Block title
Block content

Şeytanın hilesinin zayıf olduğuna, yaptırım gücünün bulunmadığına işaret eden ayetler var. Peki şeytan nasıl insanları kandırabiliyor, Üstad bu konuda bilgi vermiş midir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayır/iyilik, çok şart ve sebeplerin bir araya gelmesi ile oluşan ve vücut bulabilmesi için kudret ve ilim gibi sıfatlara muhtaç olan bir hadisedir. İnsan bu şartları ve sebepleri hazırlayacak kudret ve ilme sahip olmadığı için, hayırda eli kısadır. İnsanın elinden sadece dua, iman, şuur ve niyet gelir. İnsan diğer vücudi şartları tahakkuk ettirecek bir mahiyete sahip olmadığı için, hayra icat noktasında sahip olmakta aciz ve zayıftır.

Ama şer ve günahlarda ise; durum tersinedir, burada yüzde doksan dokuz hisse insana aittir. Zira şer ve günahlar vücut gibi çok şartların bir araya gelmesi ile olan bir şey değildir. Bir tek vazifesizlik ve dokunmak ile şerler oluşur ve müteselsil olarak yıkıp gider. Bir binanın altına konulan dinamitin ateşlenmesi gibi, bir kibrit yakmak ile koca bina çöker gider.

O zaman insanın elindeki zayıf ve nispi olan irade; şerde tam bir fail gibi tahribat yapabilir. Zira şer ademi, hayır ise vücudidir. Bu yüzden insan şerde ve günahta etken iken, hayır ve iyilikte ise edilgendir.

Şeytan hayır ve vücut noktasında bir hiçtir, lakin şer ve yokluk noktasında durum farklıdır. Mesele, şeytanın gücü ve kuvveti değil, onun mesleği olan adem ve tahriptir. Yani şeytanın mesleği şer ve tahrip olduğu için, güçlü gibi görünüyor. Zira yukarıda da izah edildiği gibi; tahrip ve şer bir şartın terk edilmesi ile olabilecek bir şeydir, işte şeytan o noktada insanın aldatmak ile çok büyük yıkımların ve tahribatların önünü açıp tetikçisi olabilir. Şeytan zatı ve hilesi noktasından gayet zayıftır; ama sebep olduğu müteselsil yıkım ve tahribat o derece dehşetli olabiliyor. Ayetin zayıf diye işaret ettiği şeytan ve hilesidir, yoksa onun sebep olduğu yıkım ve tahribat değildir.

Diğer bir husus; insanın fıtratında nefis, şehvet ve öfke gibi öyle dehşetli hissiyatlar var ki, bu hissiyatlar her daim şeytanı dinler ve onun hilesine kabildir. Nasıl küçük bir anahtar, koca motor düzeneğini çalıştırıyor ise, şeytanın zayıf hilesi de insanın nefis mekanizmasını çalıştırıp hareket ettiriyor ve neticede büyük yıkım ve tahribatlara sebep olabiliyor.

Üstad Hazretleri bu meseleyi şu şekilde izah ediyor:

"BİRİNCİ İŞARET"

"Sual: Şeytanların kâinatta icad cihetinde hiçbir medhalleri olmadığı, hem Cenâb-ı Hak rahmet ve inâyetiyle ehl-i hakka taraftar olduğu, hem hak ve hakikatin cazibedar güzellikleri ve mehâsinleri ehl-i hakka müeyyid ve müşevvik bulunduğu, hem dalâletin müstekreh çirkinlikleri ehl-i dalâleti tenfir ettikleri halde, hizbüşşeytanın çok defa galebe etmesinin hikmeti nedir? Ve ehl-i hak, her vakit şeytanın şerrinden Cenâb-ı Hakka sığınmasının sırrı nedir?"

"Elcevap: Hikmeti ve sırrı şudur ki: Ekseriyet-i mutlaka ile dalâlet ve şer, menfidir ve tahriptir ve ademîdir ve bozmaktır. Ve ekseriyet-i mutlaka ile hidayet ve hayır, müsbettir ve vücudîdir ve imar ve tamirdir. Herkesçe malûmdur ki, yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı, bir adam bir günde tahrip eder. Evet, bütün âzâ-yı esasiyenin ve şerâit-i hayatiyenin vücuduyla vücudu devam eden hayat-ı insan Hâlık-ı Zülcelâlin kudretine mahsus olduğu halde, bir zalim, bir uzvu kesmesiyle, hayata nisbeten ademî olan mevte o insanı mazhar eder. Onun için, et-tahrîbü eshel durub-u emsal hükmüne geçmiş."

"İşte bu sırdandır ki, ehl-i dalâlet, hakikaten zayıf bir kuvvetle pek kuvvetli ehl-i hakka bazan galip oluyor. Fakat ehl-i hakkın öyle muhkem bir kalesi var ki, onda tahassun ettikleri vakit, o müthiş düşmanlar yanaşamazlar, bir halt edemezler. Eğer muvakkat bir zarar verseler, وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ sırrıyla, ebedî bir sevap ve menfaatle o zarar telâfi edilir. O kale-i metin, o hısn-ı hasîn ise, şeriat-ı Muhammediye ve sünnet-i Ahmediyedir (a.s.m.)."(1)

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...