"Sekiz daimî cenneti hadsiz bir zamanda hadsiz envâ-ı nimetiyle doldurup ibâdına ihzar eden bir Rahmânü’r-Rahîm..." Buradaki "sekiz cenneti" izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sekiz cennet"ten maksat, cennetin sekiz mertebeden ve tabakadan oluşmasıdır.

Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde ifade ediyor:

"Çünkü, Cennetin sekiz tabakası birbirinden yüksek oldukları halde, umumun damı Arş-ı Âzamdır. Nasıl ki, mahrutî bir dağın etrafında, birbiri içinde, birbirinden yüksek, kaidesinden zirvesine kadar surlu daireler bulunsa; o daireler birbirinin üstündedir, fakat birbirinin güneşi görmelerine mâni olmaz, birbirinden geçebilir, birbirine bakar. Öyle de cennetler de buna yakın bir tarzla olduğu, ehâdisin mütenevvi rivâyâtı işaret ediyor."(1)

Cennet; ebedî saadet yurdunu ifade etmek üzere Kur’ân'da ve müteaddit hadîslerde en çok kullanılan bir mefhumdur. Kur’ân'da yüz kırk yedi yerde geçmektedir.

İslâm literatüründe ebedî saadetle alâkalı vaadler, teşvik edici izah ve tasvirler ekseriyetle cennet ismi etrafında yoğunlaşmıştır. Diğer isimler müfred/tekil olarak kullanıldığı halde, cennetin çok sayıdaki ayette cemi’/çoğul şekliyle de (cennât) diye yer alması, saadet yurdunun belli bir bölgesinin değil; tamamının adı olduğunu gösterir.

Cennetin bu sekiz tabakası ayet ve hadislerle şöyle anlatılır:

1. Naîm Cenneti: On üç ayette geçmektedir. Arapça'da "refah, huzur, mutlu hayat" mânâsına gelen nimet kelimesinden daha ihatalı bir muhtevaya sahip olan naîm, insana mutluluk veren maddî ve manevî bütün güzellikleri ifade etmektedir. Buna göre cennâtü'n-naîm; mutluluklarla dolu cennetler mânasına gelir.

"Muhakkak ki îmân edip sâlih ameller işleyenler ise, îmân etmeleri sebebiyle Rableri, onları altlarından ırmaklar akan Naîm Cennetlerinde (mükâfâtlandıracağı doğru bir yol üzere) hidâyete erdirir." (Yunus Suresi, 10/9)

“Ve beni Naîm cennetinin vârislerinden kıl!” (Şuara Suresi, 26/85)

2. Adn cenneti: En bariz mânâsı ile ikamet etme, ikamet edilen yer demek olan adn, on bir âyette geçmektedir. Adn'in, cennetin belli bir bölümünün adı olduğu veya çoğul şeklinde kullanılışına bakarak, onun tamamını ifade eden bir isim olduğu anlaşılır.

"Şüphesiz ki, iman edenler ve güzel amel işleyenler yok mu, işte onlar mahlûkatın en hayırlısıdır. Onların Rableri katındaki mükâfatı, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da O'ndan râzı olmuşlardır. Bu, Rabbinden korkan O'na saygı gösterenler içindir." (Beyyine Suresi, 98/7-8)

"(Böyle yaparsanız, O) günahlarınızı size bağışlar ve sizi, altlarından ırmaklar akan Cennetlere ve Adn Cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte büyük kurtuluş, budur!" (Saf Suresi, 61/12)

"Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî olarak kalıcı oldukları Cennetler ve Adn Cennetlerinde güzel meskenler vaad etti. Allah’ın rıdvânı (râzı olması) ise daha büyüktür! İşte büyük kurtuluş budur!" (Tevbe Suresi, 9/72)

"(O yurt,) girecekleri Adn Cennetleridir; (ki) altlarından ırmaklar akar, orada kendileri için ne isterlerse vardır. İşte Allah, takvâ sâhiplerini böyle mükâfâtlandırır!" (Nahl Suresi, 16/31)

Bir hadiste cennetteki saraylardan şöyle söz edilmektedir:

"Cennetin içinde inciden bir saray vardır. O sarayın içinde kırmızı yakuttan yetmiş konak vardır. Her konağın içinde yeşil zebercedden (zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir taş) yetmiş ev vardır. Her evin içinde yetmiş taht, her taht üzerinde de her renkten yetmiş yatak vardır. Her evin içinde yetmiş sofra, her sofranın üzerinde de yetmiş çeşit yemek vardır. Keza her evin içinde yetmiş adet hizmetçi vardır…"(2)

3. Firdevs: Her çeşit bitkiyi cem’eden bahçe, bostan manasındadır. İçinde üzüm bulunan bağ ve bahçe mânâsına gelir. İki ayette geçer. Firdevs, cennetin tamamını ifade eden bir isim olabileceği gibi, onun ortası, en yüksek ve en değerli yerinin hususî adı da olabilir.

