Block title
Block content

Şeytanlar ile meleklerin en dar daireden en geniş daireye kadar mücadele ve muharebesinin hikmetini biraz açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“İşte "Velillahil meselül a'la" ezel ve ebed sultanının pek çok Esmâ-i hüsnâsı vardır. Tecelliyat-ı celâliye ve tezahürat-ı cemâliye ile pek çok şuunatı ve ünvanları vardır. Nur ve zulmet, yaz ve kış, Cennet ve Cehennem'in vücudunu iktiza eden isim ve ünvan ve şe'n ise; kanun-u tenâsül, kanun-u müsabaka, kanun-u teavün gibi pek çok umumî kanunlar misillü, kanun-u mübarezenin dahi bir derece tâmimini isterler... Kalb etrafındaki ilhâmât ve vesveselerin mübarezelerinden tut, tâ semâ âfâkında melâike ve şeytanların mübarezesine kadar o kanunun şümûlünü iktiza eder.”

Bu basamakta nazara verilen, şeytanlar ile meleklerin en dar daireden en geniş daireye kadar mücadele ve muharebesinin hikmetini biraz açıklar mısınız?

Ayrıca; mübareze kanunun kalp etrafındaki ilhamat ve vesveselerden tâ, melaike ve şeytanların mübarezesine kadar cereyan ettiği ifade ediliyor. Bu kanunun ahirete şümulu var mıdır?

Bir tasnifte, esma-i hüsnâcemâlî ve celâlî isimler” olmak üzere ikiye ayrılıyor.

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) de mahlukatı yarattım.”

hadis-i kutsîsi gereği, bütün isimler tecelli edecek ve bütün bu tecellilere muhatap olabilen ve onları anlayıp tefekkür edebilen mahluklar da yaratılacaktır. Nitekim yaratılmıştır.

Mahlukat âlemi bu isimlerin tecellileriyle adeta kaynaşır. Kışta celâl tecelli ederken, baharda cemâl tecelli eder. Gece celâlin, gündüz ise cemâlin tecellisidir. Hastalıklarda celâl, sıhhatte cemâl tecellisi daha açık okunur.

Üstat Hazretleri İşarâtü’l-İ’caz tefsirinde, bunları farklı yönleriyle harika bir şekilde ele alır. O konudan bazı kısımları aktarmak isterim:

“Arkadaş! Cenab-ı Hakkın sıfat-ı ezeliye aleminde biri celali, diğeri cemali, iki türlü tecellisi vardır. Celal ile cemalin sıfat-ı ef'al aleminde tecellisinden lütuf ve kahır, hüsün ve heybet tezahür eder." …

"Asar ve a'mal aleminden alem-i ahirete intıba' edince, lütuf Cennet ve nur olarak, kahır da Cehennem ve nar olarak tecelli eder."

… Sonra alem-i kelamda tecelli edince, kelamın emir ve nehye taksimine sebep olur."

"Sonra vicdana tecelli edince, reca ve havf husule gelir.”

İşte böylece teselsül eden şu hikmetten dolayı, Kur'an-ı Kerim, aleddevam, terğibden sonra terhib; ve ebrarı medhettikten sonra füccarı zemmetmiştir.

Bu celâl ve cemâl tecellileri en ileri manasıyla yine insanda kendini gösterir. Küfür, şirk ve isyan yolunda gidenler celâlî isimlerin tecellisiyle cehennem azabına uğratılırken, iman, tevhid ve salih amel yolunda gidenler cemâl tecellilerinin kemalini bulduğu cennette ebedîyen mesut olurlar.

İşte ahirette cennet ve cehennem olarak tezahür edecek olan bu tecellilerin ilk hareket noktası kalplerdeki ilhamla vesvesenin mücadelesidir.

Daha geniş dairede, cinlerin kâfir olan kısmının semadan haberler alıp vahye gölge düşürme teşebbüslerine meleklerin mani olmaları ve buna alamet olmak üzere onların üzerine şihapların atılması, yine cemâl ve celâl tecellilerinin çarpışması gibidir. Melekler cemâlî isimlere mazhardırlar, cehennem namına çalışan kâfir cinler ise celâl tecellilerine müstahak olmuşlardır.

Bu kanunun ahirete şümulüne gelince, kıyametten sonra “mizan, cennet ve cehennem safhaları” gelecek, çarpışmalar son bulmuş olacak, cennet cemâlî isimlerin, cehennem ise celâlî isimlerin en ileri manada tecellisi ettiği mekânlar olacaktır. Yani, ahirette, bu mübareze kanununun, “mücadele” manasıyla şümulü söz konusu değildir, ancak dünyadaki mücadelenin sonuçlarının sergilenmesi yönüyle bir sebep-sonuç ilişkisi söz konusudur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...