Block title
Block content

Sinek, kuş gibi bazı mahlukatın ruhanilerin merkebi olduğu ve onların alem-i şehadeti bunlarla temaşa ettiği belirtiliyor. Bu mualla ruhların, bazen süfliyatla meşgul olabilen mahlukatı merkeb olarak istimal etmelerinin hikmeti nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ruhlar latif ve nurani varlıklar olduğu için, maddi necaset ve pislikler onlara bulaşmadığı gibi, onların şeref ve haysiyetine de bir kusur iras etmezler. Nitekim insan ruhu, cesedin içinde iken, karnımızdaki necaset ona bir leke vermediği gibi, onun ağırlığına ve şerefine de bir zarar vermiyor. Demek o ruhların, sinek ve kuşların vücudunu kullanması da bunun gibidir.

Ruhların böyle mahlukatı merkep yapması, onun maddi duygu ve latifeleri ile kevni alemleri seyretmek, hissetmek için olabilir. Nasıl ceset bu alemde ruha bir iletkenlik vazifesi görüyor ve maddi bütün lezzet ve manaları ceset vasıtası ile kavrıyor ise, ruhlar da bu merkeplerin vasıtası ile maddi ve cismani şeyleri hissedip tartıyor denilebilir.

İman ve marifetin inceliğine erişmemiş insanlara sineği savunmak, biraz müşkül olabilir. Bu sebeple önce iman ve marifet hakikatlerini telkin etmek, sonra bu inceliklerden bahis açmak daha isabetli olur.

Üstad Hazretleri sineğin önem ve vazifesine şu şekilde işaret ediyor:

"Büyük bir âyetin küçük bir nüktesidir. Şöyle ki:"

"Güz mevsiminde, sineklerin terhisat zamanına yakın bir vakitte, hodgâm insanlar, cüz'î tâcizleri için sinekleri itlâf etmek üzere hapishanedeki odamızda bir ilâç istimâl ettiler. Benim fazla rikkatime dokunmuştu. Odamda çamaşır ipi vardı. Bilâhare, o insanların inadına, sinekler daha ziyade çoğaldılar. Akşam vaktinde, o küçücük kuşlar, o ip üstünde gayet muntazam diziliyorlardı. Çamaşırları sermek için Rüştü'ye dedim: 'Bu küçücük kuşlara ilişme; başka yere ser.' O da, kemâl-i ciddiyetle, dedi ki: 'Bu ip bize lâzımdır; sinekler başka yerde kendilerine yer bulsun.' "

"Her ne ise... Bu lâtife münâsebetiyle, seher vaktinde, sinek ve karınca gibi kesretli küçük hayvanlardan bahis açıldı. Ona dedim ki:"

"Böyle nüshaları çoğalan nevilerin ehemmiyetli vazifeleri ve kıymetleri vardır. Evet, bir kitap, kıymeti nisbetinde nüshaları teksir edilir. Demek, sinek cinsi de ehemmiyetli vazifesi ve büyük kıymeti var ki, Fâtır-ı Hakîm, o küçücük kaderî mektupları ve kudret kelimelerinin nüshalarını çok teksir etmiş. Evet, Kur'ân-ı Hakîmin  يَآ اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ اِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لاَ يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ   ["Ey insanlar, size bir misal getirildi. Şimdi onu dinleyin: Sizin Allah'ı bırakıp da taptıklarınızın hepsi bir araya gelse, bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapacak olsa, onu da geri alamazlar. İsteyen de âciz, istenen de..." (Hac, 22/73)] yani, 'Cenâb-ı Hakk'tan başka, bütün esbab ve ulûhiyetleri ehl-i dalâlet tarafından dâvâ edilen âliheler içtimâ etse, bir sineği halk edemezler. Yani, sineğin hilkati öyle bir mûcize-i Rabbâniyedir ve bir âyet-i tekvîniyedir ki, bütün esbab toplansa, onun mislini yapamazlar, o âyet-i Rabbâniyeye muâraza edemezler, taklidini yapamazlar.' meâlindeki âyetine ehemmiyetli bir mevzu teşkil eden ve Nemrud'u mağlûp eden; ve Hazret-i Mûsâ (a.s.) onların tâcizlerine karşı müştekiyâne, 'Yâ Rab, bu muacciz mahlûkları ne için bu kadar çoğaltmışsın?' deyince, ilhâmen cevap gelmiş ki: 'Sen bir defa sineklere itiraz ettin. Bu sinekler çok defa sual ediyorlar ki: "Yâ Rab, bu koca kafalı beşer Seni yalnız bir lisân ile zikrediyor. Bazı da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından bizleri halk etseydin, binler lisân ile Sana zikredecek bizim gibi mahlûklar olurlardı" ' diye, Hazret-i Mûsâ'nın (a.s.) şekvâsına bin itiraz kuvvetinde hikmet-i hilkatini müdafaa eden sineğin; hem gayet nezâfetperver, her vakit abdest alır gibi yüzünü, gözünü, kanatlarını temizleyen bu tâife, elbette mühim bir vazifesi vardır. Hikmet-i beşeriyenin nazarı kàsırdır; daha o vazifeyi ihâta edememiş."

