Block title
Block content

Sahabelere yetişilememenin gerekçesi olarak, onların sohbet-i Nebevide bulunmaları gösteriliyor. Acaba Efendimiz peygamberlik cihetiyle onlara sohbette bulunduğu için mi yoksa, orada Allah Teala'nın tecellisine direkt mazhar oldukları için mi?..

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İnsan, fiil ve amel cihetinde ve sa'y-i maddî itibarıyla zayıf bir hayvandır, âciz bir mahlûktur.(...) Fakat o insan, infial ve kabul ve dua ve sual cihetinde, şu dünya hanında aziz bir yolcudur."(1)

İnsan bir fiili ve ameli gerçekleştirme noktasında zayıf ve aciz bir varlıktır, elinden hiçbir şey gelmez. Tek sermayesi cüz'i iradesidir. Bu irade ise yaratma ve fiilleri gerçekleştirme husussunda mutlak acizlik içindedir. Bu yönde tasarrufu çok az ve dardır. İnsanın böyle bir mahiyette yaratılmasının hikmeti Allah’ın isim ve sıfatlarına mazhar ve makes olabilmesi içindir.

İnsan nihayetsiz acizlik hissi ile aciz olmayan sonsuz kudret sahibi bir Zat'ı tanır ve bilir; nihayetsiz şeylere muhtaç olması ile hiçbir şeye muhtaç olmayan sonsuz zenginlik sahibi Zat'a intikal eder. Bu cihetten bakacak olursak, Peygamber Efendimiz (asm) de dahil hiçbir yaratılmış; hayır ve güzelliklerin gerçek membaı ve menşei değildir. Her hayır ve güzelliğin memba ve menşei Allah’tır.

İnsan fiile konu ve mahal olmak, dua ve istemek noktasında ise kainatı kuşatacak kadar geniş ve kapsamlı yaratılmıştır. İnsandaki nihayetsiz acizlik ve zayıflık damarı insanı nihayetsiz kudret ve zenginliğe bağlar. Ve o ihtiyaç ve istemek duygusu ile o ihtiyaç ve istemesine mukabele edecek Zat'a intikal eder. İşte insan Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerine ayna ve mahal olmak noktasında kainat kadar geniş, mahlukatın umumu kadar donanımlıdır.

İnsan ekmeğe muhtaç olduğu gibi, ekmeğin oluşmasında çalışan güneşe ve yıldızlara da muhtaçtır. Yani insan bütün kainata muhtaç ve bağımlı olarak yaratılmıştır. Bunun sebebi ise insan her şeyde Allah’ın varlığını ve birliğini hissedip o muhtaçlık vasıtası ile Allah’ı bulsun ve her şeyin ondan olduğuna kanaat getirsin. İnsan bu cihetle üzerinde tecelli eden bütün hayır ve güzelliklere mazhar ve makestir, memba ve menşe değildir.

Mazhar ve ma’kes, başkasının manasını üstünde izhar edip gösteren demektir. Yani yansımaya konu olan,  göstermeye aracı olan, demek olup, kendinde sadece izhar etme kabiliyeti vardır. Aksettirme vasfıyla muttasıftır.

Mesela, parlak bir aynada güneşin yansıması görünse, güneşin özellikleri aks etse, sen nazarını güneşten çevirip, o aynadaki görüntü ve güneşe ait özellikleri ayineye versen, aynayı mazhar ve makeslikten çıkarıp, menba ve menşe’e intikal ile haktan ayrılmış olursun.

Zira aynadaki görüntü ve güneşe ait özellikler, meziyetler, kendi malı değil, güneşin malıdır. Ayine, sadece yansıtma  ve göstermeye şeffaf bir araç, nurani bir vasıtadır. Başka bir şey değildir.  Kainat, dünya ve insan da başkasının manasını gösteren ve yansıtan  birer ayinei esma-i İlahi’den başka bir şey değillerdir. Cenab-ı Hakk'ın nihayetsiz cemal, kemal ve ihsanına mazhar ve makes, cami ve parlak birer ayinedir. Peygamber Efendimizin (asm) sohbeti o İlahi ikrama ve inayete sadece bir sebep ve perdedir, yoksa hakiki memba ve kaynak değildir. 

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İknci Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...