SIFAT-I İLAHİYE

İLÂHÎ SIFATLAR

İnsan bu sınırlı ve mahluk olan aklıyla, Cenab-ı Hakk’ın ne zâtını, ne de mukaddes sıfatlarını kemaliyle idrak edilebilir. Sadece, o sıfatların varlıkları ve sonsuz oldukları bilinebilir.

İnsan, İlâhî sıfatların sadece varlıklarını bilebilir; mahiyetlerini bilemez.

Örnek olarak irade sıfatımızı düşünelim:

İnsanın iradesi cüz’îdir; yani bir anda ancak bir şeyi irade edebilir; birden fazla işi birlikte irade edemez. Konuşması da iradesi gibi cüz’îdir. Bir anda sadece bir kelime konuşabilir; ikinci kelimeyi ondan sonra dile getirir. O halde insan, Allah’ın İrade sıfatını ve Kelam sıfatını kemaliyle bilemez. Ancak, kendisine verilen bu cüzi sıfatlar yardımıyla söz konusu sıfatların varlığını ve sonsuz kemalde olduğunu bilir.

İnsan kendi mahiyetini böylece bildikten sonra, artık “Allah’ın küllî sıfatlarını idrak etme” gibi bir davaya kalkışmaktan nefsini engeller. Bu yolun helâke çıkacağını çok iyi bilir.

“Hayat, ilim, irade, kudret, sem’ (işitme), basar (görme), kelâm ve tekvin” sıfatlarının hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi sonsuz ve yine hepsi mutlak.

“Kalem-i Kudret” tabirinden hareketle şöyle düşünebiliriz: Şuursuz kalemden yine şuursuz mürekkep akıyor. Ama, kâğıda ilim saçan bir cümle dökülüyor. Ve biz, bu yazıyı ilim sahibi, gören, işiten bir zâtın irade ettiğini hemen anlıyoruz. Bir çocuğa bile, sahifedeki resimleri kalemin çizdiğine inandıramazsınız.

Yeryüzü bir sahife. Bütün çiçekler, ağaçlar, böcekler, kuşlar ve nihayet bütün bir insanlık âlemi bu sahifede yazılıyor. Allah’ın kudret kalemiyle, ilmiyle, iradesiyle...

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...