Block title
Block content

"San’at-ı eşyada görünen hikmet-i âmme içindeki inâyet-i tamme ve o inâyet içinde parlayan rahmet-i vâsia ve o rahmet üstünde serilen ve rızka muhtaç herbir zîhayatı onun hâcetine lâyık bir tarzda iâşe etmek için.." nasıl parlak bir hâtem-i tevhid oluyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Yer küresi, Üstadımızın ifadesiyle, “ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen biçare zîhayatlara getiren” bir “sefine-i Sübhâniye”...

Bu gemide muhteşem bir sofra serilmiş... Bugünkü rakamlarla bir milyon üç yüz bin tür hayvanın her birinin mide yapılarına ve damak zevklerine uygun binlerce çeşit rızık yaratılmış...

Dünyamızın büyüklüğü, yapısı, eğimi, hem kendi hem de güneş etrafındaki dönüşleri hep hikmetli... Üzerinde serilen sofralar için bunların hepsi gerekli...

Bu “hikmet-i âmme içinde” bir “inâyet-i tamme” görülüyor. Misafir taifelerin hiçbirinin bu sofraların yaratılmalarında hiçbir hisseleri yok... Tümü Allah’ın inayetiyle yaratılmış ve serilmişler...

Bu karşılıksız ve sebepsiz ihsan ve inayetin kaynağı ise, Allah’ın her şeyi kuşatan ve tasarrufuna alan  geniş rahmeti, “rahmet-i vâsia”sı...

Bu hikmet, inayet ve rahmet tablosu “parlak bir hâtem-i tevhid”dir. Bu sofraların Hâlık’ını ve bu misafirlerin sahibini tanıtan ve birliğini gösteren çok parlak bir mühürdür.

Sofra tek bir sofra, o sofrayı etrafında döndüren güneş bir tek lamba, bütün canlıların teneffüsünü temin eden hava unsuru bir tek hizmetçi ve bahar bu arz küresinin erzak depolamak üzere uğradığı bir tek liman... Bunların hiçbiri şirketi kabul etmez...

O halde,  bu sofraların sahibi, güneşin de, yer küresinin de, mevsimlerin de Rabbi olan Allah’tır.

Konunun devamında bu hikmet ve inayet yeniden nazara verilirken “kendini sevdirmek ve tanıttırmak ve in’âm ve ikram etmek lem’alarını gösteren bir hulle-i rahmet,  kâinatı içine almıştır.” buyrulur.

Bir başka risalede insanın fıtratında “cemale karşı muhabbet, kemale karşı meftuniyet, ihsana karşı  perestiş” olduğuna dikkat çekilir.

Ve ayet-i kerimede Allah’ı sevmenin ölçüsü Habibullah’a ittiba olarak ders verilir.

“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’ ”(Âl-i İmran, 3/31)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...