Block title
Block content

"Selef-i Salihînin müçtehidîn-i izâmı, asr-ı nur ve asr-ı hakikat olan asr-ı sahabeye yakın olduklarından, sâfi bir nur alıp hâlis bir içtihad edebilirler. Şu zamanın ehl-i içtihadı..." Kaynağa olan uzaklık ve yakınlığın tesirini örneklerle açar mısınız?

 
Soru Detayı:

Selef-i Salihînin müçtehidîn-i izâmı, asr-ı nur ve asr-ı hakikat olan asr-ı sahabeye yakın olduklarından, sâfi bir nur alıp hâlis bir içtihad edebilirler. Şu zamanın ehl-i içtihadı ise, o kadar perdeler arkasında ve uzak bir mesafede hakikat kitabına bakar ki, en vazıh bir harfini de zorla görebilirler...

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hararetle yanan bir sobaya yakın duran yanar, uzak duran üşür.

Pınarın kaynağından su içen safi ve leziz bir su içerken, pınarın aşağı ve uzak kısımlarından içenler ise biraz daha bulanık ve tortulu su içer.

Sahabe Kur’an ve sünnet kaynağının bizzat içinde, tabiin ve tebe-i tabiin ise, hemen yanı başında olmalarından dolayı, Kur’an ve sünneti en iyi onlar gözlemlemiş en iyi onlar anlamış en derin onlar istifade etmişlerdir. Bu hususta onlara yetişmek fıtraten mümkün değildir.

Üstadımızın şu ifadeleri bu meseleyi çok güzel bir şekilde izah etmektedir:

"Âlem-i İslâmın şecere-i kübrâsının menşei, çekirdeği, hayatı, medarı olan mahiyet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın, fevkalâde istidat ve cihazatıyla, âlem-i İslâmiyetin mâneviyâtını teşkil eden kudsî kelimâtı, tesbihâtı, ibâdâtı, en evvel, bütün mânâlarıyla hissedip yapmaktan gelen terakkiyât-ı ruhiyesini düşün, Habîbiyet derecesine çıkan ubudiyet-i Muhammediyenin (a.s.m.) velâyeti sair velâyetlerden ne kadar yüksek olduğunu anla."

"Bir zaman, bir tek tesbihin, bir tek namazda, sahabelerin tarz-ı telâkkisine yakın bir surette bana inkişafı, bir ay kadar ibadet derecesinde ehemmiyetli göründü; Sahabelerin yüksek kıymetini onunla anladım. Demek, bidâyet-i İslâmiyede kelimât-ı kudsiyenin verdiği feyiz ve nurun başka bir meziyeti var. Tazeliği haysiyetiyle başka bir letâfeti, bir tarâveti, bir lezzeti var ki, gaflet perdesi altında mürur-u zamanla gizlenir, azalır, perdelenir. Zât-ı Muhammediye (a.s.m.) ise, onları menba-ı hakikîsinden (Zât-ı Akdesten) turfanda, taze olarak, fevkalâde istidadıyla almış, emmiş, massetmiş. Bu sırra binaen, o zat, bir tek tesbihten, başkasının bir sene ibadeti kadar feyiz alabilir."

"İşte bu nokta-i nazardan, zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın, haddi ve nihayeti olmayan merâtib-i kemâlâtta ne derece terakki ettiğini kıyas et."(1)

“Demek, bidâyet-i İslâmiyede kelimât-ı kudsiyenin verdiği feyiz ve nurun başka bir meziyeti var. Tazeliği haysiyetiyle başka bir letâfeti, bir tarâveti, bir lezzeti var ki, gaflet perdesi altında mürur-u zamanla gizlenir, azalır, perdelenir.”

Özellikle bu cümle kaynağa yakın olanların kaynaktan nasıl azami derece de feyiz aldıklarını çok güzel bir şekilde özetlemektedir.

Kaynaktan uzaklaştıkça, gaflet perdesi o kaynağın gerçek etki ve gücünü zamanla örter, ilk dönem insanlarının derece-i telakkisine yetişmesine engel olur.

Mesela, biz bir hadis işittiğimizde "Acaba bu hadisin senedi sağlam mı, değil mi?" evham ve endişesi, o hadisten tam ve azami istifade etmemizde bir engel teşkil eder. Ama sahabe bizzat Peygamber Efendimiz (asm)'in mübarek ağzından işittiği için, o hadisin etki ve gücü daha âli daha yüksektir. Hadisi bizzat işitenle, sonra başkalarından işiten arasında çok fark var.

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Dördüncü Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...