"Şimdi kendi hayatının mahiyetine bak ki, o mahiyetinin icmâli şudur:.." burayı izah eder misiniz?

Soru Detayı

İnsan hayatının mahiyetinin icmalinde geçen;
a) Esma-ı ilahiyeye ait garaibin fihristesi;
b) Hem şuun ve sıfatı İlâhiyenin mikyası;
c) Kâinattaki âlemlerin mizanı;
d) Âlem-i kebirin listesi;
e) Kâinatın haritası;
f) Kitab-ı ekberin fezlekesi;
g) Kudretin gizli definelerini açan bir anahtar külçesi;
h) Mevcudata serpilen ve evkata takılan kemalatının bir ahsen-i takvimi
maddelerini  örneklerle anlatabilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

a)Esma-i ilahiyeye ait garaibin fihristesi:

Allah’ın bütün isimleri güzeldir ve onların bütün tecellileri harikadır, gariptir. Bunlar insanda fihriste olarak sıralanmış gibidir. Yaratmak, sûret vermek, hayat vermek, hissiyatla donatmak, ruhlara münasip bedenler yaratmak, organlar takmak,…, birer İlâhî fiildirler. Bunların hepsinin de yaratılmaları Allah’a mahsustur ve bütün bunlar Allah’ın isimlerinin tecellileriyle ortaya çıkarlar. Varlık âlemine serpilen bu tecellilerin hepsinden insanda da bir numune yaratılmıştır. O da var edilmiş, o da hayata kavuşmuş, o da rızıklanmış, onun da ruhu hissiyatla, bedeni organlarla teçhiz edilmiştir ve hakeza…

b) Hem şuun ve sıfat-ı İlâhiyenin mikyası:

Mikyas, “kıyas aleti, mukayese aleti” demektir. İnsan, kendisine verilen ilim, irade, kudret gibi sıfatları vahid-i kıyasî olarak değerlendirip, Allah’ın sıfatlarını onlarla bildiği gibi, yine ruhuna takılan “merhamet, gazap, şefkat” gibi şuunatla da Allah’ın şuunatını bir derece bilebilir. Bir derece diyoruz, çünkü insan ruhu mahlûk olduğu gibi, o ruha takılan bütün sıfatlar ve şuunat da mahlûktur. Allah’ın Zât’ı hiçbir mahlûkuna benzemediği gibi, onun sıfatları ve şuunatı da mahlûkatın sıfat ve şuunatına benzemez. Bu ehemmiyetli nokta unutulmamak şartıyla, bir insan kendi varlığını doğru değerlendirerek, Hâlık’ını sıfat ve şuunatıyla tanıma imkânına sahip olabilmektedir.

Not: Otuzuncu Söz’ün “ene bahsinde” bu konunun geniş izahı yapılmıştır.

c) Kâinattaki âlemlerin mizanı:

İnsan, renkler ve şekiller âlemini gözüyle tartıp hangisinin diğerinden daha büyük, daha parlak yahut hangisinin hangi renklere sahip olduğunu bildiği gibi, tatlar âlemini diliyle, kokular âlemini burnuyla tartmaktadır. Öte yandan, insan aklı bütün bu âlemlerdeki hikmetleri tartan bir mizan gibidir.

d) Âlem-i kebirin listesi:

Bu mânayı Üstad'ın şu cümlesi açıklamaktadır: “Âlemde ne varsa numunesi mahiyet-i insaniyede vardır.” Yine Nur Külliyatında, insanın kemiklerinin taşlardan, etlerinin topraktan, vücudundaki muhtelif akıntıların nehirlerden haber verdiği ifade edilir. Bu âlem-i kebirdeki elementler küçük mikyasta insan bedeninde de yer aldığı gibi, o büyük âlemdeki Levh-i Mahfuz'un bir küçük numunesi insanın hafızası, âlem-i misalin bir numunesi insanın hayalidir. Âlem-i kebirin meleklerle adeta dolup taşmasının bir küçük numunesi de insan ruhunda binlerle hissiyatın kaynaşmasıdır.

e) Kâinatın haritası ve f) Kitab-ı ekberin fezlekesi:

Fezleke; öz, özet, hülasa demektir.

Bu iki maddede, insan-kâinat münasebeti iki farklı teşbihle ortaya konulmuştur. Birinde kâinat bir ülkeye, insanın mahiyeti o ülkenin haritasına benzetilmiştir. Harita ülkenin küçültülmüş bir şeklidir. O ülkede olan her şey, küçük mikyasta, o haritada da temsil edilmiştir. İkinci teşbihte ise kâinat bir büyük kitaba, insan ise onun fezlekesine (özetine) benzetilmiştir.

Birbirinden farklı bu dört cümle aynı mânâya gelmekte olup te’kit için tekrar edilmiştir. İnsanın şu kâinattaki âlemlere bir mizan, bir liste, bir harita ve fezleke olması kâinatta ne varsa küçük bir numunesinin insanda olması cihetiyledir.

g) Kudretin gizli definelerini açan bir anahtar külçesi:

Bu maddede, fennî ilimler daha bir ağırlık kazanmıştır. Bu kâinat, “kalem-i kudretle yazılmış bir kitaba” benzetilmektedir. O kitaptaki yazıların taşıdığı gizli mânalar, fen ilimleriyle ortaya çıkarılırlar. İnsan, kendisine lütfedilen kabiliyetini yerinde kullanmakla, yer altı kaynaklarından, elektriğe, ışınlar âlemine kadar nice gizli hazineleri keşfetmiştir. Böylece sanki “bir anahtar külçesi” gibi olmuş ve her bir anahtarla ayrı bir hazineyi açmıştır. Buradaki farklı anahtarlar, insan mahiyetindeki değişik meziyetleri ifade etmekle birlikte, kâinatla alâkalı farklı fenlere de işaret olsa gerektir.

İnsan bütün kâinattan süzülmüş bir hülasa olduğu gibi, bütün duygularıyla da Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını tanıyacak ve tanıtacak bir anahtar külçesidir.

h)Mevcudata serpilen ve evkata takılan kemalatının bir ahsen-i takvimi:

Burada geçen “kemalattan” maksat, Allah’ın kemalini gösteren âyetlerdir, yani mahlukat aleminde tecelli eden kemalattır. İmam-ı Gazzalî Hazretleri, “Daire-i imkânda daha ahsen yoktur.” buyurmakla, her şeyin kendi mahiyetine ve icra edeceği vazifeye göre en mükemmel şekilde yaratıldığını, ondan daha güzelinin düşünülemeyeceğini ifade etmiştir. Bu “her şeyden” bir şey de insandır. O da hem en mükemmel bir şekilde yaratılmış, hem de diğer varlıklardaki kemalatı idrak edebilecek bir kabiliyete sahip kılınmıştır.

Mevcudata serpilen ve evkata takılan” ifadesi, “en güzel ve en mükemmel yaratma” hakikatinin bütün mahlûklarda ve bütün zamanlarda hükmünü icra ettiğini beyan içindir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

bakiduman
Abi Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ömercan62494
allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
zülkarneyyyn
Allah razı olsun.teşekkür ederim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ilyas94557
Evkata takılan kemalata örnek verebilir misiniz? Kemalat nasıl vakitlere takılır?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
İnsanın her yaşı ayrı bir kemali içinde barındırır. On beş yaşında ki bir çocuk kırk yaşına gelmeden kırk yaşına takılmış kemali elde edemez. Yetmiş yaşın kemali de kendine göredir vesaire.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...