Block title
Block content

"Sahâbelerin kurbiyet-i İlâhiye noktasındaki makamlarına velâyet ayağıyla yetişilmez... Onun kurbiyetini kazanmak iki suretle olur. Birisi: Akrebiyetin inkişafıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar..." açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Velayet-i kübra mesleği, daha çok tasavvuf mesleğinin velayet yolları ile mukayese edilen bir meslektir. Üstad Hazretleri  bu iki temel mesleği akrebiyet ve kurbiyet olarak vasıflandırıyor. Akrabiyet, sahabe mesleği, kurbiyet ise tasavvuf mesleğini temsil ediyor.

Seyrü süluk, tasavvuf büyüklerinin belirlemiş olduğu bir takım usuller ve yollarla, uzun ve meşakkatli bir zaman ve müddetten sonra, kalbin olgunlaşıp Allah’a teveccüh etmesi ve marifet kazanmasıdır. Kalbin velayet kazanıp Allah’a yaklaşmasıdır. Bu meslek temsilde zamanın uzunca dolaşıp düne ulaşması ile tasvir ediliyor. Tarikat ve tasavvuf berzahı ile hakikatlere ulaşmak hem uzun hem de meşakkatli ve risklidir. Bu kurbiyet mesleğidir.

Akrabiyet mesleği ise, zamanın üstüne çıkıp, düne atlamak şeklinde tasvir ediliyor ki, burada asıl vurgulanan husus vehbiliktir. Yani kul burada mutlak bir teslimiyet ve tevekkül manası ile kesbini işin içine karıştırmadığı için, Allah mükafat olarak hakikatleri zahmetsiz ve meşakkatsiz olarak bu kula  ihsan ediyor. Halbuki kurbiyet mesleğinde kesp ve insanın benliği işe müdahildir, bu da yolu uzatıp meşakkatli hale getiriyor.

Akrebiyet, Allah’ın kula olan yakınlığı hissedip bu noktada marifet kazanmak iken, kurbiyet kulun kendi gücü ve kesbi ile Allah’a yaklaşma çabasıdır. Güneş ısı ve ışığı ile bizim göz bebeğimize kadar girmiştir, biz bunu hissedip bu noktadan güneşe baksak güneşi hakiki anlamda tanıyabiliriz. Lakin güneşi tanımak için güneşin üzerimizdeki tecellisine bakmayıp sırf güneşin zatına kendi imkan ve kesbimizle yaklaşmaya çalışsak, güneş bizden milyonlarca yıl uzaklıktadır. Acaba hangi marifet  yolu güneş hakkında daha  kolaydır; elbette güneşin üzerimizdeki tecellilerini okumak yolu daha selametli ve daha kolaydır.

İşte akrabiyet, yani sahabe mesleği, Allah’ın isim ve sıfatlarının üzerimizdeki tecellilerini görüp marifet kazanma yoludur. Kurbiyet mesleği ise riyazet ve nefsi ıslah etmek gibi uzun ve meşakkatli metotlar ile Allah’a yaklaşmaktır. Akarabiyette acz ve fakr hükmeder; vehbi bir marifettir; kurbiyette ise gayret ve riyazet hükmeder, kesbi bir marifet kazanma yoludur.

"Nur-u azam olan risalet ise, akrebiyet-i İlahiyenin inkişafı sırrına bakar..."(1) 

Buradaki maksat; peygamberler bir hakikati anlamak ve idrak etmekte zamana ve çalışmaya mecbur değillerdir. Zira peygamberlerin mesleği vehbidir; yani Allah vergisidir. Allah bir şeyi verirken zamana ve şartlara uymakla mükellef olmadığı için bir anda verir, bir anda en yüksek makama çıkarır. Peygamber Efendimiz (asm)'in miracı  vehbilik ve akrebeyet-i İlahi’nin bir tezahürü, bir açılımıdır. Tasavvuf mesleğinde olduğu  gibi kurbiyet yöntemi ile hakikatlere yelken açmıyorlar. Cazibe-i Rabbaniyeye kendilerini salıveriyorlar, o cazibe onları en yüksek makamlara savuruyor.

Kurbiyet mesleğinde giden bir veli  -tabiri yerinde ise- güneşe der "Sen yerinde dur, ben sana geleceğim, sen zahmet etme", güneş "Madem öyle, o zaman gel de görelim." der; bu adamı kendi kesbi ile baş başa bırakır, uğraşsın dursun.

