"Şemsi ve isimlerini söylemeyi münasip bulmadığımız müellifler, Zülfikar'dan ve sair Risale-i Nur'dan bazı kısımları kendi namlarına neşretmelerine razıyım ve helâl ediyorum." Şemseddin Yeşil ve Risale-i Nur meselesinin içyüzü nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah (c.c) her şeyi orijinal ve bir defa yaratır. Kendisi tek ve yekta olduğu için yarattıkları da benzersiz ve emsalsizdir. Taklidi ise bizler yaparız, bu kaide insanlar içinde geçerlidir. Hiçbir insan diğerine ne maddeten ve ne de manen kesinlikle benzemez. Hele ruhi ve manevi mahiyet itibariyle iki insan ferdi arasındaki fark, iki hayvanın nevinin arasındaki farktan daha fazladır.

Bu sebeple söz konusu olan bu farklılık beyanda, anlayışta, üslupta ve telifatta da geçerlidir.

Hele Üstadımız gibi sünühata ve ilhamata mazhar olan vazifeli zevatın üslupları, beyanları ve ifadeleri daha bir başka farklılık gösterir.

Bu sebeple hiçbir tefsir, meal, tercüme, izah ve sadeleştirme gibi yaklaşımlar; aslından uzak kastedilen mana ve muhtevayı kayıp etmekle beraber, sahibinin değil bu işleri yapanlara ait ve onların mefkuresi olur.

Bu hikmete mebni olarak, müelliflerin şöyle ortak bir kanaati olmuştur: “Halka mal olmuş ve klasik hale gelmiş eserlerde, güzellik ve kemalat asla ve esasa sadakattedir.” O eserler sadık dostlarından hep bu itina ve hassasiyeti beklerler.

Risale-i Nur da bu konumda ve tarafı ilahiden yazdırılmış orijinal ve ala seviyede bir eserdir.

Ancak dünyada olmayan bir iş ülkemizde cereyan ederek, harf inkılabıyla millet cehalete mahkum edildiğinden, elli sene evvel veya yüz sene evvel yazılan bir eser şimdiki insanların fikir ve düşüncelerine zor geliyor. Fakat zamanımızdan beş yüz sene evvel yazılmış olan Shakespeare eserlerini bugün bir İngiliz genci anlayabiliyor. İsrail üç bin yıldan beri unutulmuş olan İbraniceyi diriltmeye çalışıyor.

Bilerek ve kasıtlı olarak başımızdan geçen bu bela ve musibetin altından kalkabilmek, "Bir şey bütün bütün elde olmazsa bütün bütün terk edilmez." kaidesine göre, bu milletin evladı Risalelerde istifadede mahrumiyete düşmemesi için, başta Muazzez Üstadımız olmak üzere vatanperverler ve hamiyetperverler düşünmüşler ve çalışmışlardır.

Muazzez Üstadımız Risale-i Nur'un lisanını sehl-i mümteni dediğimiz zahiren kolay anlaşılacak, ama derin manaları içerecek tarzda telif etmiştir. Gelecek nesil mahrumiyete girmemesi için Osmanlıcadan Latince harflere çevirerek, birçok kelimenin ve mefhumun kırılmasına ve dökülmesine rağmen kendi hayatında külliyatı matbaada Latince harflerle bastırmıştır. Hatta o zaman başta Hüsrev abi olmakla beraber ulemaların ve bazı büyük zevatın tenkidine uğramasına rağmen "Biz gelecek neslin imanını düşünüyoruz." kaidesince, itirazlara itibar etmeden yoluna devam etmiştir.

Risale-i Nurların anlaşılabilmesi için şerhler ve izahlar hususunda serbestiyet sağlamış ve teşvik etmiştir. Yirmi Sekizinci Lem'ada Şefik ismindeki ağabeyin bir mektubta iman, cevher, nur konusunu ifade ederken anlayamayan gençlere onların anlayacağı şekilde izah edenlerden memnun olmuş ve onu bir örnek olarak Lem'alara dercetmiştir. Ayrıca Şeyh Sadi Şirazi'den, Mevlana'dan, Yunus Emre'den, İmam-ı Rabbani'den, Yavuz Selim'den, Muhammed Abduh'tan, Ziya Gökalp'ten, Namık Kemal'den, Tevfik Fikret'ten, müsteşrikler gibi zevattan nakiller yaparak, Risale-i Nur'un o davasına delil ve bürhanlar getirmiştir.

