Block title
Block content

"Şeytanın kalbinde marifet var mıdır?.." Şeytan, Allah’ı bildiği halde isyanı tercih etmiş ve ebedi azabı hak etmiştir. Risale-i Nur şakirtlerinin iman hakikatlerini iyice öğrendiklerinden sonra küfre düşmeleri mümkün müdür?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"S - Şeytanın kalbinde marifet var mıdır?"

"C - Yoktur. Çünkü, san'at-ı fıtriyesi iktizasınca, kalbi daima idlâl ile telkin için, fikri, daima küfrü tasavvur etmekle meşgul olduğundan, kalbinde veya fikrinde boş bir yer marifet için kalmıyor."(1) 

Üstad Hazretlerinin bu ifadesinden şeytanın kalbinde marifetin olmadığını, dolayısı ile de  Allah’ı hakkı ile bilmediğini anlıyoruz. Demek şeytan Allah’ı bilmeden isyan etmiş manası çıkıyor. Zaten Allah’a marifeti olan birisi küfür derecesinde ona isyan etmez. Ancak günahlar boyutunda isyan eder ki, bu isyan kasdi bir meydan okuma değil, nefis ve şeytan gibi düşmanlara aldanarak günaha girmek şeklindedir.

Dünya hayatı beşikten mezara kadar imtihan yeri olduğu için -peygamberler hariç- herkesin ümit ile korku içinde olması gerekir. Yani kimse "ben mutlaka iman ile kabre girerim" diyemez, derse dalalet ve sapkınlık olur.

Ehl-i Sünnet inancına göre her insanın ümit ile korku içinde olması gerekiyor. Ümitsizlik de aynı mutlak ümit gibi batıldır. Yani kimse "ben mutlaka helak olurum, kurtuluşum yok" diyemez, dese yanlış ve batıla sapmış olur.

Lakin "şu yol mutlak anlamda insanı imanla kabre götürür" demekte bir sakınca yoktur. Mesela Risale-i Nur yolu insanı mutlak anlamda imanla kabre sokar, demekte bir sakınca yoktur. Zira burada şahıs değil yol garanti altına alınmış oluyor. Meziyet şahısta değil yoldadır. Şahıslarda bu yola dahil olma noktasında mücadele içinde olmaları gerekiyor.

Öyle ise Nur talebeliği inşallah insanı imanla kabre sokar, ama kimin Nur talebesi olduğu garanti olmadığı için her şahıs teyakkuz ve dikkat içinde olmak zorundadır.

"Şeytanın Allah’a karşı bir marifeti yok ki iman ile itaat etsin." bu cümle, şeytanın şeytanlığı da onun yaratılışı gereğidir ve dolayısı ile suçsuzdur, kanaatini doğurmuyor mu? Yılan zehirler, arslan parçalar, şeytan da isyan eder, denemez mi? Zira sanatı fıtriyesi öyledir?

İman da küfür de insanın cüz'-i ihtiyarının sarfından sonra teşekkül eden bir mekanizmadır. İnsan, iradesini sarf etmedikten sonra, Allah cebir ve zorla insanı imana veya küfre zorlamıyor. Allah insana bu hususta bir hürriyet bahşetmiş. Aynı durum cinler için de geçerlidir ki, şeytan da bir cindir.

İnsanın iki fıtratı vardır. Birisi doğuştan gelen özgün ve hakiki fıtratı, diğeri ise insanın kesbi ve kazanımı ile elde ettiği ikinci suni fıtratıdır. Buna i’tiyad-i sani de denilmiştir. Yani insanın, niyet ve iradesi ile teşekkül ettirdiği ikinci bir fıtrat.

Birinci fıtrat, yani vicdani esaslara dayanan hakiki fıtrat (tabii ve doğal hal de diyebiliriz) hakkın ve doğrunun bir miyarı ve mizanıdır. Bu bütün iradeli varlıklarda ortak bir anlayış ve ortak bir seziştir. Bu yüzden iradeli varlıkların  ortak ve temel ahlaki normları ve kuralları bu özgün fıtri halin bir neticesi, bir sonucudur.

İnsandaki ikinci fıtrat ise, insanın kesbi ve niyeti ile şekillendiği için, arızalı ve sunidir. Bu yüzden her insanda bu ikinci fıtrat farklı farklı tezahür eder.

 Bazı insanlar bu ikinci fıtri oluşumu tabi ve doğal olan fıtrata yakın bir terbiye ve tedbir ile oluşturduğu için, iki fıtrat arasında uyumluluk olur. Aralarında bir mutabakat tesis olur ve bu da davranış ve ahlakta güzel neticeler verir. Yani orijinal ve samimi davranışlar sergiler. İslam’ın ve onun terbiye sisteminin fıtri oluşu, Müslümanlar üzerinde olumlu ve güzel ikinci fıtratların oluşmasına sebep olmuştur. Bu yüzden İslam alimleri ve evliyaları halis ve fıtri bir güzelliğe sahip olmuşlardır.

Bir de suitedbirden dolayı bazı insanlar ya da cinler farklı inanç ve ideolojilerin de tesiri ile ikinci fıtratları gayet yamuk ve eğri büğrü oluşur. Birinci fıtrat ile ikinci fıtrat arasında bir uyumsuzluk oluşur. Daima birbirleri ile çelişir ve çatışırlar. Genelde ikinci suni fıtrat tabi ve doğal olan birinci  fıtratı ifsat edip bozar. Birinci fıtrat olarak güzel iken, bozuk ikinci fıtratın müdahalesi ile o güzelliği bozar, yerine suni ve yapmacık halleri getirir.

Zamanla ikinci bozuk fıtrat, doğuştan gelen tabi ve doğal  fıtratı ifsat ile, tamamen dönüştürüp kendi gibi bozuk hale getirir. Artık bu adamın hayra ve güzelliğe kabiliyeti kalmaz. Bütün amelleri yapmacık ve suni olur. Üstad Hazretleri  bu manaya "fıtratı tefessüh edenler" diye işaret ediyor. Artık böyle bozulmuş bir fıtratın doğal hali ifsat ve kötü hallerdir. Şeytanın kötülüğü tabiat edinmesi de bu kabildendir. Yoksa şeytan cebir ve zorla bu duruma itilmiş değildir. Yukarıda ağırlıklı olarak insan için yapılan analiz aynen şeytan için de geçerlidir.

Özet olarak, iblis şeytan olmayı kendi tercih etmiş, daha sonra da şeytanlık sanatından lezzet alır hale gelmiştir. Bunda -haşa- Allah’ın bir cebri söz konusu değildir.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 6. Ayet Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...