Akrabiyet mesleğinde olan bir veli ise, nihayetsiz acizlik ve fakirliğini hisseder ve güneşe der, "Ben acizem sen kudretlisin, ben fakirim sen zenginsin; beni kendine celbet, beni makamına al." diye tazarru eder. Güneş de bu hali beğendiği için bir anda makamına alır ve onu marifet deryasına atar, onu nuru ile gark eder. Fesübahnallah acib bir sırr-ı ubudiyet. Risale-i Nur'un acz ve fakr yolu bir ciheti ile buna bakar.

Nübüvvet-i Verasete Kısa Bir Bakış.  

İnsibağ ve in’ikas Allah Resulü (asm)'ın manevi azametinin bir şeyde yansıması ve aksetmesi anlamındadır. Nasıl ki Allah Resulü (asm) bir aynaya baksa, o sevimli sureti ayna içinde görünür ve ayna o suret ile değer kazanır. Aynanın değeri suretinden dolayıdır. Suret gitse aynanın maddesi ayna kadar değer ifade eder. Sahabeler de birer aynadırlar, Allah Resulü (asm)'ın manevi siması o aynaların içinde tezahür ediyor. Hal böyle olunca, sahabelerin ruh ve kalp aynasında Allah Resulü (asm)ın risalet ve nübüvvet sureti irsiyet şeklinde yansıyor, yani o aynalara bir değer ve kıymet katıyor.

 Tabiri caiz ise bir cihetle Peygamber Efendimiz (asm)'in manevi şahsiyetinin küçük bir modeli o aynaların içine yerleşiyor, onun genel hatlarını ve azametini küçük ve mütevazı bir şekilde o aynada temsil ediyor. Tabi aynanın büyüklük ve kabiliyeti ne kadarsa insibağ ve in’ikas da o kadar düşüyor. Mesela Hazreti Ebu Bekir (ra)’in ruh ve kalp aynasındaki insibağ ile bir bedevi sahabenin insibağı aynı değildir.

Allah Resulü (asm)ın nübüvvetten gelen insibağı ile velayetten gelen insibağı aynı değildir. Nübüvvet mesleği nasıl velayet mesleğinden üstün ise nübüvvet insibağı da  velayet insibağından aynı derecede üstündür. Sahabeler direkt nübüvvet insibağına mazhar olurken, ümmetten sonrakiler Allah Resulü (asm)ın veleyet insibağı ile muhataplar. Hal böyle olunca en küçük sahabeye en büyük veli yetişemiyor. 

Sahabelerin alemine  nübüvveti temsil eden küçük Muhammedcik (asm) irsiyet olarak yerleşmiş iken sonraki alim ve evliyaların alemine velayeti temsil eden küçük Ahmedcik (asm) irsiyet olarak yerleşmiştir. İnsibağda tam bir temessül manası vardır. Yani Allah Resulü (asm) sahabelerin ruh aynasında bütün vasıfları ile temessül etmiştir, ama aynanın kabiliyetine göre şekilleniyor.   

