Block title
Block content

"Sonra, her menzilden, her tabakadan, her âlemden, her taifeden, her fertten, herşeyden kendini gösterecek, yani vücudunu ve vahdetini bildirecek pencereler açmış. Her kalb içinde bir telefon bırakmış." akıl ve ruha da telefon bırakılmış mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, mahlukat içinde Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tartıp ölçecek geniş mahiyete sahip tek mahluktur. İnsan, sahip olmuş olduğu his ve cihazlar sayesinde Allah’ın bütün isimlerini tartıp ölçebilir.

Mesela, midenin açlık hissi ile Rezzak ismini, tat alma duyusu ile Allah’ın Kerem ve Muhsin ismini, cüzi iradesi ile Allah’ın külli irade sıfatını, cüzi ilmi ile Allah’ın sonsuz ilim sıfatını bilebilir. Demek insanın mahiyetindeki her bir cihaz ve duygu, aynı zamanda Allah’ın isimlerine açılan birer kapı, birer pencere hükmündedirler.

İşte insanın bu geniş mahiyetinde duygular suretinde tecelli eden sanat ve nakışlar Allah’ın isimlerinin birer tecellisi, birer tezahürüdür. Yani bu duygular, nakışları ve sanatları ile Allah’ın isimleri insanda tezahür ve tecelli ediyor. Göz, kulak, dil, kalp, ruh, akıl ve buna benzer sayısız hissiyat ve duyguların hepsi, Allah’ın isim ve sıfatlarının birer nakışları, birer tezahürleri şeklindedir.

Üstad Hazretleri bu hakikate şu şekilde işaret ediyor:

"Üçüncü vecih aynedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye aynadarlık eder. Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfının başında bir nebze izah edilen insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyade esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni, Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Lâtif isimlerini ve hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtıyla, cihazat ve cevahiriyle, letâif ve mâneviyâtıyla, havas ve hissiyatıyla ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmâda bir İsm-i Âzam var; öyle de o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır."(1) 

Tezahürün diğer bir yönü ise, o isimlerin gereği ile amel etmektir. Mesela bir insan, işlerinde adil olursa, Allah’ın Adil ismini üstünde gösterip ilan etmiş olur. Fakir fukaraya karşı cömert olursa, Allah’ın Kerem ve Muhsin isimlerini göstermiş olur vesaire.

Sadece akıl ve kalp değil, insanın mahiyetindeki bütün duygu ve cihazlar alemlere açılan birer pencere ya da alemlerin kapısını açan birer anahtar hükmündeler. Göz görüntü aleminin bir penceresi ya da anahtarı iken, kulak sesler aleminin bir penceresi ve anahtarıdır. Kalp sermedi güzelliğe açılan bir pencere iken, akıl alem-i manayı açan bir anahtardır ve hakeza. Hepsinin işlev ve mahiyeti kendi aleminde önemli ve anahtar vazifesini görüyor. Akıl ve kalp bu duyguların lokomotifi hükmündedir.

Özet olarak, kainattaki tevhit menzilleri ancak insandaki duygular anahtarları ile açılabilir. 

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

msaydin
her kalb içinde telefon bırakmış cimlesini 32. söz ikinci mevkıf, ikinci maksad, beşinci işaretin sonunda şöyle geçer : Öyle de, Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Hâlık-ı Kâinat, çendan vesait ve esbabı icraatına perde yapmış, haşmet-i rububiyetini göstermiş.>> Fakat, ibâdının kalbinde hususî bir telefon bırakmış ki<<, esbabı arkada bırakıp, doğrudan doğruya Ona teveccüh etmek için, ubûdiyet-i hassa ile mükellef edip 1اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ deyiniz diye, kâinattan, yüzlerini kendine çevirir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...