Block title
Block content

"Sâni-i Hakîm, kemâl-i hikmetiyle, pek âdi şeylerden pek harika, mu’cize-i mensucat yapıyor. Ve keza, abesiyet ve israfa mahal bırakılmamak üzere, bir ferdi envâen vazifelerle tavzif ediyor." Devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Görüyoruz ki, Sâni-i Hakîm, kemâl-i hikmetiyle, pek âdi şeylerden pek harika, mu’cize-i mensucat yapıyor. Ve keza, abesiyet ve israfa mahal bırakılmamak üzere, bir ferdi envâen vazifelerle tavzif ediyor. Hattâ, insanın başında, insanın muvazzaf olduğu vazifeleri görmek için her vazifeye göre birer tırnak kadar maddî bir şeyin bulunması icab etseydi, bir başın Cebel-i Tûr büyüklüğünde olması lâzım gelirdi ki, ashab-ı vezâife yer olsun. Ve keza, lisan sair vezâifiyle beraber, erzak hazinesine ve kudretin matbahında pişirilen bütün taamlara müfettiştir. Ve bütün taamların tatlarını yakîn eden, bilen bir ehl-i vukuftur..."(1)

Bu paragrafı kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

Allah kainatta icraatında, gereksiz ve uzun yollarla değil, en kısa ve en gerekli yollarla iş yapmaktadır. Bu yüzden kainatta her şey gayet güzel ve gayet hikmetlidir.

Her vazifeye bir aza yaratmak yerine bir azaya sayısız vazifeler takmıştır. Mesela, insan vücudundaki karaciğerin dört yüz ayrı vazifesinin bulunduğu ifade ediliyor. Şayet insan vücuduna bir karaciğer yerine her vazife için ayrı bir organ takılmış olsa idi, diğer vazifelerde işin içine katılırsa, insan vücudu bir dağ büyüklüğünde olurdu. Ama Allah hikmeti gereği en kısa ve en kestirme yollarla iş görmeyi âdet edindiği için, bir azaya dört yüz vazifeyi gördürüyor.

Bu aynı zamanda bir mucize oluyor. Çünkü, karaciğer gibi bir yağ ve et yığınının bunca vazifeyi kendi başına ifa edip işin içinden çıkması mümkün değildir. Beyin, kalp ve diğer azalar da hakeza bunun gibidir. Allah yağ ve et gibi adi vesileler ile harika işler sergiliyor ve insanların bundan ibret almasını istiyor.

Yine bir ağaç ile on bin meyve vermek yerine her bir meyve için bir ağaç gerekmiş olsa idi yer gök ağaçtan geçilmezdi. Mesela, bir çiftçi iki üç bin elmayı bir tek elma ağacından alıyor, şayet her elma için bir ağaç gerekmiş olsa idi iki bin elma için iki bin ağaç dikmesi gerekecekti. Bunu diğer meyveler içinde düşünürsek, o zaman yeryüzü ağaçtan geçilmez, insanlara yaşam alanı kalmazdı...

İnsanın ağzındaki küçük bir dil, yeryüzündeki bütün yiyecek ve içecekleri tadıp tartabiliyor. Tersi olsa idi, yani her bir lezzet için ayrı bir dil gerekmiş olsa idi, mesela elma için ayrı bir dil muz için ayrı bir dil vs... O zaman insanın ağzının Ağrı dağı kadar olması gerekirdi. Allah hem basit ve adi hem de tek bir dil ile bütün lezzetleri tattırıyor. Bu bir mucize değil de nedir acaba?

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Onuncu Risale | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 596 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...