Block title
Block content

"Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vâbestedir." ile "Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et." cümlesini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Biz millet olarak Türkler ve Kürtler deriyle tırnak gibi olmuşuz. Cenab-ı Hak'kın inayetiyle hiç bir güç bizleri birbirinden ayıramayacaktır. Yeter ki biz millet olarak uyanık olalım, başkasının bizim içişlerimize karışmasını önleyelim, kendi aramızda müsbet hareketi esas tutalım. O zaman her şey kendi kendine düzelir.

Zaten bin yıldan bu yana bu iki millet İslamiyet'in bayraktarlığını yaparak günümüze kadar birliktelikleri sürmüş. Ve inşallah kıyamete kadar da bu beraberlik devam edecektir. Biz bu kardeşliğimizi tüm dindaşlarımızla yapıp, eski haşmetimizi inşallah göstereceğiz. Eğer tevfik, refik olursa.

"S- Ermeni Milleti sizden daha cesur olabilir mi (Hâşiye 1) C- Hayır, asla! Olmamış ve olamaz. S- Neden onların bir fedaisini yandırıp parça parça ederlerdi, esrarını (sırlarını) ve arkadaşını izhar (açığa vurmak) etmezdi. Halbuki sizin bir yiğitinize bir bıçak vurulsa, bütün esrarını kanıyla beraber fışkırtarak döker. Bu şecaatçe büyük bir tefavüttür (farklılıktır, uygunsuzluktur) Sebebi nedir? C- Biz asıl sebebini teşhis edemiyoruz..

Fakat biliriz ki: Zerreyi dağ gibi eder ve arslanı tilkiye mağlup ettirir bir nokta vardır. Senin vazifeni kaldıramıyoruz. Vücudunu bildik, mahiyetini sen şerh et. (Yani bunlar hakkında bilgi sahibi olduk. Yanlız maksad ve hedeflerini sen bize izah et açıkla) C- Öyle ise dinleyiniz ve kulaklarınızı beş açıınız.

İşte fikri milliyetle uyanmış bir Ermeni'nin himmeti (gayreti) mecmuu millettir (milletinin tümüdür) Güya onun milleti küçülmüş o olmuş. Veya onun kalbinde yerleşmiş. Onun ruhu ne kadar tatlı ve kıymettar olsa da milletini daha ziyade tatlı ve büyük bilir. Bin ruhu da olsa feda etmeğe iftihar eder.

Çünki kendince yüksek düşünür. Halbuki; şimdikilere demiyorum, lakin sizin eskiden bir yiğidiniz uyanmamış, nura girmemiş, İslamiyet milletinin namusunu bilmemiş, yalnız bir menfaat veya bir garaz veya bir adamın veya bir aşiretin namusunu mülahaza eder, kısa düşünürdü.

Elbette tatlı hayatını öyle küçük şeylere herkes feda etmez. Faraza İslamî fikri milliyetle
(Hâşiye 2) onlar gibi temaşa etseydiniz, kahramanlığınızı aleme tasdik ettirip yüksek tabakalara çıkacaktınız. Eğer Ermeniler sizin gibi sathi (yüzeysel) ve kısa düşünseydiler, nihayette korkak ve sefil olcaklardı. Hakikaten sizin harikulade şecaate istidadınız vardır. Zira bir menfaat veya cüzi bir haysiyet veya itibari bir şeref için veya 'filan yiğittir' sözlerini işitmek gibi küçük emirlere hayatını istihfaf (hafife alan) eden veya ağasının namusunu istilzam (yükseltmek) için kendini feda eden kimseler, eğer uyansalar hazinelere değer olan İslamiyet milliyetine; yani üçyüz milyon (şimdi birbuçuk milyar) İslamın uhuvvetlerini ve manevi yardımlarını kazandıran İslamiyet milliyetine, binler ruhu da olsa, acaba istihfafı hayat etmezler mi ?..

Elbette hayatını on paraya satan, on liraya binler şevkle satar. Maatteessüf güzel şeylerimiz gayri müslimler eline geçtiği gibi, güzel olan ahlaklarımızı da yine gayrı müslimler çalmışlar. Güya bir kısım içtimai ahlak-ı âliyemiz yanımızda revaç bulmadığından, bize darılıp onlara gitmiş. Ve onların bir kısım rezaili (ahlaksızlıkları) kendileri içinde revaç (kıymet) bulmadığından cehaletimizin pazarına getirilmiş.. Hem, büyük bir taaccüble görmüyor musunuz ki: Terakkiyatı hazıranın üssül esası ve belki dini hakkın muktezası olan "Ben ölürsem devletim, milletim ve ahbablarım sağdırlar" gibi kelime-i beyza ve hasleti hamrayı (hamiyet ve gayreti) gayrı müslimler çalmışlar. Çünki onların bir fedaisi der: "Ben ölürsem milletim sağ olsun, içinde bir hayatı maneviyem vardır."

