Block title
Block content

ŞERİAT

 
Şeriat, yol anlamındadır. “İslam Şeriatı” denildiğinde Peygamber Efendimizle (asm) gönderilen İlâhî kanunların tamamı anlaşılır. Bu kanunlara, “İslâm hukuku, şer’-i şerif, şeriat-ı garrâ, şeriat-ı İslâmiye ve İslâmiyet” de denir.

Bir çekirdeğe ağaç olma kâbiliyeti yükleyen, onu meyve verebilecek şekilde programlayan Allah, bu gayenin tahakkukunu birtakım şartlara bağlamış. Bu şartlar dizisine şeriat-ı fıtriyye deniliyor. O çekirdek, toprağını bulacak, suyuna kavuşacak, güneşle sohbet edecektir ki ağaç olabilsin.

İnsanın mahiyeti de cennet hayatını netice verebilecek bir çekirdek gibidir. İşte şeriat, bu insan mahiyetinin rıza beldesi olan cennete lâyık olabilmesi için uyması gereken kanunlar manzumesidir.

Büyük müceddid İmam-ı Rabbani bu meselede şöyle der:

“Dilin yalan söylememesi şeriattır. Kalpten yalan hâtırasını nefyetmek (sürmek, uzaklaştırmak) eğer tekellüf ve teemmül ile (zorlayarak, çalışarak) olursa tarikat, eğer bilâ tekellüf (zorlanmaksızın) müyesser olursa hakikattir.”

Doğru sözlü olmak, Allah’ın razı olduğu güzel bir ahlâktır, yâni hakikattir. Kul, bu hakikate ermek için, ilk olarak, şeriatın “Yalan söylemeyiniz.” emrine uyar; dilini bu günahtan uzak tutar. Daha sonra kalbine yalan söyleme arzusu gelmemesi için ruhunu tedavi etmeye başlar. Bu vadide bir gayretin, bir faaliyetin içine girer. Sonunda kalp hiçbir zorlamaya, çalışmaya lüzum kalmaksızın yalan söylemekten nefret eder hâle gelir. Artık o kalbe, yalan yanaşamaz olur. Konuştu mu mutlaka ve büyük bir rahatlıkla doğruyu söyler. İşte bu adam doğru söylemenin hakikatine ermiştir.

Demek ki, şeriat denilince, sadece, İslâm’ın ceza hukukuna dair hükümlerini anlamak eksik olur. Yalan söylememek de şeriattır. Yalan söylemeyen, gıybet etmeyen, başkasının malına, canına, ırzına, namusuna kötü nazarla bakmayan, helâl kazanç peşinde olan bir insan da şeriat üzeredir ve hakikat yolundadır.

Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1997 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...