“Şimdi göğe bak: Gök içinde hadsiz ecramdan yalnız kamere dikkat et. Onun hareketi bir Kadîr-i Hakîmin emriyle olduğu, ona müteallik ve yeryüzüne ait mühim hikmetlerdir…” Bu mevzuyu biraz daha izah edebilir miyiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu konuda bazı araştırma neticelerinden ehemmiyetli gördüğümüz birkaç maddeyi aşağıda takdim ediyoruz:

  1. Ay’ın kütlesi Dünya’nın kütlesinin yaklaşık 84’te 1’i kadardır ve bu değer Dünya’nın eksen eğikliğini belirli bir aralığın içinde tutmak için yeterlidir. Ay’ın olmadığı bir Dünya herhangi bir zamanda çok farklı eksen eğikliklerine sahip olacak, gezegenimizde bazen Merkür’de olduğu gibi mevsim gözlenemeyecek ya da Uranüs benzeri çok şiddetli mevsimler gözlenebilecekti. Ancak Ay, Dünya’nın eksen eğikliğinin çok yavaş değişmesini ve küçük bir aralığın içinde kalmasını sağlayarak yeryüzündeki hayata elverişli şartların süregitmesine katkıda bulunur.
  2. Ay olmasa, dünya kendi ekseni etrafında şu anki hızına kıyasla çok daha yüksek bir hızla dönecek hem yüzeyindeki rüzgârlar çok şiddetlenecek, hem de gün süresi kısalacaktı.
  3. Böyle bir durumda hava, kara ve denizler arasındaki ısı değişimi daha hızlı olur ve doğu-batı doğrultusunda saatteki hızı yaklaşık 160 kilometre olan kasırgalar eserdi.
  4. Bu derece sert iklim şartları, başta insan olmak üzere karmaşık yapıdaki organizmaların yaşaması için elverişsiz bir ortam mânasına geliyor.
  5. Zâtenmed-cezirin bile olmaması ya da sadece Güneş etkisiyle çok düşük nisbette yaşanması okyanus hayatının hiçbir zaman teşekkül etmemesine sebep olabilirdi.

Med-cezir hâdisesinin iki mühim faydası da şöyle ifade ediliyor:

Denizlere akan nehir, akarsu ve dere gibi sular, içlerine aldıkları tüm maddeleri, denizde kavuştukları noktalara biriktirme eğilimindedir. Bu sürekli hale geldiğinde, bu noktalarda biriken maddeler, delta ismi verilen coğrafi şekiller teşekkül eder. Zararsız gibi görünen bu durum, engellenmediği takdirde, akarsular denize ulaşamaz hale gelebilir. Gel-git olayı, deltaların kuvvetlenmesini engelleyerek, suyun önünü açık tutar.

Gel-git hareketinin en büyük yararlarından biri de; deniz kıyılarında haliç ismi verilen oluşumlar meydana getirmesidir. Sürekli ve güçlü bir şekilde kabaran deniz, kıyıya doğru yaptığı gel-git hareketi sayesinde, birtakım derinlikler oluşturur ve bu derinlikler deniz taşımacılığı ve balıkçılık için hayatî öneme sahiptir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

"Yalnız kamere dikkat et. Onun hareketi bir Kadîr-i Hakîmin emriyle olduğu, ona müteallik ve yeryüzüne ait mühim hikmetlerdir ki, başka yerde beyan ettiğimizden kısa kesiyoruz." Üstad bu konuyu nerelerde, nasıl beyan etmiştir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Şimdi göğe bak: Gök içinde hadsiz ecramdan yalnız kamere dikkat et. Onun hareketi bir Kadîr-i Hakîmin emriyle olduğu, ona müteallik ve yeryüzüne ait mühim hikmetlerdir ki, başka yerde beyan ettiğimizden kısa kesiyoruz."(1)

Kamer ile ilgili Risale-i Nur'da geçen muhtelif ibareler ve pasajlardan bazıları şu şekildedir:

"Der: Rızkınız yerin hayatına bağlıdır. Yerin dirilmesi ise, bahara bakar. Bahar ise, şems ve kameri teshir eden, gece ve gündüzü çeviren Zâtın elindedir. Öyleyse, bir elmayı bir adama hakikî rızık olarak vermek, bütün yeryüzünü bütün meyvelerle dolduran o Zât verebilir."(2)

"Her bir gününe, ayrı bir şekilde bir kameri göstererek, evkatın hesabı için takvimcilik yaptırır."(3)

"Kudret-i İlâhiye, âlem-i ekberde haşmet-i rububiyetini gösteriyor. Rahmet-i Rabbâniye ise, âlem-i asgar olan insanda nimetleri tanzim ediyor."

"Yani, Sâniin kudreti, kibriya ve celâl noktasında, kâinatı öyle muhteşem bir saray şeklinde icad ediyor ki, güneşi büyük bir elektrik lâmbası, kameri kandil ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler."(4)

"... Kadîr-i Zülcelâlin mülkü pek çok geniştir; hikmet-i İlâhiye nereyi göstermişse Cehennem-i Kübrâ oraya yerleşir."

"Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl ve emr-i كُنْ فَيَكُونُ 'a mâlik bir Hakîm-i Zülkemal, gözümüzün önünde, kemâl-i hikmet ve intizamla kameri arza bağlamış; azamet-i kudret ve intizamla arzı güneşe raptetmiş; ve güneşi, seyyârâtıyla beraber, arzın sür'at-i seneviyesine yakın bir sür'atle ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre şemsü'ş-şümus tarafına bir hareket vermiş; ve donanma elektrik lâmbaları gibi yıldızları saltanat-ı rububiyetine nuranî şahitler yapmış, onunla saltanat-ı rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zât-ı Zülcelâlin kemâl-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübrâyı elektrik lâmbalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semânın yıldızlarını onunla iş'âl etsin, hararet ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan Cennetten yıldızlara nur verip, Cehennemden nar ve hararet göndersin; aynı halde, o Cehennemin bir kısmını ehl-i azâba mesken ve mahpes yapsın."(5)

"Evet, şems ve kameri, anâsır ve maâdini, nebâtat ve hayvânâtı, bir nakş-ı âzamın atkı ipleri gibi o bin bir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvânî olan umum validelerin gayet şirin ve fedakârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevilhayatı hayat-ı insaniyeye musahhar eden ve ondan rububiyet-i İlâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-ı âzamını ve insanın ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhar eden o Rahmân-ı Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-yı mutlakına karşı, rahmetini ihtiyac-ı mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapmış."

"Ey insan! Eğer insan isen, Bismillâhirrahmânirrahîm de, o şefaatçiyi bul."(6)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirminci Pencere.

(2) bk. age., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule.

(3) bk. Mektubat, Üçüncü Mektup.

(4) bk. age., Yirminci Mektup, İkinci Makam.

(5) bk. age., Birinci Mektup

(6) bk. Lem'alar, On Dördüncü Lem'a.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...