Block title
Block content

"Senin üstünden geçen, kalbine gelen ve aklına görünen herbir nuru tenkit parmaklarıyla yoklama ve tereddüt eliyle tenkit etme. Sana ışıklanan bir nuru tutmak için elini uzatma..." Bu cümleleri açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın marifetine ve varlığına dair deliller kesafet ve letafet bakımından farklılık arz ederler. Buna mukabil, o delil ve marifetleri idrak ve tartmak noktasında insana verilen cihazlar da kesafet ve letafet noktasından farklılık arz eder. Kesif bir cihaz ile latif bir marifet idrak edilip tartılamaz. Aynı şekilde kesif bir marifet latif bir cihaz ile anlaşılmaz.

Mesela insanın zahiri hisleri içinde gözün avladığı bir marifeti, kulak ve burun avlayamaz. Kulak yolu ile gelen bir delili, bir marifeti göz idrak edemez ve hakeza.

Allah’ın marifetine işaret eden delillerden nurani olan kısmını, ancak nuraniyet kesp etmiş kalp ve ruh gibi hasseler idrak edebilir. Zira bazı nurani ve latif deliller var ki, aklın ve cismin kesif kalıplarına sığmıyor, onlar ile avlanmıyor. Onları ancak nuraniyet ve letafet kazanmış ince hasseler idrak edebiliyor. Bu yüzden nurani ve latif olan delilleri kesif mizanlarla tartmamak gerekir.

Mesela kömür gibi kaba ve kesif olan madenler, sarrafın terazisinde tartılmaz, ancak kantarda  tartılabilir. Sarrafın ince ve hassas terazisinde latif ve kıymetli altın tartılır.

İnsan sahip olduğu his ve duyguları, iman ve ibadet ile terakki ve tekemmül ettirip nuranileştiremez ise, latif ve nurani olan marifet işaretlerini hissedip idrak edemez. Allah’ın marifet işaretleri içinde öyle ince ve latif işaretler vardır ki, ne akıl, ne kalp, ne zahiri ve batini hisler onu idrak edemez. Onu ancak tam nuraniyet kazanmış ali bir ruh hissedebilir.

Mesela su, letafet noktasından havaya nazaran daha kesiftir. Toprağa nispeten daha latiftir. Su, yemek borusundan rahatlıkla geçerken, nefes borusuna bir damla kaçsa, insanı öldürüyor. Hava gibi latif olmadığı için, ne nefes borusundan geçebilir, ne de akciğer gözeneklerine ulaşabilir. Bu yüzden su gibi yarı latif, yarı kesif marifet işaretlerini, ancak yarı kesif yari latif olan akıl idrak edip hissedebilir.

Yine hava gibi nuraniyete ve letafete yakın duran marifet işaretlerini ancak, nuraniyete yakın olan kalp idrak ile hissedebilir.

Nur gibi tam nurani ve latif olan marifet işaretlerini ise ancak, tam nurani ve latif olan ruh idrak ile hissedebilir.

Bir insan ne kadar kesif ise, yani madde ve cisimde kaybolmuş ise, o kadar latif ve nurani delillere uzaktır. Ne kadar nuraniyet ve letafet  kazanmış ise, nurani ve latif delilleri o kadar hissedebilir. Bu yüzden nuraniyet ve latefetin zirvesinde olan Allah Resulü (asm)'ın idrak edip hissettiği marifet delillerine kimse yetişemez.

Röntgen şuası, maddi  ziyadan daha latif olduğu için, kesif şeylerden geçerek batına nüfuz edebiliyor. Ona nispeten kesif olan maddi ziya, eşyanın yüzünden ötesine geçemiyor. İşte latif ve nurani deliler aynı röntgen şuası gibidir. En ince duygu ve hislere sirayet edebilir: Kesife yakın olan akli deliller ise, ancak akıl ve onun gibi kesif latifelere yerleşebiliyor.

Şu var ki, Allah, insana letafet ve nuraniyet kesp etme yolunu açık bırakmıştır. Şimdi madde ve kesafette hapis olmuş bir insan, başka birisinden nurani ve latif delilleri işittiği zaman hissetmediği için inkar eder. Ruha gelen nurani marifet delilleri, akıl parmakları ile tutulmaz; kalbin hissettiği bir hakikat-i nuru, maddi ve mantıki ölçüler tartamaz.
* * *
İnsanın aklı ve kalbi, hadsiz telsiz ve telefon santrallerinin merkezi konumundadır. Bu hakikat Telvihat-ı tis'a Risalesi'nde şöyle izah edilmektedir:

"Evet, şu kâinatta insan bir fihriste-i câmia olduğundan, insanın kalbi binler âlemin harita-i mâneviyesi hükmündedir. Evet, insanın kafasındaki dimağı, hadsiz telsiz telgraf ve telefonların santral denilen merkezi misilli, kâinatın bir nevi merkez-i mânevîsi olduğunu gösteren hadsiz fünun ve ulûm-u beşeriye olduğu gibi, insanın mahiyetindeki kalbi dahi, hadsiz hakaik-i kâinatın mazharı, medarı, çekirdeği olduğunu, had ve hesaba gelmeyen ehl-i velâyetin yazdıkları milyonlarla nuranî kitaplar gösteriyorlar." (1)

Bu mahiyette yaratılan insanın kalb ve aklına, umum kainat'ın her tarafından sürekli mesajlar gelip gitmektedir. Bu mesajların bir kısmı anlıktır; gelip geçer, görünüp kaybolur. Bu mesajları yakalayıp durdurmak, üzerinde tedkikler ve tahliller yapmak mümkün değildir. Hususen marifetullah'a talluk eden mesajlara tam bir teslimiyetle mukabil olmak icab ediyor.

Bizim irademizin dahilinde olmayan ve Allah'ın Hadî isminin bir tecellisi olarak tezahür eden bu hâli (yaşanan) durumu Üstadımız, üç şekilde ifade etmektedir:

1. Üstünden geçen. 
2. Kalbine gelen. 
3. Aklına görünen.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Telvihât-ı Tis'a

İlave bilgi için tıklayınız:

Marifetullahın şahitleri, burhanları üç çeşittir: Bir kısmı su gibidir. İkinci kısmı, hava gibidir. Üçüncü kısmı ise, nur gibidir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...