde en uygun düşen parça ise şudur:

“Ve Îsâ onlara mesellerle çok şeyler söyleyerek dedi. İşte, ekinci tohum ekmeğe çıktı ve ekerken bazıları yol kenarına düştü ... ve başkaları iyi toprak üzerine düştü, bazısı yüz, bazısı altmış, bazısı otuz kat semere verdiler. Kulakları olan işitsin.” (Matta, 13/3).

Bu örnekte Hz. Peygamber (asm) çiftçidir; o, İslâm tohumunu Hatice, Ebû Bekir, Ali, Zeyd gibi temiz topraklara, yani temiz kalplere, yetenekli zihinlere ekmiştir. Bu birkaç kişinin imanı ile başlayan İslâmlaşma kısa zamanda çığ gibi büyümüş, önceleri başkalarının destek ve himayesine muhtaç olan Müslümanlar giderek güçlenmiş ve kendi ayakları üzerinde durmaya, eğriyi doğrudan, hakkı batıldan ayırma kabiliyetini kaybetmemiş insanları kendilerine imrendirmeye başlamışlardır; bu gelişme, inkârla şartlanmış olanların da kin ve nefretlerini arttırmıştır. (bk. Kur'an Yolu Tefsiri 5/82-83)

Ayrıca bu ayetin geniş izahını ve tefsirini Üstadımız Yedinci Lem'a adlı risalesinde yapmaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...