Sekizinci Söz'deki temsilin, suhuf-u İbrahim'de aslının bulunduğu yazılmış. Bu ve diğer peygamberlere gelen suhuflar günümüze ulaşmış mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sekizinci Söz'deki ve diğer Sözlerdeki bazı temsillerin ve hikâyeciklerin Suhuf-u İbrahim’de mevcut olduğu Fihrist Risalesi'nde ifade edilmektedir.

Gerçi semavî kitaplar ve suhuflar ekseriyetle tahrif edilmişse de bazı yerlerine müdahale edilememiş ve bunlar ise zamanımıza kadar bir şekilde intikal etmiştir.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) dinlerin ittifak noktalarını tasdik, ihtilaflı noktalarını tashih etmiş, hadis-i şerîflerinde indirilen kitaplardan, dinlerden ve ümmetlerden bahsetmiştir. İslam âlimleri de bizlere kadar intikal ettirmişlerdir.

Tahrife uğrayan yerler ekseri olarak iman ve ibadete taalluk eden yerlerdir. Hikâyelerin ve ahlâka dair kısımların ekserîsi günümüze kadar gelmiştir. Zaten Risale-i Nurlardaki bu hikâye de birebir oradaki değildir. "Aslı suhuf-u İbrahimdedir." denilmektedir. Aynı misal Tolstoy'un "İtiraflarım" kitabında da "Hintli bir tüccardan duyduğum şu misal..." diyerek, farklı bir şekilde anlatılmaktadır...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

şeref askar

Benzer bir şekilde imam gazzalinin bir kitabında -ihya olsa gerek- şöyle bir temsil geçer

"Düşünün ki yürürken arkanızdan bir aslanın koştuğunu görüyorsunuz. kaçarken tam önünüzde bir kuyu görüyorsunuz ve hızla kuyuya iniyorsunuz. ipe sarılıp kuyuya inerken, alt tarafta büyük bir yılan görüyorsunuz, yılan ağzını açmış size doğru yükseliyor... o sırada iki tane fare, biri beyaz, diğeri siyah ipi kemirmeye başlıyor. siz her yerden bela ile karşı karşıya iken, ağzınızda tatlı bir şey hissediyorsunuz; bir arı bir damla balı ağzınıza bırakıyor. peşinizden koşan aslan; ölüm meleğidir. içinde yılan bulunan kuyu; sizin mezarınızdır. sarıldığınız ip; dünyâ hayatınızdır. beyaz ve siyah fare ise gece ile gündüzdür, ömrünüzü kemirirler. bal da geçici bir lezzettir ve size aslanı unutturur."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
şeref askar

Bu temsil, aynı zamanda aslı hint edebiyatinda geçen ibnül mukaffa tarafından "Kelile ve dimne" diye çevrilen eserde benzer şekilde geçmektedir.

İbnü'l-Mukaffa', insanın ahiret hayatından gaflette oluşunu, bu dünya hayatına ve süslerine aldanıp asıl maksadından ve gayesinden uzaklaşmasını ve sonunda bu sebeple hüsrana uğrayıp helak olacağını şu güzel örnekle anlatmaktadır:

"Kendisine saldıran filden kurtulmak için olanca gücüyle sağına soluna dikkat etmeden kaçan bir adam kuyuya düşer. Fakat bu sırada kuyunun ağzında bulunan iki ağaç dalına tutunmayı başarır. Bir süre sonra ayaklarıyla kuyunun içinde bir nesneye bastığını fark eder. Birden dört tane yılanın başlarını yuvalarından çıkardığını görür. Kuyunun dibine baktığında gördüğü manzara ise daha dehşet vericidir: Uzun bir hurma ağacını andıran ve kan kırmızısı gözleri, birçok hayvanı bir anda yutabilecek koca ağzı, mızrak gibi dişleriyle çok iri bir ejderha ağzını açmış onu beklemektedir. Başını kaldırıp tutunduğu dallara baktığında ise, iki büyük farenin bu dalları durmadan kemirdiğini görür.

O bu halde ne yapacağını kara kara düşünürken, bir arı kovanı gözüne çarpar. Elini daldırıp bir parça bal alır. Balın lezzeti onun aklını başından alır, hiçbir şeyi düşünmez olur. Artık sonunun ne olacağını, bu zor durumdan nasıl kurtulacağını hiç düşünmemektedir. Ayaklarının altındaki dört yılanı ve ne zaman onların üstüne düşeceğini, dalları kemirip duran fareleri ve dallar koptuğu anda ejderhaya yem olacağını hiç aklına getirmemektedir. O, ağzı na çaldığı bir parça balın tadıyla kendisini kaybedip gaflette olduğu sürece düşüp ejderhaya yem olacak ve helak olup gidecektir." (İbnü'l-Mukaffa', Kelile ve Dimne, s. 89.)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...