Block title
Block content

"Şeytanın vücudunda cüz’î şerlerle beraber birçok makasıd-ı hayriye-i külliye ve kemâlât-ı insaniye vardır." Şeytanların yaratılışının insanların dalaletine sebep olmasını, imanı kazanma-kaybetme noktasında, keyfiyetin kemiyetten daha önemli olmasını tam anlayamıyorum?..

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"...Bir şerr-i cüz’î gelmemek için bin hayrı terk etmek, hikmet ve adalete münafidir."

"Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete giderler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar; kemiyete az bakar veya bakmaz." 

"Nasıl ki, bin ve on çekirdeği bulunan bir zat, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse, ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette, bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir."

"Öyle de, nefis ve şeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev’e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette, haşarat nev’inden sayılacak derecede süflî ehl-i dalâletin küfre girmesiyle insan nev’ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adalet-i İlâhiye, şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş."(1)

İnsan, üç evladın da daha iyi yere gelmesini ister ve bunun için çaba harcar. Ama evlatların istek, kabiliyet ve azimleri sonucu belirler. Evlatlardan birisi doktor diğerleri ırgat olur ya da olabilir. Babaya düşen üç evlada da eşit imkan sağlamaktır, bu imkanların değerlendirilmesi evlatların performansına bakar. Evlatlardan birisi tembel çıkıp imkanı değerlendirmez faraziyesi ile imkanlar imha edilemez.

Allah yeryüzünü imtihan formatında yaratmış ve insanları bu imtihana tabi tutmuştur. Tabiri yerinde ise, Allah bu kararı alırken de kemiyete değil keyfiyete bakmıştır. Şayet kemiyeti esas almış olsa idi imtihanı yaratmazdı.

Değer açısından bakıldığında sayı değil kalite ve nitelik önemlidir. Her aklı başında tüccar sayının değil değerin peşinden koşar ve onu elde etmek ister. "Yirmi demir bilyem olacağına bir tane çeyrek altınım olsun." der ve akıl ve hikmette bunu gerektirir.

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci İşaret | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1177 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Hayme43
Haklısınız sorum muğlak oldu. Heralde yanlış ifadeler de kullanmamak için oldu. Şunu demek istedim insanın kaybı çok büyük şeytana uyduğunda. Bir anne, baba nasıl evlatlarını ayırmaz , madem şeytan sebebiyle -tabiki de insanın kendi iradesiyle- çoklar dalalete sapıyor. Birisi derse ki -tabirin kusuruna bakmayın- Allah o kadar merhametli ise nasıl kullarını ayırıyor, şeytana müsade ediyor. Azın keyfiyetine bakıp çoklarının dalalete sapmasına izin veriyor. Sonuçta temsil için söylenmişse de Allah c.c tüccar veya çiftçi değil kaybını gözönüne aldığımızda insan da bir çekirdek veya meta değil. İnş netleştirebilmişimdir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Varlık, hayat, şuur gibi nimetlerde insan mustariptir, yani irade sahibi değildir. Allah, bu noktalarda insanlara reyini sormuyor, sorma zorunluluğu da yoktur. O mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.
Zulüm ve haksızlık, ancak başka birisinin mülkünde tasarruf etmek ile hasıl olur. İnsan her şeyi ile Onun mülkü olduğu için, Allah’ın insan üzerinde bir zulüm ve haksızlık yapması mümkün değildir.
"Neden yarattı?.." demekle, "Yaratmasında bir haksızlık ya da zulüm var mı?" demek farklı şeylerdir. Haksızlık ve zulüm yapmadığı çok açık bir husus iken, "Neden yarattı?" sorusunun cevabı da yukarıdaki paragraflardır. İlahi meşiet, İlahi irade bu tarz yaratmayı uygun görmüş ve yaratmış...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...