"Sâni-i Zülcelâl, semâvâtın ecrâmına o kadar hikmetler, mânâlar takmış ki, güya celâl ve cemâlini ifade etmek için, semâvâtı güneşler, aylar, yıldızlar kelimeleriyle..." cümlesini devamıyla birlikte izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her şey ve her mahlûk kendine mahsus lisanlarıyla yani hâl dili ile Allah’ı tesbih etmektedir. Mevcudatın üstündeki mükemmel nakışlar, lisan-ı haliyle sanatkârı ve failleri olan Allah’ın varlığını ve birliğini ilan ediyor. Bir elma, üzerindeki harika nakış ve mükemmel sanatı ile sahibini tanıttırıp lisan-ı hâliyle onu tesbih ediyor.

"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, Aziz'dir, Hakîm'dir."(Hadîd Suresi, 57/1)

"Yedi gök ve yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.”(İsrâ Sûresi, 44)

Her şey Allah’ı hamd ile tesbih eder, O’nun bütün kemâl sıfatlara sahip olduğunu hamdile, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu da tesbih ile ilan eder. Her şey kendi mahiyetine göre en mükemmel yaratılmıştır. Güneşten daha mükemmel bir güneş, aydan daha mükemmel bir ay olmadığı gibi, koyundan daha mükemmel bir koyun, arıdan daha ileri bir arı da düşünülemez. Öyle bir mahlûk olsa onun mahiyeti de farklı demektir ve o mahiyete göre mevcut hali yine en mükemmeldir. İşte mahlûkatın bu mükemmel yaratılışı onun bir nevi tesbihidir, hal diliyle Allah’ı tesbih etmesidir. Bir de bilemeyeceğimiz bir keyfiyetle kendisinin hususî bir tesbihi de vardır. Nitekim âyetin devamında “Ancak, siz onların tesbihlerini anlamazsınız.” buyurulmaktadır. Tefsirlerde; “Onlar bizim dilimizle tesbih etmezler, kendilerine mahsus tesbihlerini ise biz anlamayız” denilmektedir.

Tesbih, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih, hamd ise O’nu kemal sıfatlarla tavsif etmektir. Her varlık mükemmel yaratılışıyla Allah’ı tesbih etmekte, bizim anlayamayacağımız bir keyfiyetle kendine mahsus tesbihini de yapmaktadır.

İrade ve şuur sahipleri bilerek ve lisan-ı kal ile tesbih ederler. İrade ve şuur sahibi olmayan diğer mahlûkat ise, lisan-ı halleriyle tesbih ederler. Her mahlûkun kendine verilen vazifeyi yapması onların tesbih ve ibadetleridir. Onlar ne yaptıklarını bilmeseler de, Allah’ın sonsuz ilmi onlar adına biliyor. Allah’ın bu bilmesi tesbih ve ibadet noktasından yeterlidir. Ayrıca her varlığın tesbihini ona müekkel melekler temsil etmektedirler.

Bu noktadan; sema ve içindeki yıldız ve sair unsurlar, aynen insanın ağzı ile konuşması gibi hal dilleri ile Allah’ın azamet ve haşmetini bizlere fasih bir lisan ile bildirip ilan ediyorlar. Sema dairesi bir kafa ise; yıldız ve galaksiler birer ağızdır. Onlara takılan sayısız hikmet ve faydalar bu ağızdan dökülen kelimeler ve cümleler hükmündedir. Bugün astronomi ilmi, sema dairesinin sayısız hikmet ve esrarını çözüp insanlığın nazarına takdim ediyor. Güneşin içindeki terkiplerden tutun, dünyanın milimetrik eğikliğinden, mevsimlerin teşekkülüne kadar nice sırlar ve hikmetleri ilmî metotlarla izhar ediyorlar.

Hem dünya kafa farz edilirse, zemindeki bütün nebatat ve hayvanat kelime ve cümle oluyorlar. Yeryüzündeki sayısız bitki ve hayvanlar cemal ve rahmet noktasından Allah’ın hem varlığına hem isimlerine şehadet ediyorlar. İlim adamları bu sayısız bitki ve hayvanları inceleyerek onların sayısız hikmet ve faydalarını ortaya koyuyorlar.

Semada Celal ismi, zeminde ise Cemal ismi galiben tecellî ediyor.

İster semada ister zeminde olsun, her şey ve her mahlûk Allah’ı tesbih ediyor ve lisan-ı halleriyle O’nun Vahid ve Ehad olduğunu, isim ve sıfatlarını, ilan ve izhar ediyorlar. Hayatı ve şuuru olmayan bu mahlûkat, bir nevi hayatlı ve şuurlu gibi konuşturuluyor.

Nur Külliyatı’nda dünyanın mahiyetiyle alâkalı tesbitlerden biri de onun bir meşher, yani esmâ-i İlâhiyenin tecellilerinin teşhir yeri olduğudur. Buradaki vazifelerini bitiren mahlûklar ölüm kanunuyla dünyadan ayrılmakta, yerlerine yeni mahlûklar, başka sanat eserleri gelmekte ve kendilerini göstermektedirler. İşte küfür ve dalalet ehli, mahlûkatın bu dünyadan ayrılarak gayb âlemine göçmelerini yok olmak ve yokluğa gitmek olarak tasavvur ediyorlar. Böylece ahireti inkâr etmekle, dünyada hak, hukuk gözetmeksizin, adalet ve hakkaniyetten uzak ve hayvan gibi başıboş bir hayat sürmeyi tercih etmiş oluyorlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...