Block title
Block content

"Şark husumeti İslamın inkişafını boğuyordu, zail oldu ve olmalı. Garp husumeti İslamın ittihadına, uhuvvetine, inkişafına en müessir sebeptir, baki kalmalı..." Cümlesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şark ve Garp tabirleri; doğu ve batı anlamına gelir.

Ayrıca Şark denilince; İslamiyet’in ve ekseriyetle diğer dinlerin çıktığı, geliştiği ve yayıldığı mekan ve coğrafya manası da anlaşılır.

Garp denilince de; felsefenin ve fikrin çıktığı ve geliştiği yer ve mekan anlaşılır.

Daha sonra dinlerin ve fikirlerin yayılması ve inkişafıyla doğu ve batı medeniyetleri birbirine kavuşmuş ve geçişmiştir. Ancak bu kavuşmalar ve geçişmelerle birlikte, dinin ve felsefenin membaı ve kaynağı olan yerler, merkezi ve asli hüviyetini bir derece zamanımıza kadar korumuştur. Bu yerlerdeki insanların, düşünce, ahlak ve hissiyatları da bu noktada etkilenerek, asırlar geçmekle beraber ihtilat olmuş, ancak imtizaç mümkün olamamıştır. İslamiyet şarka ve orada yaşayanlara temel olmuş ve yön vermiştir. Felsefe ise, garba ve garbın insanlarına temel teşkil ederek onları yönlendirmiştir.

Esasında her iki akımın da imtizaç ve ittihat noktaları mümkündür. İşte bu mümkün olan noktaları deruhte edenler, maddesiyle ve manasıyla taali  ve terakki etmişler. Bu homojen yapı sayesinde dünyada ve ukbada  muvaffakiyetler temin edilmiştir.

Her iki akımın birleşmediği ve ayrıldığı yerlerde ise; din ve ahlak Şarka esas olmuş, felsefe ve fikir ise Garba münhasır kalmıştır.

Bu sebeple dinden mahrum olan felsefe; zulme, ahlaksızlığa, dalalete ve mimsiz medeniyete hizmet etmiş. Fikirsiz ve fensiz kalan İslamiyet ise; maalesef taassuba, fitneye ve gericiliğe alet edilmiştir. Zira her şeyin, mutlaka örnek alınıp ve istifade edileceği bir hak noktası ve hakikat cephesi vardır.

Bunları bir araya getirip beşerin huzur ve sükununda ortak payda oluşturup, temel yapmak mümkündür. Bu mesele şimdiye kadar bazı zamanlarda kısmen tahakkuk etmiş ise de, hakkıyla istikbalde zuhur edeceğini muazzez Üstadımız müjdelemiştir. Hakiki medeniyetin, doğru İslamiyet'le ittihat ve imtizacından, umumi bir huzur ve güvenin zuhur edeceğini ve dünyanın ahlaksızlık, zulüm ve dalaletten kurtulacağını ifade etmektedir.

“İşte şark husumeti İslam'ın inkişafını boğuyordu zail oldu ve olmalı.” ifadesi ile İslamiyete ve Müslümanlara karşı, şimdiye kadar yapılan zulümlerin, düşmanlıkların ve itirazların, inşallah zamanla izale olduğunu ve istikbalde tamamen izale olacağını söylüyor. İnsanlık aleminin, Müslümanlardaki yanlış İslamiyet'in tezahürüyle; İslamiyete mesafe koymasının, bazılarının daha ileri giderek zulm etmesinin ve menfaatları icabı İslam alemine ve o coğrafyaya zarar vermelerinin çok ciddi mahzurları olduğu ve dünya barışını menfi manada etkilediğini bu veciz cümle ile ifade ediyor.

Ayrıca Müslümanların birbirlerine karşı çarpışmaları ve muhalefetleri de şark husumeti bağlamında nazara verilerek, bunun hariçteki zalimlerin ve ehli dalaletin işine yaradığını ve onlara müdahele etmek için zemin hazırladığını nazara vererek, bu iki noktada İslam'ın merkezine ve alemi İslama husumetin hem insanlığa hem de kardeşliğe, uhuvvete ve dünya barışına ciddi manada zarar verdiğini müşahede etmiş. Bunun ilacının ise, Şark husumetinin izalesine bağlı olduğunu söylemiştir. Ve herkesin Şarka muhabbetle ve sevgiyle yaklaşması sayesinde insanlığın huzurunun ve dünya düzeninin mümkün olacağını ifade ederek, Şark husumetinin ise bütün bunları tar-umar edip, felaketin fitilini ateşlediğini ibretle nazarımıza veriyor.

