Block title
Block content

"Şimdi terğib ve teşvik için..." cümlesine örnek verir misiniz? Musa ve Harun aleyhisselamların sevapları ile bizim tasavvurumuz arasındaki muvazene ve kıyası nasıl yaparsak doğru düşünmüş ve hadisi doğru anlamış oluruz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir market sahibi, marketindeki ürünlerini satmak ve revaç vermek için promosyon olsun diye  herhangi bir ürününün içine bir cumhuriyet altını koysa, ama hangi üründe olduğu bilinmiyor. O zaman marketteki bütün ürünler hakikatte değil, ama ihtimal noktasında cumhuriyet altını gibi değerli hale gelir. Hakikati halde ise sadece birisi altın değerindedir. Ürünün gizli olması ihtimal noktasından hepsini değerli kılıyor ve hepsine karşı bir iştah ve revaç oluşuyor. Markete giren müşteriler hararetle bu ürünü bulmaya çalışırlar. Bu arada diğer ürünler de onun sayesinde satılmış olur. Hakikatte her ürüne altın demek yanlış olacağı gibi, ürünlerin ihtimal dahilinde altın gibi kıymetli olma manasını da inkar etmek doğru olmaz.

İşte Allah Resulü (asm) ibadetlere teşvik ve revaç vermek için, ibadetlerin içine altın misali bazı promosyon sevaplar koyuyor. Amaç, ibadetlere teşvik ve revaçtır. Mesela,

"Nafile namazlar içinde öyle bir namaz vardır ki, kim bu namaza tesadüf ederse hac kadar sevap kazanır."

diyor. Hakikat noktasında o nafile namazlardan birisi hac kıymetindedir. Lakin hangisi olduğu bilinmez. Böyle olunca o hac kıymetini bulmak için harıl harıl namaz kılmak gerekir. Ama kılınan bütün nafile namazlara hac kıymetinde demek doğru değildir. Hac  sevabı sadece hususi ve gizli bir namazda vardır. Hakikat noktasında diğerlerinde yoktur. Bu mantığı ve izahı sevap için söylenmiş diğer hadislere de tatbik edebiliriz.

Aynı şekilde gıybet içinde de öyle bir gıybet vardır ki, cinayet kadar büyük bir günahtır. Aynı mana burada da tersinedir. Yani günahlardan sakındırmak için bu kez tersi tatbik ediliyor. Marketteki ürünlerin bir tanesinin içinde zehir var denilse ve hangi üründe olduğu bilinmese, kimse o markete uğramaz. Günahlar hakkında gelen hadislere de böyle bakmak lazımdır. Hakikaten bazen öyle bir gıybet olur ki, cinayet kadar dehşetli bir günaha düşme riski vardır.

Hiç şehir ve padişah görmemiş bir köylüye padişahı ve onun kaldığı sarayı tarif et denilse, o köylü kendi köyündeki ağaya nispet ederek tarif eder. Zira ne padişahı ne de padişahın sarayını görmemiştir. Gördüğü en ihtişamlı şahıs, köyünün ağasıdır. Bu yüzden görmediği padişahı gördüğü ve bildiği ağaya kıyas ediyor. Köylüye denilse ki, sana, tasavvurundaki padişahın sarayını vereceğiz. Köylünün tasavvurundaki saray ise köyün en iyi evidir. Öyle ise köylüye Dolma Bahçe Sarayı değil, köyün en iyi evi veriliyor.

Bizim tasavvurumuzdaki sevap anlayışı ile hakiki sevap arasında ciddi fark vardır. Hazreti Musa ve Harun (as)’in sevabının mahiyeti bizce meçhul olduğu için, biz köylü gibi ne kadar keskin de tasavvur etsek, bizim sevap idrakimiz köylünün ağa tasavvuru derecesinde kalır. Şimdi Allah bize dese; sizin tasavvurunuzdaki Musa ve Harun (as)’in sevabını size bahşediyorum. Bu durumda bize bahşedilen sevap ile  Musa ve Harun (as)’in hakiki sevabı arasında ciddi bir fark vardır. Bu yüzden kalkıp; ben Hazreti Musa ve Harun (as)’in hakiki sevabına mazhar oldum demek hakikat değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...