"Şüphesiz, iman edip güzel amel işleyenler için barınak olarak Firdevs cennetleri vardır." (Kehf Suresi, 18/107)

"...Allah'tan istediğiniz zaman Firdevs'i isteyiniz..."(3)

4. Huld cenneti: Huld: Lügatta sürekli olma, sonsuz olma, süreklilik, ebedîlik, bakîlik manasındadır.

"De ki: (Başınıza gelmesi muhakkak olan) bu (netîce) mi hayırlıdır, yoksa takvâ sâhiplerine vaad edilen (nimetleri aslâ kesilmeyecek olan) Huld Cenneti mi? (Orası) onlar için bir mükâfât ve bir varış yeridir."(Furkan Suresi, 25/15)

Allah tarafından daha büyük bir iyilikle karşılık verileceğini, ayrıca buna bir de ilave (ziyade) yapılacağını ifade eden Yunus suresi 26. ayetindeki hüsnâ (daha güzel, daha iyi, en güzel, en iyi) kelimesinin cennet mânâsına geldiği müfessirlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Ayetteki "ziyade"den maksat da cennetten Allah'ı görme şerefine nail olmaktır.

"Güzel davrananlara hüsnâ (daha güzel karşılık), bir de ziyade/fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır." (Yûnus Suresi, 10/26)

5. Dâru's-Selâm: Dârüs's-Selâm: Maddî ve manevî âfetlerden, hoşa gitmeyen şeylerden korunmuş olma mânasındaki selâm ile dâr/yurt kelimesinden teşekkül eden bu terkip, iki âyette cennetin adı veya tabakası olarak zikredilmiştir.

Dâru's-Selâm: Lügatta emniyet ve selâmet yeri, esenlik yurdu manasındadır.

Cennetin selamet diyarı olduğu şüphesizdir. Hakiki selametin ancak cennette bulunabileceği, sonsuz hayatın, ihtiyaç bulunmayan zenginliğin, zillete yer vermeyen şeref ve üstünlüğün, eksiksiz bir sıhhatin sadece orada mevcut olduğu anlaşılır.

"Ve Allah, (sizleri) selâm yurduna (Cennete) davet eder. Ve dilediğini (hikmetine binâen, kendi lütfundan) dosdoğru bir yola hidâyet eder." (Yunus Suresi, 10/25)

"Onlar için Rableri katında selâmet yurdu (Cennet) vardır ve O (Allah), yapmakta oldukları (sâlih ameller)sebebiyle onların dostudur." (En’am Suresi, 6/127)

6. Dârü'l-Mukame: Asıl durulacak yer, ebedî ikamet edilecek yurt, güvenli makam manasındaki bu terkip de cennete girenlerin Allah'a hamd ve şükür sırasında bulundukları mekân için kullanacakları bir tabir olmalıdır.

"O (Rab) ki lütfuyla bizi Dârü'l-Mukameye / asıl oturulacak yurda (cennete) yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak, ne de orada bize bir usanç gelecektir." (Fâtır Suresi, 35/35)

7. Cennetü'l-Me'vâ: Lügatta sığınacak yer, makam, yurt, mesken manasındadır. Ayrıca bu tabakanın şehid ve mü’minlerin meskeni olacağı söylenmiştir.

"Îmân edip sâlih ameller işleyenlere gelince, artık yapmakta olduklarına karşılık onlar için bir ağırlama yeri olarak Me’vâ Cennetleri vardır." (Secde, 32/19)

"And olsun ki, onu (Cebrâîl’i aslî sûretinde) diğer bir inişte de (mi‘râc gecesi), Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında (iken) gördü. Ki Cennetü’l-Me’vâ onun yanındadır." (Necm, 53/13-15)

8. İlliyyûn: Lügatta cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derece manasındadır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.
(2) bk. Tezkireti'l Kurtubi, s. 323/554.
(3) bk. Buharî, Tavhid, 22; Müslim, İmare, 46.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...