"Sen hastalığın ağırlığından merak ediyorsun." Onuncu devâdaki meraktan kasıt endişe midir? Buradaki "hastalığın ağırlığı"nı nasıl anlayabiliriz; sadece ağır hastalıklar mı, yoksa tüm hastalıklar mı kastediliyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ey lüzumsuz merak eden hasta! Sen hastalığın ağırlığından merak ediyorsun. O merakın senin hastalığını ağırlaştırır. Hastalığın hafifleşmesini istersen, merak etmemeye çalış. Yani, hastalığın faydalarını, sevabını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır, hastalığın kökünü kes."

"Evet, merak hastalığı ikileştirir. Maddî hastalığın altında, merak ile mânevî bir hastalığı kalbine verir; maddî hastalık ona dayanır, devam eder. Eğer teslimiyetle, rıza ile, hastalığın hikmetini düşünmekle o merak gitse, o maddî hastalığın mühim bir kökü kesilir, hafifleşir, kısmen gider. Hususan evhamla bir dirhem maddî hastalık, bazan merak vasıtasıyla on dirhem kadar büyür. Merak kesilmesiyle, o hastalığın onda dokuzu gider."

"Merak, hastalığı ziyade ettiği gibi, hikmet-i İlâhiyeyi itham ve rahmet-i İlâhiyeyi tenkit ve Hâlık-ı Rahîminden şekvâ hükmünde olduğu için, aksi maksadıyla tokat yer, hastalığını ziyadeleştirir. Evet, nasıl ki şükür nimeti ziyadeleştirir; öyle de, şekvâ, hastalığı, musibeti tezyid eder."

"Hem merakın kendisi de bir hastalıktır. Onun ilâcı, hastalığın hikmetini bilmektir. Madem hikmetini, faydasını bildin; o merhemi meraka sür, kurtul. Ah yerine oh de; 'Vâ esefâ' yerine 'Elhamdü lillâhi alâ külli hal' söyle."(1)

Bir hastanın; “Sürekli ben ölecek miyim, başıma ne gelecek, hastalığım daha da ziyadeleşecek mi, neden ben bu duruma düştüm, neden herkes bana ölecek gibi bakıyor? gibi korku, endişe ve şikayetvari bir merak içinde olması psikolojik bir rahatsızlıktır.

İmanı kuvvetli ve tevekkülü sağlam olan bir mümin, başına gelen hastalığı bu şekilde merak edip sorgulamaz hikmetini düşünür ve sabırla tevekkül eder.

Buradaki ağırlık bütün hastalıkların ağırlığıdır. Halk arasında da ifade edildiği gibi, insanın neresi ağrıyorsa canı oradadır. Bu yüzden, her hastalıkta insan bir ağırlık hisseder. Bu ağırlığı azaltmak ya da çoğaltmak bir cihetle insanın elindedir. Hastalığın manevî sevabını düşünüp sabır ile karşılasa, o hastalığın manevî baskısından ve ağırlığından kurtulmuş olur.

“Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme. Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki, o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûma aittir. Masarıf ve levazımatını O tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve Ona aittir. Sen o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak.” (20. Mektup)

Bu dünya saadet ve mükâfat diyarı değil, imtihan meydanıdır. Bazı sorular insan takatini zorlayabilir ama, lâyukellifullahu… sırrınca bu dünya imtihanında insana kaldıramayacağı yük yüklenmemiştir.

Bir başka derste gemiye bindiği halde yükünü gemiye koymayıp sırtında taşamaya çalışan bir insan örneği verilir. İnsan kendi iradesini ve kuvvetini kullandıktan sonra onu aşan meselelerde Allah’a tam tevekkül ederse, kendisine ihsan edilen sabır sayesinde yükünü omuzundan indirir ve İlâhî ihsanı tevekkülle bekler ve neticeyi rıza ile karşılamakla rahata kavuşur.

İnsana düşen görev, dünyadan ayrılacağını düşünüp hüzne düşmek yerine, kabir âlemine kâmil bir imanla göçmenin sebeplerine tam riayet etmek ve kabri Allah Resulünün (asm.) müjdesiyle “cennet bahçelerinden bir bahçe olarak” bulmak için hassasiyetle çalışmaktır.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...