Block title
Block content

"Sonra insanın mahiyet-i câmiasının sîmasındaki letaif-i re´fet ve dekaik-ı şefkat ve şuaat-ı merhamet-i İlahiyeden tezahür eden sikke-i ulya-i rahîmiyettir ki..." cümlesini devamıyla açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sonra, insanın mahiyet-i câmiasının simasındaki letâif-i refet ve dekaik-i şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhiyeden tezahür eden sikke-i ulyâ-yı Rahîmiyettir ki, Bismillâhirrahmânirrahîm'deki er-Rahîm ona bakıyor."

"Demek, Bismillâhirrahmânirrahîm, sahife-i âlemde bir satır-ı nuranî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvanıdır ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak bir hattıdır. Yani, Bismillâhirrahmânirrahîm, yukarıdan nüzul ile semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musaggarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi Arşa bağlar, insanî arşa çıkmaya bir yol olur."(1)

Burada, Allah’ın rubbiyetinin, yani tasarruf ve terbiyesinin büyükten küçüğe doğru üç tecelli merkez ve mahalline işaret ediliyor. Allah, isim ve sıfatları ile nasıl kainatın bütününde tedbir ve terbiyede bulunuyor ise, aynı şekilde dünyada ve insanın mahiyetinde de aynı tedbir ve terbiyeyi gösteriyor.

Kainat, Allah’ın isim ve sıfatlarının azamet ve haşmet ile tecelli ettiği bir merkezdir. Bu sebeple besmeledeki Allah lafzına bakıyor. Zira Allah lafzı bütün isim ve sıfatların toplandığı genel ve özel bir isimdir.

Dünya, canlı ve hayat sahiplerinin bir mekanı ve mahalli olmasından dolayı, besmeledeki Rahman isminin bir tecelli merkezidir. Yani dünya denilen yerde galip isim besmeledeki Rahman ismidir. Bütün hayatlıları tedbir ve terbiye ediyor.

Allah’ın Rahim ismi şefkatin küçük ve okunaklı bir şekilde mahlukat üzerinde tecelli etmesinden ibarettir.

İnsanın mahiyeti besmeledeki Rahim isminin bir tecelli merkezidir. İnsan mahiyeti itibariyle kainatın küçük bir modeli ve misali olmasından dolayı, Allah’ın kainatta azamet ve haşmet ile tecelli eden isim ve sıfatları burada daha mütevazı ve okunaklı bir şekilde tecelli ediyor. İşte besmeledeki Rahim isminin tecelli üssü ve merkezi, insanın bu geniş mahiyetidir.

Allah’ın isim ve sıfatlarının iki tarzda ve iki tecelli mahalli vardır. Birisi, Kainatın umumu üzerinde büyük ve azametli tecelliyatıdır.  Diğeri ise, kainatın her bir cüz’ünde ve cüz’isindeki küçük  tecelliyatıdır.

Kainatın umumunda tecelli eden o isim ve sıfatlar, çok azametli ve kibriyalı olmasından, okunması ve ihata edilmesi herkese müyesser olmuyor. Onun için Allah, o kainatın umumundaki  azametli ve kibriyalı olan tecelli yazısını herkesin rahat ve kolaylıkla okuyabileceği boyutlara indiriyor.

İşte, kainatın umumunda azamet ve kibriya ile tecelli eden isim ve sıfatlarına vahidiyet denir. Onun küçük bir modeli hükmünde olan cüz’ündeki tecelliyatına da ehadiyet denir.

Vahidiyet, külli ve umumi tecelliyattır.  Ehadiyet ise, cüzi ve hususi bir tecelliyattır. Bu hakikate şöyle bir temsil ile bakabiliriz.

Mesela, büyük bir denizin üstüne, denizi ihata edecek kadar büyük harflerle kelime-i tevhit yazılsa, bu yazıyı okuyabilmek için, denizi kuşbakışı ihata edecek bir mevkie çıkmak lazımdır. Ama buna herkes tam güç yetiremeyeceği için, o yazıyı yazan zat, aynı manayı ve şekli ifade eden o yazıyı denizin damlalarına da  yazıyor. Böylece her nazar sahibi o denizin umumu üstündeki yazıyı damlalar vasıtası ile okuyor. Sonra o denizin üstündeki haşmetli yazıya intikal ediyor. Yoksa, damla olmasa, o yazıyı okuması mümkün değildir.

İşte, deniz kainattır. O yazı ise Allah’ın  isim ve sıfatlarının tecellisidir. Damla ve üstündeki aynı yazı ise, kainatın umumundaki o tecellilerin cüzündeki tecellisidir. Deniz vahidiyeti; damla ise ehadiyeti temsil ediyor. Bütün nebatat veya umum çiçekler, vahidiyeti gösterir. Küçük ve tek bir çiçek ise, ehadiyeti gösterir.

Vahidiyet, azamet ve kibriyayı temsil eder; ehadiyet ise, cemal ve şefkati temsil eder.

Vahidiyetin hüküm sürdüğü kesret ve kainat arkasında Allah’ın Zat-ı Akdesini mülahaza etmek, yani fikir ile görmek çok zordur. Bu yüzden Allah’ı mülahaza etmek ve akılları kesrette boğdurmamak için ehadiyete ve cüzde tecelliye ihtiyaç vardır.

Besmelenin içindeki isimler sırası ile büyükten küçüğe yani vahidiyetten ehediyete bir intikal, bir geliştir. Allah ismi kainatı, Rahman ismi dünyayı, Rahim ismi de insan mahiyetini mekan ve merkez tutmuş. Yalnız hepsi birbirlerini gösterir mahiyettedir, damla ile deniz üstündeki tevhit yazısı gibi.

İnsanın mahiyet simasının Rahim ismine isnat edilmesi; bu ismin daha ziyade cüzi ve cüzlerde tecelli etmesindendir. İnsanın yüzündeki göz, kulak, burun, dil, gibi cihazlar Rahim isminin en somut ve katılaşmış şeklidir. Mesela, insana takılan göz ve bu göze ait sayısız görsel nimetler, şefkat manasının en zahir bir tecellisidir. İnsan bu şefkat ve nimetleri elli yüz gramlık et parçası olan gözle tartıp tadabiliyor.

İnsanın mahiyet-i câmiasının simasındaki letâif-i refet ve dekaik-i şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhi...”

Bu tabir insanın mükemmel duygu ve cihazlar ile donatılıp bütün kainatın insana bir sofra  şeklinde takdim edilmesine kinayedir. Yani Allah sonsuz re’fet ve şefkati ile bütün kainatı insana bir sofra şeklinde takdim etmiş ve ediyor ve insan sahip olmuş olduğu her bir cihaz ile bir nimet alemine bakıyor ve o alemden istifade ediyor. Bütün bunlar Rahim isminin özel ve hususi bir tecellisidir.

(1) bk. Lem'alar, On Dördüncü Lem'a, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...