Block title
Block content

"Sâni-i Hakîm, beden-i insanı gayet muntazam bir şehir hükmünde halk etmiştir..." Burayı okurken bir doktor arkadaş bilgilerin yanlış olduğunu iddia etti, konuyu açar mısınız?

 
Soru Detayı:

- Otuzikinci Söz Birinci Mevkıfda haşiyede geçen 'Sani-i Hakim beden-i insanı gayet muntazam bir şehir hükmünde halketmiştir 'diye geçen yerdeki anlatılanları bir doktor arkadaşımız doğru bilgiler olmadığını oksijen ile karbonun birleşmediği ve nefes alma kanın temizlenmesi vücudun ısınması gibi kimyasal olayları kendi tıp kitaplarından bambaşka bir şekilde oradan okuyarak anlattı.
- Okuyanların da kafaları karıştı.Nasıl tevfik edeceğiz.

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sâni-i Hakîm, beden-i insanı gayet muntazam bir şehir hükmünde halk etmiştir. Damarların bir kısmı telgraf ve telefon vazifesini görür. Bir kısmı da çeşmelerin boruları hükmünde, âb-ı hayat olan kanın cevelânına medardırlar." 

"Kan ise, içinde iki kısım küreyvât halk edilmiş. Bir kısmı 'küreyvât-ı hamrâ' tabir edilir ki, bedenin hüceyrelerine erzak dağıtıyor ve bir kanun-u İlâhî ile hüceyrelere erzak yetiştiriyor (tüccar ve erzak memurları gibi). Diğer kısmı küreyvât-ı beyzâdırlar ki, ötekilere nisbeten ekalliyettedirler. Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır ki, ne vakit müdafaaya girseler, Mevlevî gibi iki hareket-i devriye ile sür’atli bir vaziyet-i acibe alırlar." 

"Kanın heyet-i mecmuası ise, iki vazife-i umumiyesi var: Biri bedendeki hüceyrâtın tahribatını tamir etmek, diğeri hüceyrâtın enkazlarını toplayıp bedeni temizlemektir. Evride ve şerâyin namında iki kısım damarlar var ki, biri sâfi kanı getirir, dağıtır, sâfi kanın mecrâlarıdır. Diğer kısmı, enkazı toplayan bulanık kanın mecrâsıdır ki, şu ikinci ise, kanı 'ree' denilen, nefesin geldiği yere getirirler." 

"Sâni-i Hakîm, havada iki unsur halk etmiştir: biri azot, biri müvellidülhumuza. Müvellidülhumuza ise, nefes içinde kana temas ettiği vakit, kanı telvis eden karbon unsur-u kesifini kehribar gibi kendine çeker. İkisi imtizaç eder. Buharî hâmız-ı karbon denilen, semli havaî bir maddeye inkılâb ettirir. Hem hararet-i gariziyeyi temin eder, hem kanı tasfiye eder."

"Çünkü, Sâni-i Hakîm, fenn-i kimyada aşk-ı kimyevî tabir edilen bir münasebet-i şedideyi, müvellidülhumuza ile karbona vermiş ki, o iki unsur birbirine yakın olduğu vakit, o kanun-u İlâhî ile o iki unsur imtizaç ederler. Fennen sabittir ki, imtizaçtan hararet hasıl olur. Çünkü imtizaç bir nevi ihtiraktır." 

"Şu sırrın hikmeti budur ki: O iki unsurun, her birisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizaç vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi bunun zerresiyle imtizaç eder, bir tek hareketle hareket eder, bir hareket muallâk kalır. Çünkü imtizaçtan evvel iki hareket idi. Şimdi iki zerre bir oldu; her iki zerre, bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket, Sâni-i Hakîmin bir kanunuyla hararete inkılâb eder. Zaten 'Hareket harareti tevlid eder.' bir kanun-u mukarreredir." 