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

halili
Üstünlüğün AKREBİYET ten geldiğini, akrebiyetin uygulamadaki açılımının ise ; İşte akrabiyet, yani sahabe mesleği, Allah’ın isim ve sıfatlarının üzerimizdeki tecellilerini görüp marifet kazanma yoludur.......... diyorsunuz, yani tefekkür yöntemi. 1-Tefekkür vehbi midir? Kulun payı yok mu ki vehbi diyorsunuz. 2-Tefekkür tasavvufta yok mudur? 3-İnsibağ ve inikas risalei nurda olsa bile ziyadesiyle tasavvufun en büyük şiarı değil midir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Tarikatta riyazet, çile, halvet, zühd, inziva gibi uzun ve meşakkatli bir süluktan sonra iman hakikatleri inkişaf ediyor. Yani Risale-i Nurun bir derste verdiği inkişafı tarikat bazen kırk gün bazen de kırk yılda ancak veriyor. Tefekkürde elbette kulun bir payı var ama feyiz öyle değil. Feyiz tamamen akrabiyete bakıyor. Bu sebeple akrabiyet mesleğinde ki cehd ve gayretle tairkatta ki cehd ve gayret arasında çok fark var.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
halili
anlamadım , feyiz nerden çıktı... konumuza feyzi nasıl bağladınız ki feyz kelimesi yazının hiç bir yerinde yok... ya siz soruyu anlamadınız yada ben anlamadım tekrar izah edermisiniz
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Feyizden maksat İlahi ikram İlahi yardımdır. Yani Allah'ın kulunu yüksek makamlara çıkarması anlamında kullandık.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
halili
peki bu ilahi yardımlar risalei nur mesleğine geliyor diyorsunuz .... diğer bütün cemaatlerin niyeti allaha rızası değil mi? onlarında gayesi allaha ulaşmak ve bu yolda çalışmak sa onlar da allahın kulları nur talebeleri de allahın kulları ise aynı yardımı neden diğerlerine gelmesinde sadece sizin mesleğe gelir diyorsunuz izah edermisiniz ki allah adil dir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Biz mesleğimizi övüyoruz başkaların mesleğini yermiyoruz. Allah rızasını esas yapan her cemaat Allah katında makbuldür ama bu makbuliyetin de kendi içinde dereceleri vardır. Sahabelerin kendi içinde de benzer dereceler bulunuyor. Herkes bir tarağın dişleri gibi eşit olmuyor. Tarikat ile sahabe mesleği arasında ki ayrım ve farkı sadece Risale-i Nur yapmıyor İmam-ı Rabbani Hazretlerinden tut İmam-ı Gazali Hazretlerine kadar bir çok alim bu değerlendirmeleri yapmaktadır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
halili
Mesleğinizi övün ama ifrata kaçmayın; risalei nur talebeliğinin vehbi olduğunu söylemeyin... ikincisi tarikatları sahabe lerden soyutlayıp kendi cemaatinizin sahabe lerle aynı konuma getirme gayretine girmeyin... İmamı rabbani hz diyorki bizim yolumuz (nakşibendi)ebubekir efendimizden gelen SIDDIKIYE yoludur, ashabın yoludur..Allaha kavuşturan yolların en kısa ve en tesirli olanıdır... devamla şunları söylüyor Kutb-i irşâd, kemâlât-ı ferdiyyeye de mâ- likdir. Kararmış olan âlem, onun gelmesi ile aydınlanır. Onun irşâ- dının ve hidâyetinin nûrları, bütün dünyâya yayılır. Yer küresinin ortasından tâ Arşa kadar, herkese rüşd, hidâyet, îmân ve ma’rifet Onun yolu ile gelir. Herkes, ondan feyz alır. Arada o olmadan, kimse bu ni’mete kavuşamaz. Onun hidâyetinin nûrları, bir okyânûs gibi, [çok kuvvetli radyo dalgaları gibi] bütün dünyâyı sarmışdır. O deryâ, sanki buz tutmuşdur. Hiç dalgalanmaz. O büyük zâtı tanıyan ve seven bir kimse, onu düşünürse, yâhud o, bir kimseyi sever, onun yükselmesini isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere açılır. Bu yoldan, sevgisi ve ihlâsına göre, o deryâdan kalbi feyz alır. Bunun gibi bir kimse, Allahü teâlâyı zikr ederse ve bu zâtı hiç düşünmezse, meselâ onu tanımazsa, yine ondan feyz alır. Fekat, birinci feyz dahâ fazla olur. Bir kimse, o büyük zâtı inkâr eder, beğenmezse, yâhud o büyük zât, bu kimseye incinmiş ise, bu kimse, Allahü teâlâyı zikr etse bile, rüşd ve hidâyete kavuşamaz. Ona inanmaması veyâ onu incitmiş olması, feyz yolunu kapatır. O zât “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” bu kimsenin zararını istemese bile, hidâyete kavuşamaz. Rüşd ve hidâyet, var görünür ise de yokdur. Fâidesi çok azdır. O zâta inanan ve sevenler, onu düşünmeseler de ve Allahü teâlâyı zikr etmeseler de, yalnız sevdikleri için, rüşd ve hidâyet nûruna kavuşurlar. Eğer böyle yapmaya devam ederseniz risalei nurla çelişirsiniz, tarikatın sahibi olan büyük zatları incitirsiniz, eğer onları incitirseniz bütün gayretleriniz boşa gider.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
İlle de bir sıralama yapmamamızı istiyorsanız; Birinci sırada Peygamberler ikinci sırada sahabeler üçüncü sırada Mehdi (ra) dördüncü sırada dört mezhep imamı beşinci sırada tarikatın müçtehit derecesinde ki kutup ve aktapları (Gazali, Nakşibend, Geylani (ra) gibi) altınca sırada Risale-i Nur şakirtleri vardır diye düşünüyoruz. Tabi bu bizim Risale-i Nurdan anladığımız bir manadır hatalı da olabilir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
halili
Bu sıralamada üstte olmayı sağlayan değer ler nelerdir, yani sıralamada öne geçiren kıymet ler nelerdir,,, saymış olduğunuz kutupların yoluna intisap eden talebelerin sırasını nasıl değerlendiriyorsunuz acaba ?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

ÜÇÜNCÜ SUALİNİZ: Başta müçtehidîn-i izam imamları mı efdal, yoksa hak tarîkatlerin şahları, aktabları mı efdaldir?

