"Sonra insanın mahiyet-i câmiasının sîmasındaki letaif-i re´fet ve dekaik-ı şefkat ve şuaat-ı merhamet-i İlahiyeden tezahür eden sikke-i ulya-i rahîmiyettir ki..." cümlesini devamıyla açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan nasıl dağınık ve büyük olan kâinatın toplanmış ve temerküz etmiş (merkezileşmiş) hâli ise, insan mahiyetinin toplanmış ve temerküz etmiş hâli de insanın siması, yani yüz kısmıdır. Yani kâinat insanda insan da simada toplanıp temerküz etmiştir.

"Muhakkak ki Allah, Âdem (a.s.)'i Rahmân sûretinde yaratmıştır."(1)

Ebu Said el-Hudrî’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

“Biriniz kardeşiyle kavga ederse, yüzüne vurmaktan sakınsın.”(2)

Aslında her canlının en şerefli yeri yüzüdür. Bu sebepledir ki, yalnız insanların değil, hayvanların yüzüne vurmayı yasaklayan rivayetler de vardır. Ayrıca şu hadisler de bu ince manaya işaret ediyor.

Hz. Cabir, “Resulullah bizi yüzü damgalamaktan ve yüze vurmaktan sakındırdı.”(3).

Yine Hz. Cabir’in bildirdiğine göre, bir gün Hz. Peygamber (a.s.m), yüzü damgalanmış bir eşeği görünce, “Bunu yapana lanet olsun.” diyerek tepki gösterdi.(4).

Evet, Allah yedi subuti sıfatının tecellisini insanın yüz kısmında toplamıştır. İnsandaki göz Allah’ın görme sıfatını, dil konuşma sıfatını, kulak işitme sıfatını, beyin ise ilim ve irade sıfatını temsil ediyor ki, bütün bunlar insanın sima dediğimiz yüz ve baş kısmında toplanmışlardır.

Ve Allah’ın ihsan ve ikramlarının en muazzam tecellisi yine insanın yüz kısmındadır. Çünkü insan bütün kâinattaki nimetleri yüzündeki azalar ile tadıp tartabiliyor. Görme, işitme, koklama, tatma ve idrak gibi beş duyu insanın simasında toplanmıştır. Ve bütün nimetler de bu duyular ile tadılabiliyor. Allah’ın insana olan şefkat ve re’feti insanın yüzünde çok şaşaalı ve haşmetli bir şekilde parlıyor.

"Sonra, insanın mahiyet-i câmiasının simasındaki letâif-i refet ve dekaik-i şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhiyeden tezahür eden sikke-i ulyâ-yı Rahîmiyettir ki, 'Bismillâhirrahmânirrahîm'deki er-Rahîm ona bakıyor."

"Demek, Bismillâhirrahmânirrahîm, sahife-i âlemde bir satır-ı nuranî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvanıdır ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak bir hattıdır. Yani, Bismillâhirrahmânirrahîm, yukarıdan nüzul ile semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musaggarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi Arşa bağlar, insanî arşa çıkmaya bir yol olur."(5)

Burada, Allah’ın rubbiyetinin, yani tasarruf ve terbiyesinin büyükten küçüğe doğru üç tecelli merkezine ve mahalline işaret ediliyor. Allah, isim ve sıfatları ile nasıl kâinatın bütününde tedbir ve terbiyede bulunuyor ise, aynı şekilde dünyada ve insanın mahiyetinde de aynı tedbir ve terbiyeyi gösteriyor.

Kâinat, Allah’ın isim ve sıfatlarının azamet ve haşmet ile tecelli ettiği bir merkezdir. Bu sebeple besmeledeki Allah lafzına bakıyor. Zira Allah lafzı bütün isim ve sıfatların toplandığı genel ve özel bir isimdir.

Dünya, canlı ve hayat sahiplerinin bir mekânı ve mahalli olmasından dolayı, besmeledeki Rahman isminin bir tecelli merkezidir. Yani dünya denilen yerde galip isim besmeledeki Rahman ismidir. Rızka muhtaç olan bütün hayat sahiplerini tedbir ve terbiye ediyor.

Allah’ın Rahim ismi şefkatin küçük ve okunaklı bir şekilde mahlûkat üzerinde tecelli etmesinden ibarettir.

İnsanın mahiyeti besmeledeki Rahim isminin bir tecelli merkezidir. İnsan mahiyeti itibariyle kâinatın küçük bir modeli ve misali olmasından dolayı, Allah’ın kâinatta azamet ve haşmet ile tecelli eden isim ve sıfatları burada daha mütevazı ve okunaklı bir şekilde tecelli ediyor. İşte besmeledeki Rahim isminin tecelli üssü ve merkezi, insanın bu geniş mahiyetidir.

Allah’ın isim ve sıfatlarının iki tarzda ve iki tecelli mahalli vardır. Birisi, Kâinatın umumu üzerinde büyük ve azametli tecelliyatıdır. Diğeri ise, kâinatın her bir cüz’ünde ve cüz’isindeki tecelliyatıdır.