"İşte bu sırra binaen, beden-i insanîdeki hararet-i gariziye, bu imtizac-ı kimyeviye ile temin edildiği gibi, kandaki karbon alındığı için kan dahi sâfi olur. İşte nefes dahile girdiği vakit, vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor, hem nâr-ı hayatı iş’âl ediyor. Çıktığı vakit, ağızda, mu’cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor. Fesübhâne men tehayyere fî sun’ihi’l-ukul!"(1) 

Üstad kendi zamanının çocuğudur ve elbette kendi çağının biliminin diliyle konuşur. Bilim de insanlığın ortak akıl ve çabası ile zaman geçtikçe birikim, değişim ve gelişime uğrar. Üstad’ın gayesi ise bu mevzularda, zamanla değişmesi ve gelişmesi kaçınılmaz olan bilimin detaylarını ders vermek değil; değişen bilimin içindeki değişmeyen özü ders vermektir. Bu da hayatsız ve şuursuz atomların son derece “hayati” fonksiyonları “şuurlu” gibi icra etmesidir. Bu fonksiyonların öyle değil de böyle icra edilmesi meselenin özünü değiştirmiyor.

Ortada inceler incesi bir nizam var ve bu nizam akıl, şuur ve hesaptan ve dolayısı ile gayeden mahrum; kör, sağır atomlarca icra ediliyor. Bu yüksek gayeye, gayeden bihaber atomların hizmet ettirilmesi, perde gerisinde; ilim, irade, kudreti ile bir nizam koyan ve bu nizamı itina ile koruyup devam ettiren Hâlık’ı açık seçik bir şekilde gösteriyor. Yani eşyaya Sani’lerine delalet etmesi açısından mana-yı harfiyle bakıyor. Kur’an’ın usulünü takip ediyor.

Risalelerdeki, Kur’an’ın kainattan bahsedişinin felsefeden niye farklı olduğunu anlatan bahisler, bu konuda ufuk açıcıdır. Aslında Üstad'ın, mesela astronomi için sıkça kullandığı “astronominin dediğine bakılırsa” gibi bir ihtiyat cümlesini bu konuda da zimnen görmek okumak gerek: Yani, “okuduğunuz biyolojinin dediğine bakılırsa” gibi.

Günümüz bilimi açısından da bakarsak; oksijen metabolizma gibi hayati fonksiyonlarımız için vazgeçilmez, yeri doldurulmaz bir faktördür. Gıdalar karbonhidrat, yağ ve proteinlerinden müteşekkildir. Aslında bu gıdalar kimyasal bağları arasında bize “hayat enerjisi” taşırlar. Bunlar bağırsak ve karaciğer gibi organlarda yapı taşlarına ayrılır ve kan yoluyla hücre içine ve oradan da mitokondri denen minik enerji santrallerine taşınırlar. Bu gıdaların hepsi “karbon temelli”dirler.

Mitokondri içinde bu karbon temelli gıdalardan Kreps Siklüsü ve Elektron Transfer Sistemi denilen akıllara durgunluk veren son derece kompleks aşamalarla depolanabilir enerji paketleri denilebilecek ATP üretilir. Bu enerji paketlerinin üretim bandında oksijenin “kuvvetli oksitleyici” özelliği en önemli faktördür. ATP metabolizma başta olmak için birçok hayati fonksiyonlarda kullanılmakta, bu arada da vücud ısısının temini söz konusu olmaktadır.

Öte yandan bu üretim işlemi sırasında gıdaların bünyesindeki “unsur-u kesif” yani katı karbonun oksijenle birleşerek gaz halindeki karbondioksite dönmesi ve akciğer yolu ile atılması söz konusu olmaktadır. Bu muazzam üretim faaliyetinin sonunda ortamda, depolanan ATP’den başka sadece karbondioksit ve su kalmaktadır. Bu ikisi de katı enkazların “oksijen”le uçucu ve akışkan hale gelmiş şeklidir. Böylelikle enkaz kolayca ve hızla ortamdan uzaklaştırılabilmektedir.

Meselenin özü açısından; Üstad’ın ifadelerinin biraz daha mücmel olması dışında pek önemli bir fark da söz konusu değildir. Sözün güzelliği kısalığındadır. Çünkü Risaleler teknik bir eser değil, maksadı da biyoloji veya kimya öğretmek değildir. Maksat, biyoloji ve kimyanın penceresinden ilahi ayetleri seyrettirmektir.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, Birinci Mevkıf, Haşiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Mevkıf | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 156 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...