Block title
Block content

"Şeriat, doğrudan doğruya, gölgesiz, perdesiz, sırr-ı ehadiyet ile rububiyet-i mutlaka noktasında, hitab-ı İlâhînin neticesidir..." Birinci Nükte'yi açıklayabilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"BİRİNCİ NÜKTE: Şeriat, doğrudan doğruya, gölgesiz, perdesiz, sırr-ı ehadiyet ile rububiyet-i mutlaka noktasında, hitab-ı İlâhînin neticesidir. Tarikatin ve hakikatin en yüksek mertebeleri, şeriatın cüzleri hükmüne geçer; yoksa daima vesile ve mukaddime ve hâdim hükmündedirler. Neticeleri, şeriatın muhkemâtıdır. Yani, hakaik-i şeriata yetişmek için, tarikat ve hakikat meslekleri, vesile ve hâdim ve basamaklar hükmündedir. Git gide, en yüksek mertebede, nefs-i şeriatta bulunan mânâ-yı hakikat ve sırr-ı tarikate inkılâp ederler. O vakit şeriat-ı kübrânın cüzleri oluyorlar. Yoksa, bazı ehl-i tasavvufun zannettikleri gibi, şeriatı zâhirî bir kışır, hakikati onun içi ve neticesi ve gayesi tasavvur etmek doğru değildir."

"Evet, şeriatın, tabakat-ı nâsa göre inkişâfâtı ayrı ayrıdır. Avâm-ı nâsa göre zâhir-i şeriatı hakikat-i şeriat zannedip, havassa münkeşif olan şeriatın mertebesine hakikat ve tarikat namı vermek yanlıştır. Şeriatin, umum tabakata bakacak merâtibi var."

"İşte bu sırra binaendir ki, ehl-i tarikat ve ashab-ı hakikat, ileri gittikçe hakaik-i şeriata karşı incizapları, iştiyakları, ittibâları ziyadeleşiyor. En küçük bir Sünnet-i Seniyyeyi en büyük bir maksat gibi telâkki edip onun ittibâına çalışıyorlar, onu taklit ediyorlar. Çünkü, vahiy ne kadar ilhamdan yüksek ise, semere-i vahiy olan âdâb-ı şer'iye, o derece, semere-i ilham olan âdâb-ı tarikatten yüksek ve ehemmiyetlidir. Onun için, tarikatin en mühim esası, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmektir."(1)

Şeriat, peygamberler vasıtası ile gönderilmiş hakikatin en saf ve şaibesiz halidir. Doğrudan Allah’ın bir tarifi ve tanımı olduğu için, hiçbir beşeri sistem ya da kazanımlar onun derece ve mertebesine ulaşamaz.

Şeriat, direkt olarak Allah’ın kelamından geldiği için, ifade tarzında ve amacı tesis etmek noktasında aciz ve zayıf değildir. İnsanlar çoğu kez meramını ve amacını tarif ve tanıtmakta aciz ve kifayetsiz kalırlar, ama şeriatta böyle bir acziyet ve kifayetsizlik yoktur.

Tarikat ve tasavvuf gibi meslek ve meşreplerin özü ve ruhu şeriattan ahzedilmiştir. Lakin bu öz ve ruhu anlama ve anlatma metotları insanların kesp ve gayretlerine bakıyor, ona göre şekil alıyor. Yani tarikatlar beşeri ürünlerdir. Böyle olunca, tarikata ve tasavvufa tam bir şeriat nazarı ile bakılamaz. Bu sebeple  anlaşılmak ve anlatmak noktasında şeriat gibi geniş ve şaibesiz olamıyor, en azından onun derece ve makamına yetişemiyor.

Hem tarikat ve tasavvuf, şeriatı anlamak ve hissetmek noktasında bir araç ve vasıtadır; yoksa amaç ve hedef değildir. Yani tarikatın amacı şeriatın hakikatlerine hizmet etmek ve onları anlamaya yönelik hareket etmek disiplinidir. Tarikatın özünü anlamayan bazı tarikat ehli, tarikatı amaç, şeriatı ise araç olarak görmüşler; halbuki durum aksinedir.

Şeriat Allah’ın hakikati tasvir etmesi olduğu için, daima beşeri disiplin ve doktrinlerinden üstün ve faziletlidir. İnsanlar ona yetişecek bir sistem ortaya koyamaz, ama ona çıkmaya yardımcı olan bazı basamakları yapabilir. Tarikat da böyle basamaklardan birisidir. Şeriat özdür, tarikat ise bu özü muhafaza eden bir kışırdır. Bunun aksini iddia etmek hatadır. Burada asıl anlatılmak istenen husus, şeriat ile tasavvufun mukayesesinin ne denli bir hata olduğuna işaret etmektir. Tarikat beşeri nitelikli bir disiplin iken; şeriat ilahi bir disiplindir. İnsanları ıslah ve hakka vasıl etmek noktasında  ikisini kıyas etmek, onu onun yerine ikame etmek ne denli riskli ve hatalı bir yaklaşımdır, ona işaret ediliyor.

Şeriat, Allah’ın kendini tarif etmesidir; tarikat ise insanın Allah’ı tanıma çaba ve gayretidir. Bütün insanlık toplansa, Allah’ın en basit bir sanatını taklit etmekten nasıl aciz ise, aynı şekilde bütün insanlık toplansa Allah’ın kendini tarif etmesinden daha güzel bir tarif ortaya koyamaz ya da Allah’ın kendine yaklaşma metodundan daha güzel bir yaklaşma metodu ortaya koyamaz. Şeriat ile tasavvufun arasında böyle azim bir fark vardır. Burada bu farka işaret ediliyor.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

aynurkus
Şeriat doğrudan doğruya, insanı insan olmakla terbiye eden, kullukla vazifelendiren, iman ile rızklandıran; Alemlerin tek ve yekta olan Rabbinin canı ve ruhu verdiği gibi, kesin, açık ve tamamlanmış ilah-i bir hitabıdır. Çocuğa hayatı ve ruhu verirken, ana ve babanın bir müdahelesi olamadığı gibi,istediğine istediği gibi hidayet etmekte, hidayetine hiçbir şeyin mani olamadığı gibi, İlah-i vahyi olan Kadim Kelam'ına da Melekler veye Nebiler gölge ve perde olmazlar.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...