Block title
Block content

Sekizinci Söz'deki temsil gerçekte birebir yaşanmamıştır. Bir çocuk bu temsili okurken gerçek zannedebilir, bu yüzden kafası karışırsa, bu çocuk açısından sakıncalı bir durum olmaz mı? Pedagojik açıdan gerçek dışı temsiller ne kadar doğrudur?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Temsil ve teşbihin  anlatımdaki en büyük misyon ve gayesi, soyut olan manayı somut hale getirmek, derin olan manayı yüzeye çıkarmak, dağınık hakikatleri bir noktada toplamak, uzaktaki bir manayı yakınlaştırmak içindir.

 Zira insanların büyük bir kısmının zihin ve idrak dünyası -hele ki bu çocuklar olursa- gayet somut, yüzeysel ve dağınık manaları toplamaktan uzaktır. Bu sebeple hatibin derin, soyut, uzak ve dağınık hakikatleri temsil ve teşbih yardımı ile yüzeysel, somut, toplanmış ve yakınlaştırılmış bir şekle getirmesi bir ihtiyaçtır.

İşte Kur’an’ın ve onu taklid eden Risale-i Nurların çokça temsil ve hikaye metoduna baş vurması, bu sebepledir. Zira Kur’an’ın ve onun manevi bir tefsiri olan Risale-i Nurların muhatap kitlesinin ekserisi avam ve basit anlayışlı insanlardan oluşuyor. Hal böyle olunca, Kur’an avam kitlesini eğitmek ve öğretmek için, onların duygu ve fikir alemine temsil ve hikayeler ile tenezzül ediyor, onların fikir ve hissiyatlarını okşayan ve tahrik eden misaller getiriyor.

Nasıl maddi alemde uzaktaki bir cismi çıplak gözle göremediğimiz için, yakınlaştırmak için dürbün kullanırız, soyut mana ve olguları bulabilmek için, üstüne somut simge ve semboller koyarız, derin ve ince şeyleri görebilmek için mikroskoba müracaat ederiz, dağınık ışıkları toplamak için mercek kullanırız. Aynı şekilde manalar ve maneviyat alemindeki ince, derin, uzak, dağınık ve soyut manaları anlamak ve görebilmek için, maddi alemdeki mercek, mikroskop, dürbün, sembol gibi şeylere benzeyen bu temsil, hikaye, hayali seyahat gibi anlatım metotlarını kullanmak gerekiyor.

İşte Kur’an ve onun mühim talebesi olan Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinde, temsil ve hikayeleri bolca ve kesretle kullanmaları, bu ince sırdan ileri geliyor. Bu teşbih ve temsil yolu ile hakikatlere uzaktan uzağa baktırıyor.

Mesela, Allah’ın bir ve tek olduğu halde sayısız mahlukatı aynı anda muazzam bir tedbir ve tasarruf ile karıştırmadan ve yanılmadan yönetmesinin mahiyetini akıl hiçbir zaman kuşatarak ve ihata ile idrak edemez. Ama temsil ve misaller ile bu müşkül mesele akla kabul ettirilebilir ya da aklın hayret sancısı ve idrak hazımsızlığı giderilebilir. Benzetme  yerinde ve dozajında kullanıldığı zaman mübalağa değil aynı hakikat oluyor.

 Bu edebiyat aleminde cari ve yerleşik bir usuldür ve şimdiye kadar pedagojik açıdan kimseye de bir zararı dokunmamış. Hal böyle olunca, bu tarz hikayelerin çocuğun nazik ve ince ruhun da müspet bir tesir bırakması mukadderdir. Nitekim ilk dokuz sözdeki hikayelerin aslı semavi suhuflardan iktibas edilmiştir. Yani menşei semavi hikayelerdir.

Çocuk şayet yalan konusunda ikileme düşecek olursa, ona anlayacağı dilden izah edilebilir. Bu tarz hikayelerin bir kurgu ve tasarım olduğu nazara verilebilir. Çizgi filmler, sinema, hikaye kitapları nasıl ise bu tarz hikayeler de onun gibi denilebilir.

Hem bu hikayeler gerçek dışı değil gerçeğin zihin ve hayal dünyasındaki temessülleridir. Gerçeği hayale aktarsak bu tarz hikaye olur, hikayeyi gerçeğe aktarsak gerçek olur. Üstad Hazretleri bu hakikate şu şekilde işaret ediyor:

"Bir sual: Diyorsunuz ki: "Sen Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimal ediyorsun. Halbuki, fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî yakîni ifade etmiyor. Mesâil-i yakîniyede burhan-ı mantıkî lâzımdır. Kıyası temsilî, usul-ü fıkıh ulemasınca zann-ı galip kâfi olan metâlipte istimal edilir. Hem de, sen temsilâtı bazı hikâyeler suretinde zikrediyorsun. Hikâye hayalî olur, hakikî olmaz, vakıa muhalif olur."

