Block title
Block content

"Sânideki vücub ile tecerrüd", "mahiyetinin mübayenetiyle adem-i takayyüd", "adem-i tahayyüz" ile "adem-i tecezzî" kavramlarını izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Birincisi: Sânideki vücub ile tecerrüd: Vücub,  bir şeyin sabit ve gerekli olma haline işaret eden bir terimdir. Mesela, Allah’ın ebedi ve ezeli olması, vücubun bir hakikati ve bir şubesidir. Yani Allah vacibü'l-vücuttur. Mahlukat gibi varlığını ve sıfatlarını sonradan kazanmamıştır. Böyle olunca, Allah ne zatında ne de sıfatlarında mahlukata benzemez. Mahlukat içindeki manilerden ve kayıtlardan da münezzeh ve mukaddestir. Buradaki temel mana Allah’ın mahlukattan mücerret ve soyut bir varlığa  sahip olduğundan, mahlukat içindeki mani ve kayıtlar Allah’ı etkileyip inhisar altına alamaz manasıdır.

 Vücut mertebeleri çeşitlidir ve ayrı ayrı alemleri vardır. Her bir vücut mertebesinin sağlamlık ve mükemmellik noktasından alt üst ilişkisi vardır. Bir üst mertebedeki vücuttan bir zerre, alttaki vücut mertebesinden bir dağa mukabil geliyor. Maddi alemden olan zerre kadar hafıza, mana aleminden kütüphane kadar bir vücudu içine alır. Şayet o zerre kadar olan hafızanın şuur ve tasarrufu olsa idi, kütüphaneye kolayca ve zorlanmadan hükmedebilirdi, bir işi diğer işine mani olmazdı.

İşte vücut mertebeleri içinde en sağlam ve mükemmel olan vücut Allah’ın ezeli ve ebedi vücududur. Mahlukatın vücut mertebeleri Allah’ın  vücut mertebesine nispeten hiç hükmünde, gayet zayıf bir gölgesidir. Böyle olunca, Allah’ın ezeli ve ebedi olan sıfatları mahlukat içinde tasarruf ederken, zorlanmadan ve engellere takılmadan tasarruf eder. Büyük, küçük, az çok, ağır hafif gibi mahlukat alemlerine özel durumlar, mücerret ve müberra olan Allah’ın sıfatlarını kayıt altına alıp inhisar edemez, zorlayıp şaşırtamaz. Tecezzi edip inkısam ettiremez. Yani Allah’ın sıfatlarını bölüp kısımlara ayıramaz demektir. 

İkincisi: Mahiyetinin mübayenetiyle adem-i takayyüd: Allah’ın mahiyeti hiçbir mahiyete benzemez. Allah kainat cinsinden değildir. Maddeden mücerret ve mahiyeti müberradır. Böyle olunca, kainat içindeki hiçbir kayıt ve engel Allah’a tesir edip Onu kayıt altına alamaz.

Nasıl rütbesi eşit ve aynı sınıftan olan askerler, birbirlerine vaziyet verip birbirlerine tesir edemezler. Ama onların rütbe ve sınıfından farklı ve bir üstte olan subay, rahatlıkla onlara vaziyet verip onları emri doğrultusunda hareket ettirebilir. Buradaki subayın o askerleri istediği gibi şekillendirmesi ve zorlukla karşılaşmaması, mahiyet farklılığına bir örnektir.

Mesela, güneş maddi ve kainat cinsinden olmasından dolayı maddi kayıt ve engellerin tesiri altındadır. Bu yüzden kendi gibi maddi olan şeylere tesir edip tasarruf edemez..

Üçüncüsü: Adem-i tahayyüz ile adem-i tecezzîdir. Allah’ın mekan ve zaman kaydından münezzeh ve mukaddes olduğuna işaret eder. Mekan ve zaman kaydı içinde olan bir şey, sadece olduğu yer ve mekan içinde hapis olmuştur. Halbuki, o kayıtlı olduğu zaman ve mekanın dışında  milyarlarca mekanlar vardır. O zaman o şey milyarlarca mekanda yoktur. Öyle ise nasıl olur da olmadığı bir yerde tasarruf ve tedbirde bulunabilir.

Mesela, güneş şu an kendi yerindedir. Kendi yerinin dışında milyarlarca yerler var. O halde güneş o milyarlarca yerde hazır ve nazır olmadığı için, o yerlere sahiplik edemez, malikiyet davasında bulunamaz.

Allah ise, mekan ve zamandan münezzeh ve mücerret olmasından, hiçbir zaman ve mekan içinde inhisar altına girip hapis olamaz. Ancak ve ancak  hepsinin üstünde hazır ve nazır bir konumda olur. Böyle olunca, her bir mevcudun yanında hazır ve nazır olur. Onun teveccühünde ve tasarrufunda bir bölünme, bir parçalanma, bir inhisar söz konusu olamaz. Mekan içinde olsa idi, o zaman kayıt ve inhisar onun nihayetsiz işleri görmesini engelleyecekti. İşte Allah’ın zaman ve mekandan münezzeh olması da tevhidi destekleyen ve gerektiren zaruri bir önermedir.

Bu hakikatler doğrultusunda meseleye baktığımız zaman, Allah’ın sıfatları bir zerreye tecelli ederken hangi vasfa sahipse, bir güneşe tecelli ederken de aynı vasfa sahiptir. Tecelli mahallerinin büyüklük ve küçüklüğü Allah’ın sıfatlarının tecellilerinin  büyüklük ve küçüklüğünü gerektirmez. Allah’ın bir zerreye teveccühü ne ise, bütün kainata olan teveccühü de odur. Kainat büyüklüğüne güvenerek Allah’ın teveccühünü bölüp büyük bir parça koparamaz. Zira ezeli olan sıfatlarda zaten mertebe ve bölünme olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...