"Senin bütün arzularına câmi' bir meskeni, senin cismanî hevesâtına ihzâr eden ve sair esmâsıyla senin ruhun, kalbin, sırrın, aklın ve sair letâifin arzularını tatmin edecek ebedî ihsanatını o Cennette sana müheyya eden..." izah eder misiniz?

Soru Detayı

Bazı kimseler cennette sadece ruhun lezzet alacağını, bedenlerin dirilmeyeceğini iddia ediyorlar, bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri, “Beden ruhun hanesidir.” buyuruyor. Cenâb-ı Hak bu dünyada insanlara hem cismanî, hem ruhanî zevkleri tattırmaktadır. Elbetteki esas olan ruhanî zevklerdir. Zaten bedenî zevkler de yine ruh sayesinde tadılmaktadır. Ruh olmazsa her iki zevk de ortadan kaybolur.

Ruhun en büyük zevki iman zevkidir. Allah’a inanmanın, O’na intisab etmenin, O’nun eseri ve O’nun misafiri olduğunu bilmenin zevki, ölümle yok olmayıp ebedî bir saadete ereceğine inanmanın zevki, beden yoluyla alınan zevklerden çok ileridir.

Mektubat’da bu iki zevkin mukayesesi şu cümlelerle çok güzel ortaya konulur:

“Nasıl ki, bir padişah-ı zîşânın sana hediye ettiği bir elma lezzeti içinde, yüz, belki bin elmanın lezzetinin fevkinde, bir iltifat-ı şahane lezzetini sana ihsas ve ihsan eder. Öyle de, لَهُ الْحَمْدُ kelimesiyle, yani hamd ve şükürle, yani nimetten in’âmı hissetmekle, yani Mün’imi tanımakla ve in’âmı düşünmekle, yani Onun rahmetinin iltifatını ve şefkatinin teveccühünü ve in’âmının devamını düşünmekle, nimetten bin derece daha leziz, mânevî bir lezzet kapısını sana açar.”(1)

Dünyada bu iki zevk arasında bu kadar büyük fark olduğu gibi, aynı mâna âhirette çok daha ileri derecede tahakkuk edecektir. Cennetin köşklerinden, nehirlerinden, yiyeceklerinden alınan lezzetler, o cennette esmâ ve sıfat-ı İlâhîyenin azamî derecede tecelli etmesinden alınacak manevî zevklerin yanında çok aşağı derecede kalacaktır.

Zaten en büyük manevî zevk olan rü’yetullahın zevki hiçbir şeyle mukayese edilmez. Üstadımız bu zevki çok veciz ve harika bir şekilde şöyle dile getiriyor:

“Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi, dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rü’yet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.”(2)

İnsanların ekseriyeti maddî zevklere daha çok ehemmiyet verdiği içindir ki, Kur’ân-ı Kerîm’de cennetten bahsedilirken, "altından ırmaklar akan köşklere" daha fazla yer verilir. Bunun yanında manevî zevkin üstünlüğüne de işaretler yapılır.

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vâdetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.” (Tevbe Sûresi, 9/72)

Cismen dirilmeyi akıllarına sığıştıramayarak, cennette sadece ruhanî lezzetlerin olduğunu iddia edenlerin bu yanlış telakkilerine göre, dünya hayatı cennetten daha ileri bir hayat olur. Bu dünyada bütün canlıları ruhlarıyla ve bedenleriyle birlikte yaratan ve bunların her birine layık lezzetler ihsan eden Allah, bu dünyadan çok daha mükemmel olarak yarattığı ahiret âleminde, insanlara niçin sadece ruhanî lezzetleri tattırsın?

Kur’an-ı Kerîm’de mü’minler için hazırlanmış cennet köşklerinden bahsediliyor ve altından nehirler akan bu köşklerde müminlerin saadetle yaşayacakları müjdeleniyor. Bedenler dirilmese, ruhlar, içinde oturmayacakları köşkleri ve sularından içemeyecekleri nehirleri ne yapsınlar?

Bu hatalı düşünceye göre, bunların müjde olarak haber verilmeleri bir mâna ifade eder mi?

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam.

(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...