Elcevap: Umum müçtehidîn değil; belki Ebu Hanife, Mâlik, Şâfiî, Ahmed ibni Hanbel şahların, aktabların fevkindedirler. Fakat hususî faziletlerde Şah-ı Geylânî gibi bazı harika kutuplar, bir cihette daha parlak makama sahiptirler. Fakat küllî fazilet imamlarındır. Hem tarîkat şahlarının bir kısmı müçtehidlerdendir. Onun için, umum müçtehidîn, aktabdan daha efdaldir denilmez. Fakat Eimme-i Erbaa, Sahabeden ve Mehdîden sonra en efdallerdir denilir.
Yirmi Dördüncü Mektup 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
halili
Benim soruduğum soruyla bu cevabın hiç bir alakası yok, rica etsem tekrar soruma bakıp cevap verebilir misiniz? 1-Bu sıralamada üstte olmayı sağlayan değer ler nelerdir, yani sıralamada öne geçiren kıymet ler nelerdir,,,2- saymış olduğunuz kutupların yoluna intisap eden talebelerin sırasını nasıl değerlendiriyorsunuz acaba ?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Siz düşündüğünüz değerleri bir sıralayın biz ona göre bir cevap verelim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
halili
Değerli editör, benim nasıl değerlendirdiğim önemli değil, önemli olan risalei nurların değerlendirmesidir, sizin aracılığınızla bunu öğrenmek istiyorum ?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Halili kardeşim İmam-ı Rabbani Hazretlerinin 260. Mektubunu paylaşmışsın. Orada İmam-ı Rabbani Hazretleri asırlar sonra gelecek zattan bahsediyor Nakşibendi Hazretlerinden veya başka bir zattan bahsetmiyor. Allahul alem o gelecek zatta Üstad-ı Azam Müceddid-i Ekber Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleridir. İmam-ı Rabbani Hazretlerinden sonra gelen müceddidlere bakalım ; Şah Veliyullah Hazretleri,Mevlana Halid-i Bağdat Hazretleri ve Sonra Üstad. Üstaddan sonrada müceddidlik silsilesi kesilmiştir. Görüyoruz ki Üstadın manevi feyzi bütün dünyayı kaplamış her bir yanda Risale-i Nur okunuyor. Yani İmam-ı Rabbani dediği gibi o Zat'ın(Bediüzzaman Saidi Nursi) gelmesiyle tüm dünya aydınlandı elhamdulillah. Biz mesleğimizde ifrat etmiyoruz tahdis-i nimet suretinde paylaşıyoruz. Risale-i Nur sahabe ve yolu en kısa kestirme yoludur. Tarih bize Asr-ı Saadet müstesna Bediüzzaman gibi müdakkik, mütefekkir, zeki bir alim göstermiyor. Sadece ezberlediği kitap sayısı cilt olarak 1000 i buluyor. (90 kitap deniyor bu kitaplardan her biri 20 cilde yakın, örneğin 1.200.000 tane hadis 320 cilde mukabil geliyor.) Evet böyle bir yüce zatın yazdığı yüce kitaba dünyadaki ilgi bunun şahididir. Beklenen o yüce Zat Üstadımızdır. Elhamdulillah...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Risale-i Nuru iyice tahkik ederseniz o değerleri görürsünüz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
halili
Tuğrul K. kardeşim, birincisi; burda imamı rabbani hz, bir kişiden bahsetmiyor kutbu irşaddan bahsediyor sayılarının çok az olduğunu söylüyor önceden gelmiş ve sonrada geleceğini söylüyor, uzun zaman aralıkları ile... kendiside onlardan birisidir.İkincisi; bu büyük zatların arasında gelen zatlarda çok büyüktür, imamı rabbani aynı sözleri bunlar içinde söylüyor onlardanda faydalanmalı ve onları incitmemeli..İmamı rabbani mektubatında şöyle söylüyor;Bizim yolumuz Ebu bekir efendimizden gelen sıddıkiye yoludur.Evliyâlık yolları arasında Silsile-tüz-zeheb yolu, Sıddîk- i ekberin “radıyallahü anh” yolu oldugundan, bu yolun yolcuları uyanık olur. Onun için de, yolların en üstünüdür. Baska yoldaki Evliyâ, bunların kemâlâtına nasıl yetisebilir? Onların içyüzünü nasıl anlıyabilir? Bu yolun yolcularının, bu isde kârları müsâvîdir demek istemiyorum. Belki milyonda biri böyle olabilirse ni’metdir, se’âdetdir. Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” haber verdigi hazret-i Mehdî, vilâyetin en yüksek derecesinde olacagına göre, o da bu yoldan yetismis ve bu yolu temâmlamıs ve düzeltmis olacakdır. Çünki bütün vilâyet yolları, bu yoldan asagıdır ve ulasdıkları vilâyetlerde, Peygamberlik makâmının kemâllerinden az birsey vardır. Bu yoldan kazanılan Evliyâlıkda ise, Sıddîk-ı ekberin “radıyallahü anh” yolu oldugu için, o kemâlâtdan pekçok bulunur.Eshâb-ı kirâmın yolu olan bizim yolumuzda, ilerlemegi ve çekip götürmegi bilmek hiç lâzım degildir. Bununla berâber, bu yolun sürücüsü gibi olan önderi, derin ilm ve çok ma’rifet sâhibidir. Bunun içindir ki, bu yüksek yolda, diriler ve ölüler, büyükler ve çocuklar, gençler ve ihtiyârlar, kavusmakda müsâvîdirler. Hepsi, sevgi bagları ile veyâ o ni’met sâhibinin kalbi ile çekmesi ile, isteklerinin sonuna varırlar. Bu, Allahü teâlânın öyle bir ihsânıdır ki, diledigine verir. Allahü teâlâ, çok büyük ihsân sâhibidir. Üçüncü bir mevzu ; Bin yılın müceddidi Velayeti Kübra makamı için; peygamberlerin ve sahabenin makamıdır başka hiç bir kimsenin değildir, makam sahibi onlardır, onlardan sonraki zamanlarda oradan nasiplenen yok denecek kadar az olmuştur kendisinin bu ihsana kavuştuğunu şu şekilde söylemiştir , o makamda seyr ettiğini yani yükselerek gezip görüp tekrar geri döndüğünü söylemektedir yani orada kalıcı sadece makam sahipleridir.... Ama bügün görüyoruz ki Risalei nur talebeleri kendilerinin velayeti kübra makamında olduğunu söylüyorlar soru soran talebesinden tutunda cevap veren talebesine kadar, üstelik diğer geçmiş evliyalarada küçük evliya diyorlar kendilerini velayeti kübrada sanarak.... ey kardeşlerim siz evliyalığı kolay mı sanıyorsunuz , bin yılın müceddi seyri suluka cezbe (çekip götürme gibi bir lütüf) ile başladığı halde 10 yıl sonra rıza makamına kavuştuğunu söylüyor... kardeşler biz evliyanın ayağının tozu bile olamayız..... Onun için onları incitmeyin, onların yolundan giden bizi incitmeyin....... mesleğinizi övün ama başkasını küçük göstererek değil..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
ibni sina, Ahirete iman etmek nakli bir meseledir, iman ederiz ama aklen isbat edemeyiz demiş ama üstad bediüzzaman said nursi hazretlerinin haşir risalesi, ahiretin varlığını aklen isbat etmiştir, haşir risalesinde üstad, ahireti, bir cümlede aklen isbat etmiştir, ve meşhur ateistlerden Abdullah Cevdet, haşir risalesini okuyunca, SAid Nursi, beni sanki, ahiretin sokaklarında, mahallelerinde gezdirdi demiştir, Bediüzzamanın yazdığı haşir risalesi ahireti bu kadar ilmi bir şekilde izah ve isbat ediyor, ama ibni sina ahirete iman bir nakli meseledir iman ederiz ama isbat edemeyiz demiş
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Risale-i Nur’dan Molla Abdullah'ın yanında bir müddet kaldıktan sonra Siirt'e gelir. Orada bulunan Molla Fethullah Efendinin medresesine gider. Molla Fethullah, Molla Said'e, "Geçen sene Süyûtî okuyordunuz, bu sene Molla Cami'yi mi okuyorsunuz?" Bediüzzaman: "Evet Cami' yi bitirdim." Molla Fethullah, hangi kitabı sordu ise, "Bitirdim" cevabını alınca tahayyürde kaldı. Bu kadar kitabı bitirdiğini, hem de az zamanda bitirdiğini aklına sığıştıramadı; taaccüp etti ve dedi: "Geçen sene deli idin, bu sene de mi delisin?" Bediüzzaman, "İnsan başkasına karşı kesr-i nefs için hakîkati ketmedebilir, fakat babadan daha muhterem olan üstadına karşı hakîkat-i mahzdan başka birşey söyleyemez. Emrederseniz, söylediğim kitaplardan beni imtihan ediniz," der. Molla Fethullah hangi kitaptan sordu ise, cevabını güzelce verir. Bunun üzerine, bu muhavereyi dinleyen ve bir sene evvel Said'in hocasının hocası bulunan Molla Ali-i Suran namındaki zat, kendilerinden ders almaya başladı. Molla Fethullah, 'Pekala, zekada harikasınız; fakat hıfzınız nasıldır Makâmat-ı Harîriye'den birkaç satırını iki defa okumakla hıfz edebilir misiniz?" diyerek kitabı uzatır. Molla Said, alarak, bir yaprağını bir defa okumakla hıfz etti ve okudu. Molla Fethullah, "Zeka ile hıfzın ifrat derecede bir kimsede tecemmuu nadirdir" diyerek hayrette kaldı. Bediüzzaman, orada iken Cem'ü'l-Cevami' kitabını, günde bir-iki saat iştigal etmek üzere bir haftada hıfz etti. Bunun üzerine Molla Fethullah şu kelamı söyleyerek kitabın üzerine yazdı: Bu hal Siirt'te şuyû bulmuş ve Molla Fethullah ulemaya, "Bizim medreseye gâyet genç bir talebe geldi, her ne sual ettimse bilatevakkuf cevap verdi. Bu yaşta zekasına ve ilmine ve fazlına hayran kaldım" diyerek, pekçok metheder. (Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)

