Block title
Block content

"Şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddî aşk-ı lâhutî gösterir ki, bütün kâinatta -fakat başka şekillerde- hakikî aşk ve muhabbet bulunuyor." cümlesini izah eder misiniz, kainatın aşkı nasıl oluyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem kâinat kalbindeki ciddî aşk, bir Mâşuk-u Lâyezâlîyi gösterir. Evet, ağacın mahiyetinde olmayan bir şey, esaslı bir surette meyvesinde bulunmadığı delâletiyle, şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddî aşk-ı lâhutî gösterir ki, bütün kâinatta -fakat başka şekillerde- hakikî aşk ve muhabbet bulunuyor. Öyleyse, kalb-i kâinattaki şu hakikî muhabbet ve aşk, bir Mahbub-u Ezelîyi gösterir."(1)

Bu ifadeleri bir kaç şekilde anlayabiliriz. Birisi, kainatın kalbinden maksat insandır, insanın kalbi ise ister fıtri ister iradi bir şekilde olsun Allah’a aşk derecesinde bağlıdır. Bu yüzden ayette,

Kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur.” (Rad, 13/28)

denilmiştir. İnsanın kainatın kalbi olması, bütün kainatın merkezinde insan olmasından dolayıdır. Evet kainat bir fabrika gibi insan için çalışıyor, insan için işliyor. Kainatı büyükçe bir insan olarak tasavvur edersek, bu insanın kalbi insanlıktır diyebiliriz.

İkincisi, aşkın cansız varlıklara izafe edilmesi, aşkın belirtilerinin onlar üzerinde görülmesinden dolayıdır. Mesela güneşin etrafındaki gezegenlerin güneşe şiddetle bağlanması, sanki aşkın alameti ve tezahürü gibidir. Bu tezahüre binaen eşya Allah’a aşk derecesinde bir incizap içinde demek gayet makuldür.

Üçüncüsü, her bir eşyaya nezaret ve vekalet eden meleğin olduğu hadislerle sabittir. Dolayısı ile eşya adına ilan-ı aşk eden ya da tesbih ve tazimde bulunan meleklerdir denilebilir.

Dördüncüsü, cansız varlıklarda da bizim idrakinden aciz olduğumuz bir şekilde, aşk ve tesbih olabilir. Nitekim Kur’an’ın çok ayetlerinde, şuurun alametleri hükmünde olan tesbih cansız varlıklara izafe edilmiştir. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:

"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, Aziz'dir, Hakîm'dir."(Hadîd, 57/1)

"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm'dir, çok bağışlayandır."(İsrâ, 17/44)

Özet olarak; bütün mahlukatın fıtri ve hali yapmış oldukları dua ve tesbihler, bir dua edilen ve tesbih edilen Zata işaret ve delalet eder. Nasıl şeffaf şeyler üstünde yansıyan ışıklar, güneşin varlığına işaret ve delalet ediyor ise, aynı şekilde bütün mahlukatın fıtri ve hali tesbihleri de; ışık parmakları ile Allah’ın varlığına ve birliğine şehadet ve işaret ediyorlar.

Ayette, tesbih nasıl şuurun alameti olduğu halde cansız varlıklara izafe ediliyor ise, aşkın da izafe edilmesi gayet makuldür.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Altıncı Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...