Ve bütün sefaletin ve şahsiyatın esası olan "Ben öldükten sonra dünya ne olursa olsun " Veyahut  "Vein mittu atşen fela nezelel katru" olan kelime-i humaka (ahmaklık) veya seciye-i avra (sadece bu dünyayı düşünüp ahireti düşünmeyenler) himmetimizin elini tutmuş rehberlik ediyor. İşte en iyi haslet ki, dinimizin muktezasıdır..


Biz: Ruhumuzla canımızla, vicdanımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: "Biz ölsek, milletimiz olan İslamiyet haydır. İlelebed bakidir. Milletim sağ olsun. Sevabı uhrevi bana kafidir. Milletin hayatındaki hayatı maneviyem beni yaşattırır. Alemi ulvide beni mütelezziz eder." "Velmevtu yevmu nevruzina" deyip "Yani ölüm günü bize bayram olsun" nurun ve hamiyetin nurlu rehberlerini kendimize rehber etmeliyiz.

Haşiye 1: Türkler ve Kürtler şecaat (cesaret) fennide (ilminde) allame olduklarından ben sail (soru soran) onlar mucib (cevap veren) olabilirler.

Haşiye 2: Milliyetimiz bir vücuttur; ruhu İslamiyet, aklı Kur'an ve imandır."


İşte yukarıda Bediüzzaman hazretlerinin münazarat adlı eserinde kaleme aldığı ve asıl kardeş olanların Türk ve Kürtler olduğunu daha doğrusu Müslamanların olduğunu beyan eden bir parçadır. Ayrıca bizlerle Ermeniler arasındaki durumu, Tarihçe-i hayatta da geniş bir şekilde ele almaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Münazarat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4837 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Bilâl Tunç

Durumu o günün şartlarında mütâlaa etmek lâzım. II.Meşrûtiyet i'lân edilmiş ve henüz Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye ayaktadır. Söz konusu olan da, Ermenistan değil Osmanlı teb'asında bulunan Ermenilerdir.
Üstâd 1909'da neşrettiği D.H.Örfî'de şöyle söyler: Bizim düşmanımız; cehâlet ve zarûret ve ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı cihâd edeceğiz. Sanat, marifet silâhıyle.. Ammâ, komşularımız ve bizi teyakkuz ve terakkîye sevk eden Ermenîlerle dost olup el-ele vereceğiz. Zîrâ, husûmette fenâlık var, husûmete vaktimiz yoktur.. Bil'âhere neşrettiği Münâzarât'ta biraz dahâ açar:
Suâl: "Ermeniler zimmîdirler. Ehl-i zimmet, zimmettarlarıyla nasıl müsâvi olur?"
Cevap: Kendimizi dev aynasında görmemeliyiz. Kabahat bizde. Tamamen zimmetimize alamadık, bihakkın adâlet-i şeriatı gösteremedik. Şeriat dairesinde, hukuklarını istibdâdın sünnet-i seyyiesiyle muhâfaza edemedik; sonra da istedik, kuvvetimiz kalmadı. Ben şimdi Ermenilere bir nevi zimmî-i muâhid nazarıyla bakıyorum.
Suâl: "Ermeniler bize düşmanlık edip, hile ve hıyânet ediyorlar. Nasıl dostluk üzerinde ittifak edeceğiz?"
Cevap: Düşmanlığın sebebi olan istibdat öldü. İstibdâdın zevâliyle dostluk hayat bulacak. Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vâbestedir. Fakat mütezellilâne dost olmak değil, belki izzet-i milliyeyi muhâfaza ederek, musâlaha elini uzatmaktır. Birşey söyleyeceğim: Eğer mümkündür, Ermeniler birden sahîfe-i vücuttan silinsin. Olabilir. Yalnız, size husumetin bir faydası olsun. Yoksa, mutlaka husumet zarardır. Halbuki, Adem zamanından yolda arkadaşlık eden bizimle gelmiş büyük bir unsurun zevâli değil, belki küçük bir kavmin mahvı dahi  Önünde, dikenli bir ağacın kabuğunu soymak kadar güç engeller vardır. (Arap atasözü) Ömer Dilân Kabîlesi bin senedir yine Ömer Dilândır. Hem de, onlar uyanmışlar; siz uykudasınız, rüyâ görüyorsunuz. Hem de, fikr-i milliyette müttefik ve kavîdirler; siz, ihtilâfla şimdilik boşsunuz, hem de galebe etmek istiyorsunuz. Onlar sizi mağlup ettiği silah ile, yani akıl ile, fikr-i milliyetle, meyl-i terakkî ile, temâyül-ü adâlet ile mağlup edebilirsiniz. Bence şimdi kılıç vuran, o kılıncın aksi döner, yetimlerine dokunur. Şimdi galebe kılıç ile değildir. Kılıç olmalı, lâkin aklın elinde. Hem de dostluğun sebebi vardır. Zîrâ komşudurlar. Komşuluk, dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar, dünyaya yayıldılar, terakkiyât tohumlarını topladılar; vatanımızda ekecekler. Bizi medeniyete mecbur, terakkîye îkaz, bizdeki fikr-i milliyeti hüşyâr ediyorlar. İşte şu noktalara binâen, onlarla ittifak etmek lâzımdır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
sami