Risale-i Nur'un bu bürhanlara ihtiyacı olmamakla beraber Üstadımız, faydalı olan ve hizmetine müsbet tesir icra edecek her meseleyi sahiplenmiş, takdir etmiş ve onları da eserlerine dahil etmiştir. Bu şekilde bir fiili muamelatla gelecek nesle mesaj vermiştir. Yani ihtiyaç halinde sizler de bir davanın veya konunun ihtiyacı varsa, bu anlamda takviyeler ve bilgiler aktarmanın bir mahsuru olmadığını haliyle ifade etmiştir.

Kendileri de bazı dersleri ve sohbetleri gayet uzatarak tefekkürü keyiflendirdiğini ağabeylerden işitmekteyiz.

Burada önemli olan konu şudur:

1. Orijinal eserlere ve davaya aynen olduğu gibi sadakat göstermek,

2. Bu şekildeki yaklaşımlar işin ehli ve erbabı tarafından yapılarak mevzuyu dağıtmamak.

3. Bu hizmetleri ifa ederken kendi sikkesini ve mührünü kullanmak. Yani kendi adına konuşmak icap eder. Kendi eserlerini veya ifadelerini Üstada isnad etmek veya Risale-i Nur adı altında neşretmek ve kullanmak tahriftir, sadakatsizliktir ve ihanettir.

Çünkü neslimizin hali perişaniyeti ve insanlığın tercüme açısından Risale-i Nur'a olan ihtiyacı bu gibi yaklaşımlara veya hizmetlere ihtiyaç hissettirmektedir.

Bu kadar girizgahtan sonra sualdeki özel konuya gelirsek:

Şemsettin Yeşil beyefendi hem alim, hem hoca, hem şeyh, hem nezih ve nazik bir insan olarak, Üstad zamanında alakaderilimkan hizmet etmek isteyen bir zattır. Bildiğimiz kadarıyla 1904'te doğmuş 1968'de İstanbul’da vefat etmiştir. Yüzlerce, belki binlerce insan bazı nasihatını takip ederlerdi. Onlarca din, ahlak, fazilet, ibadet ve hakaikle ilgili kitapları mevcuttur.(*)

Üstadımız, mahiyeti itibariyle kimin nerden nasıl ve ne şekilde olursa olsun istifadesine taraftar olmayı tavsiye etmiştir. Bu hususta bu dine on gram hizmet ifa eden Üstadımızdan kilolarca iltifat ve alaka görmüştür. Büyük Doğu ve Necip Fazıl da bunlardan bir numunedir.

O zaman Şemsettin Yeşil Efendi vaazlarında ve kitaplarında Risale-i Nur'dan pasajlar nakledip eserlerinde alıntılar kullanmıştır. Hatta bazı küçük eserleri ekseriyet Risale-i Nur ve ekalliyet kendi fikri olduğu halde Şemsettin Yeşil adına bastırarak o zaman yayınlamıştır. Muazzez Üstadımız bu meseleden haberdar olmuş bu yanlışı kabul etmekle beraber, Onun hakkında aleyhte bir şey konuşmamış. "Önemli olan hakikatlerin yayılmasıdır." mantığınca o zata sükut geçmiştir.

Ancak Ahmet Feyzi Kul Ağabeyimiz Risaleleri gençlerin anlayabilmesi için bazılarını gençlerin anlayacağı tarza çevirerek yaymak istediğini ve bunun bir ihtiyaç olduğunu Üstadımıza bir mektupla arz etmiş. Muazzez Üstadımız da mahrem kalmak üzere bir iki ağabeye bir pusula göndererek Ahmet Feyzi Kul Ağabeyin ne yaptığını ve ne işle meşgul olduğunu merak etmiş. Bu şekilde bir faaliyete razı olmadığını ifade etmiştir. Ancak Ahmet Feyzi Kul Ağabey sanki Üstad'ın mesajını anlayamayarak ısrarcı olunca; Üstadımız, "O zaman benim adımı ve Risale-i Nur'un adının kullanmasın, kendi ismini ve imzasını kullansın.” demiştir.

Ayrıca Necip Fazıl da Büyük Doğu'da bu manada alıntılar ve yazılara başlayınca, Zübeyir ağabeyler Üstadımızın bu hassasiyetini ona da ifade etmişlerdir.

Yani burada önemli olan Üstada ve Risale-i Nura nispet ederek yayınlar yapmak veya nakiller yapmak yanlıştır, bunu hiçbir vicdan sahibi kabullenemez.

Yoksa herkes kendi düşündüğünü, tefekkürünü ve istifadesini kendi ismi ve vasfı adına başkasıyla paylaşmasında bir mahsur yoktur.

Dipnot:
(*) bk. TDV İslam Ansiklopedisi, YEŞİL, Şemseddin md., 44. cilt.

Ek bilgi için tıklayınız:
- Kaynak göstermeden Risale-i Nur'dan alıntı yapılmasına karşı Bediüzzaman'ın görüşü var mıdır, varsa nedir?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...