"Sahabeler yalnız suret-i insaniyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselamı görüp, bazan mu’cizesiz olarak, öyle bir iman getirmişler ki..." Bu mânada sahabelerden misal vererek cümleyi izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sahabenin tamamı Peygamber Efendimiz (asm)'in bütün ahvalini görerek iman etmiyorlardı. Bazen onun simasını görüp iman edenler olduğu gibi, bazen bir tek mu’cizesi ile iman edenler de oluyordu. Bazılarının iman etmesi uzun bir zaman da alabiliyordu.

Peygamber Efendimiz (asm)'in suretini görüp iman eden sahabe Abdullah İbn-i Selam (ra)’dır. Üstadımız Abdullah İbn-i Selam (ra)’in iman etmesinden şu şekilde bahsediyor:

"Şimdi, şu zâtın delâil-i sıdkı ve berâhin-i nübüvveti, yalnız mucizâtına münhasır değildir. Belki, ehl-i dikkat için, hemen umum harekâtı ve ef'âli, ahval ve akvâli, ahlâk ve etvârı, sîret ve sureti, sıdkını ve ciddiyetini isbat eder."

"Hattâ meşhur ulema-i Benî İsrailiyeden Abdullah ibni Selâm gibi pek çok zatlar, yalnız o Zât-ı Ekrem AleyhissalâtüVesselâmın simasını görmekle, 'Şu simada yalan yok; şu yüzde hile olamaz.' * diyerek imana gelmişler."(1)

Abdullah bin Selâm’ın hayatının dönüm noktası olan İslam’a girişi çok ibretli­dir. Kendisi hâdiseyi şöyle anlatır:

"Re­sû­lul­lah(asm.)’ın peygamberliğini duyduğum zaman çok sevindim! Çün­kü onun ismini, sıfatlarını ve geleceği zamanı bilirdim, beklerdim. Fakat buna rağmen sükût ettim. Kuba’ya geldiğini bir adam bana sevinçle haber verdi. O an­da hurma ağacının başında idim. Halam Hâlidebint-i Hâris ağacın altında idi. Haberi duyar duymaz 'Allahu Ekber!' diyerek tekbir getirdim. Halam tekbiri duyunca, 'Kaybolası! Yemin ederim ki, Mûsâ bin İmrân’ın geldiğini duysaydın, bundan daha çok sevinemezdin.' dedi. Ben de, 'Ey halacığım, yemin ede­rim ki, O, Mûsâ bin İmrân’ın kardeşidir. Mûsâ’nın gönderildiği hakikatle O da gönderilmiştir.' dedim. Halam bu defa yumuşak bir tavırla, 'Kardeşimin oğlu, bizim kıyamete yakın geleceğini tekrarlayıp durduğumuz peygamber bu mu yoksa?' deyince ben, 'Evet, emin olunuz, budur.' dedim.

Abdullah bin Selâm bu haberi alır almaz doğruca Re­sû­lul­lah’a koşar. Medi­ne’ye girecek olan Re­sû­lul­lah’ı karşılamak için toplanmış halkın arasına girer. Re­sû­lul­lah Efendimizi görünce kendisini tutamayarak "Vallahi bu simada ya­lan olmaz!"[2] diye haykırır.

Re­sû­lul­lah Efendimiz (asm.) kendisine, “Sen Abdullah bin Selâm mısın?” diye sorar. Abdullah “Evet.” deyince, Re­sû­lul­lah Efendimiz (asm.) “Yaklaş.” buyurur. Ve şunu sorar:

“Ey Abdullah, Allah için söyle. Tevrat’ta vasıflarıma rastladın mı?”

Abdullah bu suale karşı başka bir sual sorar:

“Allah’ın vasıflarını söyler misiniz?”

Re­sû­lul­lah (asm.) biraz bekledikten sonra Cenâb-ı Hak İhlâs Sûresi’ni vahyeder:

“De ki: ‘O Allah birdir. O, Allah’tır, Samed’dir; her şey O’na muhtaçtır, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’na eş ve denk değildir.”

Bu ayetleri duyan Abdullah bin Selâm, Müslüman olmaktan kendini alamaz ve şöyle der:

“Evet, yâ Re­sû­lal­lah, doğru söylüyorsun. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve sen O’nun Resûlüsün.” [3]

Muâz bin Cebel’in şehadeti de çok ibretlidir. Bu şehadet, “yedi Abdullah” arasına girebilmesinin bir sırrını ifade etmesi bakımın­dan mühimdir. Zeyd bin Umeyre (r.a.) rivayet ediyor:

“Hz. Muâz ölüm döşeğine düştüğü zaman ona, ‘Ey Ebâ Abdurrahman, bize vasiyet eder misiniz?’ diye ricada bulunur. Hz. Muâz’ı isteği üzerine oturtur. Şöyle der: ‘İlim ve iman yerindedir. Onları arayan bulur. İlmi dört kişiden öğre­niniz: Ebû’d-Derdâ, Selmân-ı Fârisî, Abdullah bin Mes’ud ve Abdullah bin Selâm... Zira Re­sû­lul­lah’ın şöyle buyurduğunu duydum: ‘Abdullah bin Selâm, cennette 10’un onuncusudur.’”[4]

Dipnotlar:
(1) * Tirmizî, Kıyâme:42; İbni Mâce, İkame:174, Et'ıme: 1; Dârîmî, Salât: 156; İsti'zân: 4; Müsned, 5:451.
[2] Sîre, 2: 164.
[3] Tefsir-i İbni Kesîr, 2: 521.
[4] Üsdü’l-Gàbe 3: 177; Tabakât, 2: 353.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...