"Sâni-i Kadîr, Fâtır-ı Hakîm, Vâhid-i Ehad, kemâl-i kudretini ve cemâl-i hikmetini ve delil-i vahdetini göstermek için, pek az bir şeyle çok işleri görmek, pek küçük bir şeyle pek büyük vazifeleri gördürmeyi âdet etmiştir..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hatıra gelen ikinci nükte: Sâni-i Kadîr, Fâtır-ı Hakîm, Vâhid-i Ehad, kemâl-i kudretini ve cemâl-i hikmetini ve delil-i vahdetini göstermek için, pek az bir şeyle çok işleri görmek, pek küçük bir şeyle pek büyük vazifeleri gördürmeyi âdet etmiştir."

"Bazı Sözlerde demiştim ki: Eğer bütün eşya tek bir Zâta isnad edilse, vücub derecesinde bir suhulet, bir kolaylık peydâ eder. Eğer eşya müteaddit sânilere, esbablara isnad edilse, imtinâ derecesinde bir suubet, bir müşkülât ortaya düşer. Çünkü, bir zâbit gibi veya usta gibi bir tek zât, kesretli efrada ve kesretli taşlara bir fiille, bir hareketle ve suhuletle bir vaziyet verip bir netice hâsıl eder ki, eğer o vaziyeti alması ve o neticeyi istihsal etmesi, o ordudaki efrada ve o direksiz kubbedeki taşlara havale edilse, pek çok fiillerle, pek çok müşkülâtla, pek çok karışıklıklarla ancak yapılabilir."(1)

"Kâinatı ve içindeki her şeyi Allah yaratıyor ve idare ediyor", demek kolay ve mantıklı iken; "sebepler ya da tabiat yapıyor." demek, bu harika işleri sebeplere vermek akıl ve mantık dışıdır.

"Selimiye Cami’i inşaat malzemeleri yaptı" demek mi akla uygun, yoksa "Mimar Sinan yaptı" demek mi? Elbette O muhteşem mabedi “Mimar Sinan yaptı” demek hem makul hem de vacip derecesinde bir zarurettir. O harika eser Mimar Sinan’a verilmezse, o zaman; “kum, çakıl ve taşlarbir araya gelip ve kendi aralarında anlaşarak Selimiye Cami’ini inşa ettiler” demek gerekir ki, bunu da hiçbir akıl sahibi kabul etmez.

Aynı mâna kâinat ve içindekilerin varlıkların inşasında da geçerlidir. Her varlık birer sanat harikasıdır. Bu harika san’atların akılsız, şuursuz sebeplere ya da tabiata havale edilmesi mümkün değildir.

Kâinatın tümündeki mükemmel sanatlar ve harika nakışlar, iki kere iki dört eder derecesinde Cenab-ı Hakk’ın varlığını ve birliğini güneş gibi göstermektedir. Ortada mükemmel bir sanat varsa, o sanat, sanatkârın mükemmelliğini ispat eder.

Bin askerin sevk ve idaresini bir komutanın idare etmesi mi kolaydır, yoksa o askerlerin kendi kendilerini idare etmeleri mi kolay? Elbette yüksek rütbeli bir komutanın onları sevk ve idare etmesidaha kolaydır, daha makul ve mantıklıdır. Çünkü bir subayın durumu ve rütbesi icabı bin askere hükmetmesi çok kolaydır ama askerlerin kendi aralarında birbirine hükmetmesi ya da uyum içinde birlikte hareket etmesi âdeta imkânsız bir durumdur.

Kâinat bir kışla, içindeki her bir atom ya da her bir gezegen birer askerlerdir. Kâinatı ve içindeki bütün işleri Allah’a değil de sebeplere vermek, aynen askerlerin kendi aralarında nizamı sağlaması gibi saçma bir düşüncedir.

(1) bk. Mektubat, Üçüncü Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...