"Elcevap: İlm-i mantıkça, çendan, "Kıyas-ı temsilî, yakîn-i kat'î ifade etmiyor." denilmiş. Fakat kıyas-ı temsilînin bir nev'i var ki, mantığın yakînî burhanından çok kuvvetlidir ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir. O kısım da şudur ki:"

"Bir temsil-i cüz'î vasıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip, hükmü o hakikate bina ediyor; o hakikatin kanununu, bir hususî maddede gösteriyor-tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz'î maddeler ona ircâ edilsin. Meselâ, "Güneş, nuraniyet vasıtasıyla, birtek zat iken her parlak şeyin yanında bulunuyor." temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki, nur ve nuranî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur, az ve çok müsavi olur, mekân onu zaptedemez."

"Hem meselâ, "ağacın meyveleri, yaprakları bir anda, bir tarzda, kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde, bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri" bir temsildir ki, muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir. O hakikat ve o hakikatin kanununu gayet kat'î bir surette ispat eder ki, o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır, bir meydan-ı cevelânıdır."

"İşte, bütün Sözlerdeki kıyâsât-ı temsiliyeler bu çeşittirler ki, burhan-ı kat'î-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler."(1)

Kıyas-ı temsilî yöntemi; kâinatta söz konusu olan genel bir kaideyi belli bir nesnede (cüz’î) belirleyip, o kaidenin aynı kategoriye giren tüm cüzlerinde de geçerli olduğu neticesine ulaşmayı hedefler. Güneşin nurlu bir varlık olmasından dolayı her parlak şeyde yansıması, cüz’î bir kaidedir, bu kaideden  hareketle “Her nuranî varlık parlak şeylerde yansıyabilir” küllî sonucuna ulaşılabilir. Bu yaklaşımı mantığın genel ilkelerine göre, kıyasın ya tüme varım (istikra), ya da temsilin alt bölümlerinden birine dahil edebiliriz.

Kıyası temsilinin en parlak yüzü külliyi cüzide bulmak ve daha sonra külliyete intikal etmektir. Çok insan bir anda külliye intikal edemez, ama cüziden külliye intikal edebilir. Zira küllinin can damarının birisi cüzide de atıyor. İşte kıyası temsili cüzide atan bu damarı tutturmak ile bütün vücudun damarlarına intikal ettirip diğer alanları da fark ettiriyor.

İnsan ile insanlık kavramlarından insan cüzi insanlık ise küllidir; insanlıktaki acıkma duygusunu göstermek için bir ferdin acıkma duygusunu  göstermek kafidir. Bunun için bütün insanları tek tek dolaşmaya lüzum yoktur, zaten imkanda müsait değildir. Öyle ise insanlığın bir ferdini temsil getirip bütün insanlığa intikal etmek en sağlam ve kati bir yoldur denilebilir.

Risale-i Nurlardaki bütün temsiller, kainatta mevcut olan külli kanun ve kaidelerin uçları ve cüzileri mesabesinde olduğu için, önemi ve değeri olmayan hikaye ve temsiller ile karıştırılmamalıdır. Mesela Birinci Söz'deki bedevinin, bir reisin ismi ile gezmesindeki hakikat kainattaki bütün şeylerin Allah ismi ile hareket etmesinin bir ucu, bir somut timsali olmasından tam manası ile bir hakikattir. "Bedevi temsili" kainattaki külli bir hakikatin hem dürbünü hem de somut bir ucu gibidir.

Burhan-ı kat'î-yi mantıkî: Mantıkta katiyet ifade eden önermelerdir. "Güneş varsa gündüzdür, şu anda gündüz var, öyle ise şu anda güneş var." önermesi, önermeler içinde en  kesin ve kati  olan önermedir. Üstad Hazretleri Risale-i Nurlardaki kıyası temsil bu önermeden bile daha kuvvetlidir diyor. Risale-i Nurlardaki  iman hakikatlerinde akıl ve kalbin tam teslim olması bu kıyası temsilin katiyetinden ileri geliyor.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Sekizinci Söz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3822 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

yorulmazyolcu
Allah razı olsun. Temsilin önemini gayet güzel izah etmişsiniz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...