Block title
Block content

Şeytan vesvese veriyor, ben de konuşarak onu yeniyorum, benim durumum nedir, Risalelerden alıntılarla bilgi verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer desen: Bu derece mü'minlere muzır ve müz'iç olan vesvese ne hikmete binaen bize belâ olmuş?"

"Elcevap: İfrâta varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharrîye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaytlığı atar, tehâvünü def eder. Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor."(1)

Üstad Hazretlerinin yukarıda beyan ettiği gibi vesvese, insana terakki etmek ve teyakkuz da kalmak için musallat edilmiştir. Yani insan vesvese ettiği şeyi araştırıp talim ederse, insan için bu ilmen bir terakkidir. Düşmanı olmayan bir ülkenin nasıl savunma ve askeri gücü zayıflayıp atalete düşüyor ise, aynı şekilde düşman ve mücadele edeceği bir şey olmayan insan da fıtraten yeknesak ve atıl bir vaziyette kalıyor.

Halbuki dünya bir imtihan ve terakki yeridir. Terakki ve imtihan içinde de mücadele ve mücahede etmek gerekir. Mücadele ve mücahede içinde düşman ve rakip gerekir. İşte vesvese insana terakki için musallat edilmiş bir düşmandır.

Bu vesvese düşmanına karşı en güzel silah ilimdir. Yani vesvese ettiğin şeyin iç yüzünü bilmek ve o konuya etraflıca vakıf olmak vesvesenin halli için kafidir. Bu yüzden korkmadan, telaş etmeden vesvese gelen noktaların talim ve tedkiki yoluna gidilmelidir. Vesvese ilmin müşevvikidir. İnsanın şeytan ile münazara edip onu mağlup etmesi iyiye işarettir.

 Nitekim Üstad Hazretleri benzer ifadeleri Risale-i Nur'da ifade ediyor; bunlardan bazıları şu şekildedir

"Evvelen: Garip bir münazara-i nefsiyemi, bana mahsus iken, berâ-yı malûmat size yazmak hatırıma geldi. Şöyle ki: Başım üstündeki sizce malûm levha nefsimi tam susturduğu halde, bu gece nefs-i emmarenin silâhını daha musırrane istimal eden kör hissiyatım, damarlarıma tam dokundurup, tesemmüm ve hastalıktan gelen ziyade teessür ve hassasiyet ve şeytandan gelen ilkaat ve fıtrî hubb-u hayattan gelen acip bir hâletle, o ikinci nefs-i emmare hükmünde olan kör hissiyat, benim vefat ihtimalinden şiddetli bir meyusiyet ve teellüm ve kuvvetli bir hırs ve zevk ve lezzetle kalb ve ruhuma tam ilişti."

"Niçin istirahat-i hayatına çalışmıyorsun, belki reddediyorsun? Ve gayet zevkli ve mâsumâne lezzetli bir hayat ve bir ömür kendine Nur dairesinde aramıyorsun ve ölmeye karar verip razı oluyorsun?" dedi ve dediler. Birden gayet kuvvetli iki hakikat, o ikinci nefs-i emmareyi şeytanla beraber susturdu."(2) 

"Malûmdur ki, insan, hasbelkader çok yollara sülûk eder. Ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rastgelir. Bazan kurtulursa da, bazan da boğulur. Ben de kader-i İlâhînin sevkiyle pek acip bir yola girmiştim. Ve pek çok belâlara ve düşmanlara tesadüf ettim. Fakat acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. İnayet-i ezeliye, beni Kur'ân'a teslim edip, Kur'ân'ı bana muallim yaptı. İşte, Kur'ân'dan aldığım dersler sâyesinde o belâlardan halâs olduğum gibi, nefis ve şeytanla yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam.

(2) bk. Emirdağ Lâhikası-I,  (149. Mektup).

(3) bk. Mesnevî-i Nuriye, Katre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...