"Sevâd-ı âzama ittibâ edilmeli. Ekseriyete ve sevâd-ı âzama dayandığı zaman, lâkayt Emevîlik, en nihayet Ehl-i Sünnet cemaatine girdi. Adetçe ekalliyette kalan salâbetli Alevîlik, en nihayet az bir kısmı Râfızîliğe dayandı." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sevâd-ı âzam; kelime olarak kahir ekseriyet, ekseriyet-i mutlaka demektir. Istılahî olarak ise, İslam ümmetinin gittiği büyük cadde, orta yol, Peygamber Efendimiz (asm)'in sünnetlerini noktası noktasına takip eden Ehl-i sünnet ve'l-cemaat yoludur. Peygamber Efendimiz (asm) de birçok hadis-i şerifinde bu mânaya işaret etmiştir. Bunlardan en ehemmiyetlisi; “Ümmetimin ekseriyeti dalalet üzerine ittifak etmez.” Ya da “Ümmetimin âlimleri batıl bir şeyde birleşmez.”(1) mealindeki hadisleridir. İşte bu paragrafta işaret edilen husus, ümmetin ittifak ile kabul edip iman ettiği bir mu’cize, elbette kat’îdir, denilmek isteniyor.

Ayın ikiye bölünme mu’cizesinin -hâşâ- aslı-esası olmasa, koca bir ümmetin üzerinde ittifak etmesi mümkün olmaz. Bu hem ittifak açısından hem de Peygamber Efendimiz (asm)'in hadis-i şerifi açısından mümkün değildir. Öyle ise Ay'ın ikiye bölünmesini ümmet kabul edip üzerinde ittifak ediyorsa, bu mutlaka vukû bulmuştur, demektir. “Ve nass-ı kat'î ile dalâlet üzerine icmâları vaki olmayan ümmet-i Muhammediyenin (a.s.m.) o vak'ayı telâkki-i bilkabul etmesi, Güneş gibi inşikak-ı kameri ispat eder.” cümlesi bu mânaya işaret ediyor.

Sosyolojik açıdan da ekseriyet, daima ekalliyette kalan müfrit grupları potasında eritir, zamanla kendi bünyesinde sindirir. Tarih bunun misalleriyle doludur. Üstad burada, Emevîleri misal olarak gösteriyor.

Emevîler, Ehl-i sünnet içinde dine karşı lakayd, felsefe ile meşgul ve birçok bid’at fırkaların doğmasına sebep olmuş bir aristokrat tabaka idi. Ama zamanla bu lakayd zümre ve ona ram olmuş bid’at fırkaları (Mutezile gibi) zamanla Ehl-i sünnet potasında eriyip kaybolmuşlardır.

Sevâd-ı Azam potasında erimeyen bir takım bi'dat fırkaları ise, zamanla dinden de kopar. Bu ifratkâr gruplar daima kapalı bir toplum yapısı ile kendini muhafaza eder. Üstad buna misal olarak ise, sert ve katı mizaçlı Alevî toplumunun içinden çıkan Rafiziliği misal veriyor. Ayrıca İsmailiye ve Hurufiye gibi birçok batıl fırka da bunlardandır..

Ehl-i sünnet, her cihetten İslam’ı temsil etmeye liyakat kazanmış ve kendi ilim ve usulünü teşekkül ettirmiş, Sevad-ı A'zam kalıbına uygun bir ekoldür. Zaten bugün insanlık, İslam’ı bu ekolün ilminden ve usulünden öğreniyor. Diğer fırkalar tarih içinde böyle bir ilim ve tarz meydana getirememişler.

Mesela Alevîlik, tamamen sözlü bir fırkadır. Yani inanç ve kültürel değerlerini sonraki nesillere sözlü olarak aktarmışlardır. Ciddi mânada bir ilim gelenekleri yoktur.

Ama Ehl-i sünnet bu hususta eşi benzeri olmayan ilimler, kaynaklar, eserler, usuller meydana getirmiş, insanlığa pek çok noktalarda rehberlik yapmışlardır. Hadis, cerh ve tadil ilmi buna misal olarak verilebilir.

(1) bk. Tirmizi, Fiten,7; İbnMace, Fiten, 8.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Lebbeykyahuseyn
Caferi şiası sozlu degildir cok sayıda kıtaplara ozellikle ehlibeyt imamlarının hadisleriyle dolu kitaplara sabittir.nehcul belaga olsun usulu kafi olsun sayılamayacak kadar eserimiz vardır.nitekim cevşeni de ustad bizden almıştır. Şia o zaman cogunluk olan emevilere uymamış onların tum baskılarına ragmen ehlibeyt imamlarını bırakmamıştır.Peygamber torunlarını oldurup kabeyı yıktıranlar cogunluk olunca hak mı oluyorlar.Elbetteki hayır.Gerçek ehli sunnet ehlibeyt yoluna uyan alevilerdir. Sunniler icinden de pek cok gulat çıkmıştır.ornegın vehhabiler vs...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...