"Şirket-i Manevî", "Şahs-ı Manevî" ve "İştirak-i Amâl" kavramlarını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İman ve Kur’an hizmetinde el ele verip beraber çalışan insanlar bir şahsı- manevî teşkil ederler ve bir şirket-i maneviye kurmuş olurlar. Bu şirketin sermayesi “ihlâs, sadakat ve muhabbet,” kazancı ise “rıza-i ilâhî ve sevaptır.” Bu manevî ortaklığa dahil olanların her biri, şirkete, tek kelimeyle “hizmet” diye özetlenen birtakım katkılarda bulunurlar. Bunların tümünden hasıl olan sevap ve nur, “iştirak-i âmâl” düsturuyla, herkesin amel defterine, bölünmeden ve eksilmeden aynen geçer. Bu ise, büyük bir ticaret kapısıdır.

“Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti cemaat üzerinedir” Bunun en açık bir delili cemaatle kılınan namazlara yirmi yedi kat fazla sevap verilmesidir. Üç kişi cemaat olmuşlarsa her birisine yirmi yedi kat sevap verilir. Cemaatten hâsıl olan bu sevap üçe bölünmez. Bunun sebebi, nur ve sevabın bölünmeyi kabul etmemesidir. Nitekim okuduğumuz bir fatihayı yahut bir hatm-i şerifi bin kişiye bağışlasak, sevap bine bölünmez, her birine aynı sevap verilir.

"Bu zaman, cemaat zamanıdır. Ferdî şahısların dehası, ne kadar hârika da olsalar, cemaatın şahs-ı manevisinden gelen dehasına karşı mağlûb düşebilir." (Emirdağ Lahikası-I, 39. Mektup)

Bu zamanın cemaat zamanı olduğunu, hemen her yerde görmek, her levhada okumak mümkündür. Şirket isimlerinde, kulüp, dernek, örgüt, parti isimlerinde hep şahs-ı manevinin ismi geçer. Fertler bu şahs-ı manevi içinde çalışır, faaliyet gösterirler.

Şahıslar gibi şahs-ı manevilerin de iyileri yanında kötüleri, faydalıları yanında zararlıları da vardır.

İman ve Kur’ân’a karşı çıkarak insanları küfür ve dalalete sürükleyen şahs-ı manevilere karşı, Üstad Bediüzzaman iman ve hidayet cephesinde bir şahs-ı manevi meydana getirmeyi zarurî görmüş ve telif ettiği Risale-i Nurlar etrafında bir iman ve ihlas cephesi teşekkül ettirmiştir.

Şahs-ı maneviye dahil olmanın ve şirket-i manevi hâlinde çalışmanın önemi Nur Külliyatında defalarca vurgulanmıştır. Bunlardan birisinde şöyle buyrulur:

"Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı maneviye göre olur. Maddî ve ferdî ve fâni şahsın mahiyeti nazara alınmamalı." (Kastamonu Lahikası, 2. Mektup)

Yani fitne ve fesat hareketlerinin şahs-ı manevi hâlinde çalıştığı bir ortamda, hiçbir şahıs bütün bu şer odaklarıyla tek başına mücadele edemez; asrın beraberinde getirdiği bu kadar çok ve girift problemi tek başına ve kendi fikriyle çözemez. Bu zamanda, şahsi reyimize ve fikrimize taassupla bağlanmayı terk edip, şahs-ı manevinin umdelerine uymamız ve istişare mekanizmasını çok verimli bir şekilde işletmemiz son derece önemlidir.

İslâm’a yalnız başına hizmet eden bir kimsenin kârı bir ise, bu hizmeti cemaatle yapanın kazancı binlere, milyonlara varır. İştirak-i amâl ile hasıl olan umum sevap ve nur her şahsın amel defterine bölünmeksizin girer.

“Nasıl ki dört beş adamdan iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan birer lâmba oda ile beraber âyinesine girer.” (Lem’alar)

Bununla birlikte, şöyle bir kayıt da getirilir:

“Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebair derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur.” (Kastamonu Lahikası)

Lâmbanın görüntüsü, herkesin aynasına bölünmeden, parçalanmadan girer, ama herkesin aynası “gerek büyüklük ve küçüklük itibariyle, gerek parlaklık ve solgunluk yönünden” farklı olabilir. Bu yüzden aynalardaki lâmba görüntülerinin verdikleri ışıklar farklılık gösterir.

İşte bu farklılığın dört sebepten ileri geldiği vurgulanıyor: Sadakat, hizmet, takva, ve içtinab-ı kebair...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...