"Evet, Cenâb-ı Hak, nasıl ki deniz yüzünü temizlemek ve her günde milyarlarla vefiyat bulunan hayvânât-ı bahriye cenazelerini (HAŞİYE) toplamak ve deniz yüzünü cenazelerle âlûde, müstekreh manzaradan kurtarmak için, sıhhiye memurları nev'inden gayet muntazam âkilüllâhm bir kısım hayvânâtı halk etmiş. Eğer o bahriye sıhhiye memurları gayet muntazam vazifelerini îfâ etmeseydiler, deniz yüzü ayna gibi parlamayacaktı. Belki hazîn ve elîm bir bulanıklık gösterecekti."

"Hem her günde milyarlarla yabanî hayvanlar ve kuşların cenazelerini toplamakla rûyi zemini o taaffünattan temizlemek ve zîhayatları o elîm, hazîn manzaralardan kurtarmak için, nezafet ve sıhhiye memurları hükmünde olan kartallar misilli, kerâmetkârâne, gizli ve uzak, beş altı saat mesafeden bir sevk-i Rabbânî ile o cenazenin yerini hisseden, giden ve kaldıran âkilüllâhm kuşları ve vahşî hayvanları halk etmiş. Eğer bu berriye sıhhiyeleri gayet mükemmel, intizamperver ve vazifedar olmasa idiler, zemin yüzü ağlanacak bir şekil alacaktı."

"HAŞİYE: Evet, bir balık, binler yumurta, binler yavru ve bazan bir milyon yumurtadan ibâret olan havyardan çıkan tevellüdât-ı semekiyeye nisbeten vefiyatları bulunacak-tâ ki muvâzene-i bahriye muhâfaza edilebilsin. Rahîmiyet-i İlâhiyenin lâtif cilvelerindendir ki, valide balıkların yavrularıyla nisbetsiz bir tefâvüt-ü cismîde bulunduklarından, yavrulara valideleri kumandanlık edemiyorlar. Sokuldukları yere giremedikleri için, Hakîm ve Rahîm, yavrular içinde onlara küçük bir kumandan çıkarıp, validelik vazifesini o küçük kumandancıklara gördürür."(1)

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Mukaddime | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 11697 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Firaki
Sineklerde gezenin sineğin kendi ruhu olmadığını nerden biliyoruz? İlla ayrı bir ruh girdiğini nasıl çıkarıyoruz? O bahsin geçtiği yerde ruhların girip gezdiği çeşit çeşit cevflerden bahis var, 17. sözde "küçük büyük, ulvî süflî herbir ruha ona münâsip ve o bayramdaki ayrı ayrı hesabsız mehâsin ve in'âmâttan istifade etmeye muvâfık ve havâs ile mücehhez bir cesed giydirir, bir vücud-u cismânî verir, bir defa o temâşâgâha gönderir. " denmiş. Yâni her ruh için ayrı bir cesed var, emaneten kullanılan cesed yok. "küçük büyük, ulvî süflî herbir ruha ona münâsip"
Log in or register to post comments
Editor (editor)

Bu açıklama bir hadisi şerife istinaden yapılmıştır. Ceset, bir açından ruhun evidir ki, üstadımız bu manayı Yirmi Dokuzuncu Sözde nazara vermektedir. Dolayısı ile bir evin penceresinden ille de evin sahibi bakacak, başkaları bakmıyacak diye bir kaide yoktur. Hatta aynı evde bir kaç kişi birlikte de oturabilir. Onlarca maddi bedenler, maddi bir odada kalıyor ve aynı pencereden dışarıyı temaşa ediyorlarsa, ışıktan daha hafif olan ruhların bir ev gibi olan bedende kalmasında ne engel olabilir.

Log in or register to post comments
BENZER SORULAR
Yükleniyor...