Garp husumeti ise; garbın coğrafyasına ve insanlarına değildir. Ancak garbın dinsiz felsefeden gelen ve menfaat çarkı üzerine kurulan, mimsiz medeniyetin esası olan zulüm, dalalet, ahlaksızlık ve çıkarcı zihniyetine karşı husumeti, adaveti ve mesafe koymayı tavsiye etmektedir.


Esasında bu özellikler garba ait sadece ona münhasır şeyler değildir. Fakat asırlarca ruhsuz medeniyet, Garp insanını bu vasıflarda ve ahlaklarda yetiştirdiği için, adeta Garbın olmazsa olmazı anlamına gelmiştir.

İşte Üstadımız garp husumeti derken bu noktalara dikkat çekiyor. Müslümanların ve insan aleminin ortak hasmı olan ve garpla özdeşleşmiş, yukarıdaki hususiyet ve özelliklere husumetin devam etmesini faydalı ve hayırlı görüyor.

Zira Üstadımız garbı ikiye ayırmaktadır. Fenne ve teknolojiye kuvvet veren Garba, kapılarımızı açmayı ve takdir etmeyi tavsiye etmiştir. Ancak aynı Garbın ve Avrupa'nın kötü ahlakını, zulmünü ve dalaletini reddetmiş ve bu hususta İslam aleminin uyanık olmasını tavsiye etmiştir.

İşte bu uyanıklık sayesinde, İslamiyetin ve Müslümanların muhafaza edileceğini, dinlerin ve Müslümanların aralarındaki husumete medar meselelerin kalkacağını, Müslümanların uhuvvet ve birliğinin bu şekilde korunacağını ve neticede, dünya barışına hizmet edileceğini ifade etmektedir.

Şark, başta Orta Doğu olmak üzere, Asya kıtasını da içine alan İslam medeniyetidir. Garp ise, Batı medeniyetidir. Batı medeniyeti ile Avrupa aynı şey değildir. Batı medeniyeti, genelde felsefe temelli olup din aleyhindeki sefahat ve inkarcılığı teşvik eden bir emperyalist medeniyettir. Avrupa ise batı medeniyeti ile beraber insanlığın hayrına ve güzelliğine çalışan ve İsevilikten ilham alarak müspet manada din ile barışık bir yüzü de içinde bulunduruyor. Avam insanlar Avrupa'ya bir baktığı ve analitik düşünemediği için, Avrupa’nın müspet tarafına da düşmanlık besliyorlar. Halbuki Nur talebeleri analitik bir yaklaşım ile Avrupa’yı iki kısma ayırıyor, müspet yönlerini desteklerken menfi yönlerini reddediyorlar. Bu bir tezat değil, meseleleri sağlıklı okumaktır.  

Üstad Hazretleri Avrupa ikidir diyerek meseleyi  şöyle izah ediyor:

"Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san'atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa'ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa'ya hitap ediyorum."(1)

Bugün insan haklarını ve dini özgürlüklerini Avrupa’nın müspet tarafı yaymaya çalışırken, baskıcı ve dikta rejimler diyarı olan İslam Âlemi'nin münafıkları ya da dinsizleri bunu istemiyor.

Mümin ferasetli olmalıdır. Avrupa Birliği bizim için baskı ve zulümlerin kalkmasında bir araç, bir faktördür. Ya baskıcı yönetimlerin elinde ezileceksin, ya da özgürlükçü Avrupa Birliği ile kimliğini özgürce yaşayacaksın. Biz Avrupa’nın menfi yüzüne değil müspet yüzüne taraftarız. 

Üstad'ın "Garp düşmanlığı baki kalmalı" dediği şey, Avrupa’nın dinsiz felsefeden beslenen emperyalist yüzüdür, yoksa insanlığa hizmeti esas alan müspet yüzü değildir.

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Beşinci Nota.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

k.toprak
Verdiğiniz cevaplar için teşekkür ederim Allah hizmetlerinizi hak katında makbul eylesin Allah sizlerden razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...