Halili kardeşim sen hangi mektubu okudun gerçekten hayret ediyorum. İmamı Rabbani Hazretleri gelecek bir zattan bahsediyor açıkca 260. Mektubunda. Ayrıca biz haşa büyük alimleri küçük görmüyoruz Üstad İmamı Rabbani için bin yılın müceddidi, İmam-ı Gazali için Hüccetül İslam, Muhyiddin İbni Arabi için Ulum-u İslamiyenin Mucizesi tabirini kullanıyor. Risale-i Nur yolu tarikatların kat kat üstündedir kardeşim aynı kefeye koyman bile hata bir kere. Cumhuriyet döneminde Nakşiler mağlup oldu. Nakşibendi Silsilesinin son büyük zatı kabul edilen Seyyid Abdülhakim Arvasiy de gördük ki Mustafa Kemalin yanından ayrılmıyordu ayrıca Risale-i Nuru sobada yakmış ve İstanbulda Üstada en büyük ihanet yapıp sürekli dedikodusunu yaptı ve -haşa- işe yaramaz adam demiştir. Zaman tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır. Üstad Hazretleri ilmini bizzat Kurandan almış ve onun feyziyle ve ilham yoluyla Risale-i Nurlar yazdırılmıştır. Koca Hüccetül İslam İmamı Gazalinin aklımızla gidemeyiz nakille inanırız dediği haşir meselesini Üstad eşsiz bir şekilde Haşir Risalesinde yazıyor. Kader,Allahın Varlığı,Meleklerin Ahiretin Varlığı vs bu konuları Risale-i Nur gibi izah eden başka bir alimin kitabı gösterilmiyor. Allah aşkına dinsizliğe komünizme evrime tarikat yoluyla mı karşı koyacağız biraz mantıklı düşünmenizi rica ediyorum. Adam Allaha inanmıyor siz adamı zikire mi davet edeceksiniz? İmamı Rabbani gibi harika zatlar zamanında görevlerini yapmışlar Allah hepsinden razı olsun. Fakat bugün İmam-ı Rabbani Hazretleri yada Abdülkadir Geylani Hazretlenin kitabıyla dinsizliğe komünizme karşı nasıl koyacaksınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...