Kâinatın umumunda tecelli eden o isim ve sıfatlar, çok azametli ve kibriyalı olmasından, okunması ve ihata edilmesi herkese müyesser olmuyor. Onun için Allah, o kâinatın umumundaki azametli ve kibriyalı olan tecelli yazısını herkesin rahat ve kolaylıkla okuyabileceği boyutlara indiriyor.

İşte, kâinatın umumunda azamet ve kibriya ile tecelli eden isim ve sıfatlarına vahidiyet denir. Onun küçük bir modeli hükmünde olan cüz’ündeki tecelliyatına da ehadiyet denir.

Vahidiyet, külli ve umumi tecelliyattır. Ehadiyet ise, cüzi ve hususi bir tecelliyattır. Bu hakikate şöyle bir temsil ile bakabiliriz.

Mesela, büyük bir denizin üstüne, denizi ihata edecek kadar büyük harflerle kelime-i tevhid yazılsa, bu yazıyı okuyabilmek için, denizi kuşbakışı ihata edecek bir mevkie çıkmak lazımdır. Ama buna herkes tam güç yetiremeyeceği için, o yazıyı yazan zat, aynı manayı ve şekli denizin damlalarına da yazıyor. Böylece her nazar sahibi o denizin umumu üstündeki yazıyı damlalar vasıtası ile okuyor. Sonra o denizin üstündeki haşmetli yazıya intikal ediyor. Yoksa damla olmasa, o yazıyı okuması mümkün değildir.

İşte, deniz kâinattır. O yazı ise Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisidir. Damla ve üstündeki aynı yazı ise, kâinatın umumundaki o tecellilerin cüzündeki tecellisidir. Deniz vahidiyeti, damla ise ehadiyeti temsil ediyor. Bütün nebatat veya umum çiçekler, vahidiyeti gösterir; küçük ve tek bir çiçek ise, ehadiyeti gösterir.

Vahidiyet, azamet ve kibriyayı temsil eder; ehadiyet ise, cemal ve şefkati temsil eder.

İnsanın mahiyet simasının Rahim ismine isnat edilmesi; bu ismin daha ziyade cüzi ve cüzlerde tecelli etmesindendir. İnsanın yüzündeki göz, kulak, burun, dil, gibi cihazlar Rahim isminin en somut ve cisimleşmiş şeklidir. Mesela, insana takılan göz ve bu göze ait sayısız görsel nimetler, şefkat manasının en zahir bir tecellisidir. İnsan bu şefkat ve nimetleri yüz gramlık yağ bezesi parçası olan gözle tartıp tadabiliyor.

“İnsanın mahiyet-i câmiasının simasındaki letâif-i refet ve dekaik-i şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhi...”

Bu tabir insanın mükemmel duygu ve cihazlar ile donatılıp bütün kâinatın insana bir sofra şeklinde takdim edilmesine kinayedir. Yani Allah sonsuz re’fet ve şefkati ile bütün kâinatı insana bir sofra şeklinde takdim etmiş ve ediyor ve insan, sahip olmuş olduğu her bir cihaz ile bir nimet âlemine bakıyor ve o âlemden istifade ediyor. Bütün bunlar Rahim isminin özel ve hususi bir tecellisidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Buharî, İsti'zân: 1; Müslim, Birr: 115, Cennet: 28; Müsned, 2:244, 251...
(2) bk. Mecmau’z-Zevaid, 8/106.
(3) bk. Müslim, Libas, 106.
(4) bk. Müslim, Libas, 107.
(5) bk.
Lem'alar, On Dördüncü Lem'a, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

Burhan571
Cok güzel bir cevap verdiniz
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bedrenurlu
Cenabi Hakk sizlerden ebeden daimen razi olsun.Amin.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcum
Allah razı olsun,ihtiyaca binaen Rabbim sizin aracılığınızla hakikatlerin özüne inmek nasib oldu
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erdem79

"İnsan nasıl dağınık ve büyük olan kâinatın toplanmış ve temerküz etmiş (merkezileşmiş) hâli ise, insan mahiyetinin toplanmış ve temerküz etmiş hâli de insanın siması, yani yüz kısmıdır. Yani kâinat insanda insan da simada toplanıp temerküz etmiştir." denilmiş.temerküz edilen yerin yüz değil de kalp olması gerekmiyor mu?

Kainata dağılmış isim ve sıfatları okuyanın kalp olması,şuunat-ı ilahiyeyi idrak makamının kalp olması,18.000 alemi hissedip bilenin kalp olması vb.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Allah'ın yedi sabit sıfatı insanın simasında bulunduğundan dolayı insanın yüzü temerküz etmiştir. Görmek, konuşmak, işitmek, ilim, irade hep insanın baş kısmında toplanmış. Ama esas olan kalptir sima yedi sıfat açısından merkeziyet kazanmış. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erdem79

"Burada, Allah’ın rubbiyetinin, yani tasarruf " ile başlayan paragraftan önceki açıklamalar soruda geçen Risalei Nurdaki metinden tamamen bağımsız ve o metinin açıklamasının dışında bir açıklama olarak duruyor düşüncesindeyim. Saygılar.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...