Ermenistan 1991 yılında kuruldu. Üstad zamanında Ermenistan diye bir devlet yoktu.
Ermeniler Kürtler ve Türkler beraber yaşıyordu. Üstad 1910 yılında telif ettiği Münazarat eserinde Ermenilerde menfi milliyet fikri uyanınca ne türlü fenalıklara sebeb vereceğini anlamış ve çözüm yollarını sunmuş. Bu çözüm yolları da Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Medine'ye gelince Yahudi ve Hristiyanlarla yaptığı gibi ortak menfaatlerde ittifak etmek olduğunu beyan etmiş. Fakat malesef Üstadın sunduğu çareler tatbik edilmediği için Birinci Dünya savaşında Ermeniler katliyamlara başlamışlar ve bu günkü Ermeni sorunları Ülkemizin başına bela olmuş ve olmaya da devam etmiştir.
Bahsi geçen yeri dikkatlice okuyunca herşey anlaşılacaktır:
Suâl: "Ermeniler zimmîdirler. Ehl-i zimmet, zimmettarlarıyla nasıl müsâvi olur?"
Cevap: Kendimizi dev aynasında görmemeliyiz. Kabahat bizde. Tamamen zimmetimize alamadık, bihakkın adâlet-i şeriatı gösteremedik. Şeriat dairesinde, hukuklarını istibdâdın sünnet-i seyyiesiyle muhâfaza edemedik; sonra da istedik, kuvvetimiz kalmadı. Ben şimdi Ermenilere bir nevi zimmî-i muâhid nazarıyla bakıyorum.
Suâl: "Ermeniler bize düşmanlık edip, hile ve hıyânet ediyorlar. Nasıl dostluk üzerinde ittifak edeceğiz?"
Cevap: Düşmanlığın sebebi olan istibdat öldü. İstibdâdın zevâliyle dostluk hayat bulacak. Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vâbestedir. Fakat mütezellilâne dost olmak değil, belki izzet-i milliyeyi muhâfaza ederek, musâlaha elini uzatmaktır. Birşey söyleyeceğim: Eğer mümkündür, Ermeniler birden sahîfe-i vücuttan silinsin. Olabilir. Yalnız, size husumetin bir faydası olsun. Yoksa, mutlaka husumet zarardır. Halbuki, Adem zamanından yolda arkadaşlık eden bizimle gelmiş büyük bir unsurun zevâli değil, belki küçük bir kavmin mahvı dahi Dunehul hartıl kadadi'dır. (Önünde, dikenli bir ağacın kabuğunu soymak kadar zordur. (Arap atasözü) ) Ömer Dilân Kabîlesi bin senedir yine Ömer Dilândır. Hem de, onlar uyanmışlar; siz uykudasınız, rüyâ görüyorsunuz. Hem de, fikr-i milliyette müttefik ve kavîdirler; siz, ihtilâfla şimdilik boşsunuz, hem de galebe etmek istiyorsunuz. Onlar sizi mağlup ettiği silah ile, yani akıl ile, fikr-i milliyetle, meyl-i terakkî ile, temâyül-ü adâlet ile mağlup edebilirsiniz. Bence şimdi kılıç vuran, o kılıncın aksi döner, yetimlerine dokunur. Şimdi galebe kılıç ile değildir. Kılıç olmalı, lâkin aklın elinde. Hem de dostluğun sebebi vardır. Zîrâ komşudurlar. Komşuluk, dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar, dünyaya yayıldılar, terakkiyât tohumlarını topladılar; vatanımızda ekecekler. Bizi medeniyete mecbur, terakkîye îkaz, bizdeki fikr-i milliyeti hüşyâr ediyorlar. İşte şu noktalara binâen, onlarla ittifak etmek lâzımdır. Hem de bizim düşmanımız ve bizi mahveden, cehâlet ağa, oğlu zaruret efendi ve hafîdi husumet beydir. Ermeniler bize düşmanlık etmişlerse, şu üç müfsidin kumandası altında yapmışlar.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...