Block title
Block content

"Sen Ona Hâlık ismiyle yanaşmak istersen, senin Hâlıkın hususiyetiyle, sonra bütün insanların Hâlıkı cihetiyle, sonra bütün zîhayatların Hâlıkı ünvanıyla, sonra bütün mevcudatın Hâlıkı ismiyle münasebettarlık lâzım gelir. Yoksa zıllde kalırsın,.." izah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın isimlerini okuma ve yaşamanın; cüziyet, külliyet, ehadiyet ve vahidiyet makamları vardır. Makam ve tefekkürü yüksek olanlar, o isimleri külliyet ve vahidiyet ile okurken, makamı avam veya düşük olanlar cüziyet  ve ehadiyet ile okurlar.

Ben Allah’ın Rezzak olmasını küçük soframda cüzi ve ehadi okurken, nazarı külli olan bir asfiya bütün kainat sofrasında külli ve vahidi olarak okur.

Aynı şekilde Halık isminin de cüzi ve ehadi tecellisi olduğu gibi, külli ve vahidi tecellisi de bulunuyor. Küçük bir sineğin yaratılması Halık isminin cüzi ve ehadi bir tecellisi iken, bütün sineklerin, bütün canlıların bütün insanların ve bütün mevcudatın yaratılması vahidi ve külli bir tecelli bir yaratmadır.

"Hem meselâ, adaletperver, ihkak-ı hakkı sever ve ondan zevk alır bir hâkim, mazlumların haklarını vermekten ve mazlumların teşekkürlerinden ve zalimleri tecziye etmekle mazlumların intikamlarını almaktan nasıl memnun olur, bir zevk alır."

"İşte, Hakîm-i Mutlak ve Âdil-i Bilhak ve Kahhâr-ı Zülcelâl, değil yalnız cin ve inste, belki bütün mevcudatta ihkak-ı haktan, yani her şeye hakk-ı vücudu ve hakk-ı hayatı vermekten ve vücut ve hayatını mütecavizlerden muhafaza etmekten ve dehşetli mevcutları tecavüzlerden tevkif ve durdurmaktan, hususan mahşerde ve dâr-ı âhirette cin ve insin muhakemesinden başka bütün zîhayata karşı tecellî-i kübrâ-yı adl ve hikmetten gelen maânî-i mukaddeseyi kıyas edebilirsin." (1)

Burada her ismin cüziyetten külliyete tecelli makamları nazara veriliyor. Bir insanın üzerinde tecelli eden Adl ismi Allah’a cüzi memnuniyet verirken, bütün insanlığın üzerindeki haşmetli tecellisi külliyetli bir memnuniyet verir demektir. Sadece insanlara değil bütün mevcudatta olan tecelli ise kübra bir tecelli olup Allah’a sonsuz bir memnuniyet-i mukaddese veriyor.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Şua | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1466 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

fakirullah
Kardeşim acizane, bu manayı yeni anladığımız şekliyle ifade edeyim. İnsan nefis ve enaniyetiyle ciddi bir mücadeleye başladığında, -gafletinin derecesine göre- belli bir süre sonra kalbi uyanıyor, yani kalb eşyanın melekutuna geçiyor. Tefekkür mesleğinde gidebiliyorsa aklı da eşyanın hakikatini sorgulamaya başlıyor. Böylece insan hem aklı hem kalbi ile eşyanın mahiyetini, hakikatini anlamaya çalışıyor. Bu fıtri bir kavrama çabası oluyor. İşte bu noktada insana en evvel tezahür eden(23.sözde anlatıldığı gibi) "kendisinin Sani-i Zülcelalin mahluku, masnuu" olduğu hakikatidir. İşte bu hakikat insanı Allah'a bağlayan ilk bağdır, iman bu bağın, bu intisabın adıdır. Yani insan kendini “ben mahlukum, yaratılmışım, vücud benden değil, bana bu varlık verilmiş” manasında enede doğru hissederek başlarsa “beni yaratan nasıl bir zattır” diye sormaya başlıyor ki o da Kur’an’ın irşadıyla Allah’tır. O yaratan, hadsiz esma ve zati, subuti sıfatlar sahibidir, vahidir, ehaddir.. ila ahir manasında kainatın şehadetine istinaden Allah’a karşı marifeti artmaya başlıyor. Elhasıl, insan en önce “O’nun mahlukuyum” manasında bir intisabı kalben ve aklen tasdikliyor, sonra yaşadığı alem içinde karşılaştığı ne varsa onlar da mahluktur ve bir yaratanları olması lazımdır, diyor. O zaman külliyet daireleri nazarına açılmaya başlıyor. Benim Halıkım, bütün insanların Halıkı, bütün zihayatın ve mevcudatın Halıkı manaları görünmeye başlıyor. (Yalnız bu dairelerde yukarıya geçiş yapabilmek için her dairede insana düşen Allah’tan ötürü bir tavır oluyor; insanın o tavrı muhafaza etmesi nisbetinde üst külliyetler nazarına açılıyor. Mesela “benim Halıkım” manası insana: “madem yaratıldım öyleyse kendimi maddi manevi israf edemem; kendim yapıyorum, ediyorum zannedemem; akıl, kalp gibi cihazlarım da mahluk, onları sahiplenip fahirlenemem” gibi kulluk tavırları yüklüyor. Bu tavırlarda fire vermek nisbetinde “bütün insanların Halıkı” manası gizleniyor. Çünkü biz daha Halıkiyeti kendimiz için alemimize oturtmadık. Fire vermeden sebatla o manayı alemimize oturtma nisbetinde bir üst daire olan “bütün insanların Halıkı” dairesi görünmeye başlıyor, karşılaştığımız insanlara karşı Halıklarından ötürü bir muhataplığımız oluyor: “madem Allah yaratmıştır, insan çok kıymetlidir; kim olursa olsun Allah’ın kuludur, hor göremem; Ya Rabbi bu insanda ne görmemi istiyorsun; onun ahretine nasıl yardım ederim” gibi kulluk tavırları yüklüyor. Bizim davranışlarımızı bu tavırlar belirler hale geliyoruz. Yani her dairenin bir şuuru, o şuuru yaşayacağımız da kulluk vazifeleri, tavırları oluyor. Nefis vazifeden kaçmak ister, biz vazifeye sarıldıkça terakki oluyor ve mevcudat daireleriyle irtibatlı ola ola yaşamaya başlıyoruz, biiznillah ve minallahi Tevfik.)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...